Uzun yıllardır Atatürk ve Cumhuriyet tarihi üzerine çalışıyorum. 8 kitabım, yüzlerce makalem var. Hep Atatürk’ü ve dönemini anlamaya çalıştım.
Atatürk’te dikkatimi çeken samimi halk sevgisi ve bağımsızlık tutkusudur. Atatürk ayrıca gençliğinden itibaren çok okuyan ve çağını anlamaya çalışan bir devrimcidir. Çok iyi strateji ustası, siyasetçi ve tabii ki askerdir.
Özel hayatında da örnek bir insandır. Tutumlu, insan sever, mal-mülk düşkünlüğü olmayan, devlet işleriyle özel işlerini ayırmasını bilen bir yöneticidir. Örneğin geceleri kurulan meşhur masası özel görüşmeyse kendi şahsi bütçesinden, orada devlet işleri görüşülecekse devlet kesesinden masraflar ödenir. 1936 Haziran’ında üzerindeki bütün malları Hazine’ye bağışlar. Hatta kardeşine kalmaması için özel yasa çıkartır. “Mal-mülk bana yük geliyor” diyen bir insan.
Atatürk’ü, askerlik ve siyasi liderliğinin yanı sıra bu özel özellikleri de yüceltir. Arkadaş ve dost canlısı olduğunu da unutmayalım. Atatürk İş Bankası’ndaki hisselerini yönetmesi ve bazı gelirlerini “fikirlerim yaşasın” diye CHP’ye bağışlamıştır.
Bugün CHP ne kadar Atatürk’ün partisi bu tartışılır. İsmi Atatürk ancak son derece liberal ve düzen koruyucu bir parti. Batıcı ve NATO’cu. Geleceği okuyamayan bir yönetim ekibinin elinde olduğu görülüyor. CHP aslında kıvranıyor. Bunun için de büyüyemiyor, Türkiye’nin sorunlarına çare bulamıyor. Oysa dünya yeni bir değişimin eşiğinde. 1945 sonrası kurulan ABD merkezli dünya düzeni yıkılıyor. Çin merkezli bir Asya dünyası kuruluyor. Buralarda çözüm üretenler geleceğin partisi olacağı bir gerçek.
Son günlerdeki yolsuzluklara ilişkin çıkan haberler üzüntü verici. Maalesef devlet kurumlarındaki yolsuzluk ve usulsüzlük bir türlü bitmiyor. Görünen o ki bazı CHP yöneticileri de bu işe bulaşmış. Yargı aşamasında olacağı için fazla yorum yapmıyorum.
Birilerine ders olur diye Atatürk’ten bir önemli olayı anlatarak yazımı bitirmek istiyorum.
Unutmayalım Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk, yolsuzlukları affetmezdi. Denizcilik Bakanlığı'ndaki bir yolsuzluk nedeniyle bu bakanlığı kapattığını biliyoruz. Ayrıca bir yolsuzluğa karışan yakınındaki bir şahsı uzaklaştırdığını da…
İRAN ŞAHINA HEDİYE OLAYI
Komşumuz İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye’ye 1934 yılında gelişi ve uzun gezisi meşhurdur. Bu gezide yaşanan bir olayın İran’daki perde arkasını Tahran Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Asgar Ferdi yıllar önce bana aktarmıştı. Bu vesileyle 2018 yılında kaybettiğimiz Türkiye dostu Hocamızı rahmet ve saygıyla anıyorum:
“İran`ın çağdaş tarihi metinlerinde bir mevzudan sohbet gider ki belki Türkiye’de pek de bilinen konu değildir. O yüzden tanıdık bir konu olmadıysa size hatıra olarak takdim ediyorum.
Bizim Şah Rıza Pehlevi, Atatürk’ün davetiyle Türkiye ziyaretine giderken İran’ın en pahalı halılarından çok enfes ve büyük ölçülü birkaç parça halı (Tebriz halısı) götürmüş ve bir murassa (mücevherlerle süslü) kılıç, murassa vazolar gibi kıymetli hediyeler vermiş.
Rıza Şah, İran’a dönerken Atatürk ona birkaç kavanozda turşu ve baharatlar ikram etmiş. Rıza Şah Kemal Paşa’nın bu hediyelerinden alınmış ve demiş ki bizim hediyeye ihtiyacımız yoktur. Kemal Paşa bu hediyelerle bize hakaret etmek mi istemiş? Ne bunlar? Benim hediyelerimin karşılığı bunlar mı? Onun bu sitemi Kemal Paşa duymuş istasyonda onu yolcu ederken hediyesinin maddi değeri olmadığından özür dilemiş ve demiş ki:
“Sayın Şahım ben kardeşlerime vermek istediğim hediyeleri kendi maaşımla alırım. Bu yüzden de zati şahanenize layık olacak bir nesneyi alıp hediye etmek için de param yetmez. Bunları bir kardeş payı olarak kabul etmenizi rica ederim. Hem turşu almak aklıma geldi ki bozulmaz ve birkaç müddet kardeşim yemekleri sırasında onlardan tadar ve beni hatırlar, bu kadar. Sakın aklınıza herhangi bir art niyetten yaptığım bir hakaret falan gelmesin.”