1991-93 yılları arasında Hürriyet Aydın Bürosu ve SES Gazetesinde birlikte çalıştık. Coşkun elimiz ayağımızdı. Aydın ve ilçelerinde önemli bir olay olsun o koşardı. Elinde ve omuzunda çantası ve fotoğraf makinesi her yere hızır acil servis gibi giderdi.
Bana mısın demezdi. Aydın sıcağında kan ter içinde kalırdı. Hiç ofladığını görmedim. Şikayet yoktu onda. Mesleğini seviyordu. Keyif alıyordu.
Nerede bir olay olsa Coşkun koş derdik. Koşardı.
Coşkun şurada kaza olmuş, şurada cinayet olmuş, şurada toplantı var. Hemen git derdik o gece gündüz giderdi. Elinde telsiz de vardı. Polis telsizlerini dinler olay yerine herkesten önce koşardı. Onun bir de yardımcısı vardı Şevki Kıroba... İkisi de hareketli tim gibiydi. Kimseye haber kaptırmazdık.

İstanbul 2015...
O yıllarda Ege'de Hürriyet Ege ve Yeni Asır rekabeti vardı. Bir haber atla da sabah görürsün fırçayı. Üst üste atlarsan da kapı dışarı edilirsin. Biz bu manada Coşkun'a güvenirdik. O hepsinin üstesinden gelirdi. Ağlamaz sızlamazdı. Hep güleç yüzlüydü. Ben onun bu yüzünü severdim. Arada yanaklarını okşar harikasın Coşkun derdim. O da o tatlı gülüşüyle ortamı yumuşatır. Şen şakrak çalışırdık.
Sanki ömür boyu gazetecilik yapacak gibiydi. Her olaydan sonra daha da kendini geliştirirdi. Ben ona kolay haber yazımını da öğretmiştim. Bunun sayesinde daha rahat ve anlaşılır haberler yazardı. Oh be derdi. Ya Yalçın Ata bir öğretmen gibi yanına oturtup öğretmiyor sadece fırça atıyor derdi. Olsun aldırma derdim. Sen daha iyi olacaksın. Yetir ki kendini ver ve dikkatli ol. Öyle de oluyordu.
1971 doğumluydu. Endüstri Meslek Lisesi'ni yeni bitirmişti. 20 yaşındaydı o yıllarda. Cıvıl cıvıldı... Derken bir gün geldi Ağabey biz ailece İzmir'e taşınıyoruz, dedi. Sen dedim. Ben de gitmek zorundayım... Ve ailece gitti. Ben de 1995 yılında İstanbul'a taşındım. Orada mesleğimi sürdürdüm...
Ve sonra Muğla'ya işadamı olarak gitti. Mermer işletmeciliği yapıyordu. İşini adım adım geliştirmiş aile de kurarak iyi bir aile reisi de olmuştu. Ara ara konuşur eski günleri yad ederdik. 2015 yılında İstanbul'a gelmişti. Bana da uğradı. Bol bol konuştuk... Meğer son görüşmemizmiş. Derken geçen gün acı haberini aldım ve çok üzüldüm. Mermer taşıyan araç devrilmiş ve altında kalarak can vermiş...
Söylenecek çok şey var ancak Coşkun yok. Benim can arkadaşım kardeşim... İnan ölüm sana hiç yakışmadı.
Coşkun hep koştu ve 100 metrelik maratonu birincilikle bitirdi. Ruhu şad olsun.
İki gündür onu düşünüyorum, insanların kaderi bazen kader anlarında seçtiği meslekte saklıdır... Onun da öyle oldu.
13 yaşındaki oğlu Kaan'a sağlıklı yaşam ve gelecek diliyorum...

1991 Aydın Hürriyet Bürosu...
NOT: Bu fotoğrafı 1991 yılında ben çekmiştim. En beğendiğim fotoğraftı. Onu en iyi yansıtıyordu. Hep yanımda taşıdım...