Geçen haftaki yazımda kısmen değindim.

Bu hafta madde madde üzerinde duralım.

Ülkenin içine sürüklendiği gündem sıcaklığını koruyor.

Yağmur gibi yağan zamlardan millet bunalmış durumda..

İktidara güveni devam eden yurttaşlar yapılan zamların Erdoğan liderliğinde ortaya konulan "milli politikalar" sebebiyle olduğuna inanıyor.

Yani ortada bir sorun var ama bu "Dış güçlerin" ülkeyi ve Erdoğan'ı "Diz çöktürmek" istediği için var.

İktidarın beceriksizliği yerine "Dış güçler" tezine inanmak, kendileri gibi düşünmeyenleri "Erdoğan düşmanlığıyla" suçlayarak gerçeği görmek istemiyorlar.

Anlaşılan kanaatlerinin değişmesi için güven eşiklerinin aşınması gerekiyor.

Hatırlatalım, iktidar yani Erdoğan, 2018 seçimlerine giderken de benzer sebeplerle seçmenden oy istedi ve seçim kampanyasını "Beka kaygısı" üzerine kurmuştu.

Erdoğan o günlerde, dolar manipülasyonlarıyla ele geçirilmek istenen ülkenin(!) kurtuluşu için "Verin kardeşinize yetkiyi görün etkiyi" demişti.

O günlerde dolar 3.50 tl idi, şimdi 17.00 tl, enflasyon %11 bile değildi, şimdi resmi rakamlara göre ℅74 oldu…

Erdoğan'a verilen yetkiden sonra ülkeye etkisi böyle oldu maalesef..

Yani tam olarak yoksullaştık, ülkeyi yönetemez oldular…

Buna rağmen şimdi de aynı masalı okuyor, iktidara güveni sürdürenlerde aynı masalı dinlemeye devam ediyorlar…

Tabi bu arada iktidara güvenlerini yitirenlerin sayısı da az değil ve günden güne bu oran artıyor.

Önemli bir seçmen grubu ise, "İyi de kim gelecek?" diyerek çaresizlik içinde ne yapacağını belirlemeye çalışıyor.

İşte bu noktada bir kısım medya ve bazı çevreler adayın kim olacağını konuşuyor.

Mevcut sisteme şartlanmış şekilde düşünenler Erdoğan'ı yenecek aday arayışında…

Oysa sadece Erdoğan çok kötü olduğu için bu duruma gelmedik, ülke olarak geldiğimiz yerde sistemin de payı çok.

Bu görüş bazı seçmen grupları tarafından inandırıcı bulunmuyor…

Bize göre kötü yönetimin esas sebebi, "Tek adam" sistemidir.

Bu sistem bizatihi kötülük üretmekte; hukuk, denetim, hesap verilebilirlik ve ortak aklı devre dışı bırakmaktadır.

Bu haliyle sorunların ana kaynağının sistem olduğu açık..

Sorunu yerinde tespit eden muhalefet ise, çözüm için öncelikle "Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi" önermektedir.

İlk defa Ahmet Davutoğlu'nun Gelecek Partisinin yazılı metin olarak ortaya koyduğu Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisi, diğer muhalif partilerle müzakereye açıldı ve bu müzakerelerin neticesinde öneri "Altılı Masada" gündeme alındı.

Bugüne kadar altılı masa liderler düzeyinde dört kez toplandı.

Son toplantı Gelecek Partisinin ev sahipliğinde yapıldı ve bu toplantıda altı lider "Temel İlkeler ve Hedefler" başlığı altında on maddelik bir metni imzalayarak kamuoyuyla paylaştı.

Bu belge ile masanın niçin kurulduğu, hedefinin ne olduğu, toplum kesimlerine ne vadettiği bir doküman üzerinden açıklanmış ve açıklanan hedef ve ilkeler altı lider tarafından topluma taahhüt edilmiş oldu.

Şimdi bu maddelere kısaca değinelim.

1-Parlamenter sistemin arızaları giderilerek "Kuvvetler ayrılığı İlkesine" sadık parlamenter sistemin yeniden inşa edilmesi..

2-Kamu Düzeninin Yasakçı ve Güvenlikçi değil, Özgürlükçü ve Eşitlikçi bakış açısıyla yeniden düzenlemesi…

3-Her Tür Ayrımcı Uygulamaya Son verilmesi; Çoğulcu, Katılımcı ve Özgürlükçü Demokrasinin kurumsallaştırılması…

4-Düşünce, İfade ve Basın Özgürlüğünü kurumsallaştırılarak hukuk düzeninin hayata geçirilmesi…

5-Din ve Vicdan Özgürlüğünün teminat altına alınması, kamuda ve özel hayatta kazanılmış, pratik uygulama imkanı bulmuş haklar ve tercihlerin korunması, keyfiliğin yerine temel insan  haklarına dayalı olarak kazanımların güvence altına alınması, bu konuda geçmişte yaşanan bir takım sıkıntıların kaynağı olarak ileri sürülen ve anayasanın değişmez ilkelerinden olan laiklik anlayışının birey ve toplum için özgürlükçü bir anlayışla yorumlanması..

6-Hiç Kimsenin Siyasi Tercihleri Sebebiyle Suçlanmaması, toplumsal barışın rövanşist tavır ve kolektif suç anlayışı üzerinden zarar görmesine müsade edilmemesi, demokratik hukuk devleti anlayışıyla her kişi ve işlemin denetime tabi tutulması, ülkenin kaynaklarını hukuk ve ahlak dışı yol ve yöntemlerle elde edenlerden (Doğrudan ihaleler vb yollarla korunanların) bağımsız ve tarafsız yargının karşısına çıkartılması…

7-Sosyal Devlet ve Gelir Adaletinin sağlanması için Anayasanın başlangıç hükümlerinden olan Sosyal devlet anlayışı gereği bütün dezavantajlı kesimlerin haklarının teminat altına alınacağı, hiç bir yurttaşın sahipsizlik duygusu yaşamasına müsade edilmeyeceği…

8-Üretim ve İstihdam Odaklı Ekonominin kurulması, sürdürülmesi için AR-GE ve üretim odaklı ekonomi politikasının izlenmesi,  tüm kurumlarda rasyonel ve bilimsel veriler dikkate alınarak hayat pahalılığı ile mücadele ve gelir adaletiyle, istihdam ve üretim odaklı bir anlayışın egemen kılınması…

9-Siyasi Etik Reformunun mutlaka hayata geçirilmesi, devlette liyakatin esas alınması, demokratik meşruiyeti olmayan hiç bir yapının devlette organize olması ve kaos senaryosu çizenlere fırsat verilmeyeceği…

10-Etkin ve İtibarlı Dış Politikayla ülkenin çıkar ve itibarının korunması, ülkenin etkinliğinin en üst düzeye çıkarılması, AB perspektifine odaklanarak uluslararası kurumların saygın üyesi yapılması…

Köklerini Osmanlı toplum ve düşünce dünyasından alan farklı siyasi akımların; milliyetçilik, muhafazakârlık ve modernlik düşüncelerinin temsilcilerinin Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken ilk yüzyılın tecrübelerinden de istifade ederek Cumhuriyetimizi "Rövanşist" saplantılar yerine, Demokrasi ve Hukuk Devleti ilkeleriyle taçlandırılan; daha özgür, müreffeh, huzurlu ve demokratik devleti gelecek nesillere emanet bırakma ülküsünü gerçekleştirinceye kadar sürdürme iradesini ortaya koymuş, imza altına almışlardır.

Masanın bu vizyon ve ruhla varlığı ülke siyaseti için devrim niteliğindedir.

Bu birliktelikle insanımız beklediği özgürlükçü anayasaya kavuşma imkânı da bulacaktır.

Yapılacak seçimlerle bu imkan milletimizin onayına sunulacak..

Bu vizyon ve ruhun önemsendiği yerde Cumhurbaşkanı adaylığını konuşmak anlamlı değildir.

Toplum olarak bizi otoriter yönetime  hapsetmek, geleceğimizi birkaç ailenin ipoteği altına almakla eşdeğer olan Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi zindanından kurtulmanın reçetesi önerilen on maddenin hayata geçmesiyle mümkündür.

Bu irade vakti geldiğinde elbette Cumhurbaşkanı adayını da çıkaracaktır.

Adaya odaklanmak millete kurulan tuzaktır.

Meselemiz sadece Erdoğan'ı değil, "Tek Adam Sistemini" değiştirmek, yeniden "Kuvvetler ayrılığına dayanan Hukuk Devletini" kuracak yetkiyi milletten almak olmalıdır.

Gelecek Partisi Genel Merkezinde imza altına alınan belge, bu yönüyle tarihe geçecek niteliktedir.

Kısacası, konuşulması gereken adaylar değil sistemdir.