Gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun bu yıl 33. ölüm yıl dönümü. 24 Ocak 2001 tarihinde şehit edilen Diyarbakır Emniyet Müdür Gaffar Okkan’ın şehit edilişinin ise 25. yıl dönümü. İki önemli isim de ABD ve İsrail destekli PKK bölücülüğü ile mücadele ederken şehit oldular. Ne ilginçtir ki ikisinin de mücadele ettiği bölücülük bu yıl büyük darbe alarak bölgeden silinme noktasına geldi. Kürt vatandaşlarımız ile bütünleşme gündemde… Bu tarihi günlerde iki şehidimizi de saygıyla anıyoruz.
PKK DESTEKÇİLERİNİN İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARMIŞTI
24 Ocak 1993 günü Ankara’da katledilen Mumcu, araştırmacı gazeteciliğin en iyi örneklerinden biriydi. Genç gazetecilerin örnek aldığı bir insandı. 1960-70 yılları arasında yolsuzlukları, 1970-80 arasında darbe maksatlı terörü ve bağlantılarını, 1990-93 yılları arasında ise PKK ve destekçilerini araştırıyordu. Bu araştırmaları ABD ve İsrail’i rahatsız etti ve Türkiye’deki mekanizmaları olan Gladyo eli ile katledildi! Saldırı baştan sona, tam manasıyla Gladyo eylemiydi ve üstü örtülerek hedef saptırıldı. Bir örnek verelim: Aracına konulan bomba C-4 idi ve bu patlayıcı NATO standardında ABD malıydı.
Amatörlerin üzerine atıldı, İran hedef gösterildi. Bu yalanlara kimse inanmadı. Dönemin hükümeti “namus sözü” vermesine rağmen suikastı çözemedi. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın deyimiyle “tuğla kaldırılırsa birileri altında kalır” idi. Ne “tuğla” kaldırıldı ne de daha ileriye gidildi. ABD Gladyosu ile 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sırasında hesaplaşıldı ve binlerce Gladyocu hapse atılarak Türkiye’nin önü açıldı.
ABD ELİYLE BÜYÜTÜLEN ÖRGÜT
ABD’nin Irak’a abandığı günlerde PKK, Lübnan’daki kamplarını Irak’ın kuzeyine taşımış ve Türkiye’ye yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Öyle ki bölük seviyesinde saldırıyordu. Bölgeye gelmesiyle ABD’nin kontrolüne girmesi bir oldu. Yeni taktik ve yöntemlerle saldırmaya başladı. 1991 yılına kadar köy baskınları yapıyor, alan hâkimiyeti kurmaya çalışıyordu. Yüzlerce köy baskınlarıyla binlerce vatandaşımızı katletti. Korku saldı...
Türkiye 1991-94 yılları arasında Güneydoğu’da büyük operasyonlar yapmasına rağmen tam manasıyla alan hâkimiyeti kuramamıştı. 1994 yılında Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın Genelkurmay Başkanı olmasıyla hâkimiyet başladı. Karadayı, halkı kazanma taktiğini öne çıkardı. Doğrusu da buydu… Bu yöntem başarılı oldu. Bu süreç 1999 yılında PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın yakalanarak Türkiye'ye getirilmesiyle tam hâkimiyete dönüştü.
SİNDİRME VE SUİKASTLAR DÖNEMİ
İşte 1991-94 arasında Türkiye’nin baş sorunu PKK terörü idi. Devlet yöneticileri bu dönemde ABD ve Avrupa ülkelerini, PKK’nın destek aldığı “dış güçler” olarak açıkladılar. Gazeteci Uğur Mumcu ise araştırmalarında ABD ve İsrail’in parmağını net şekilde görüyor ve bunları gazetesindeki köşesinde yazıyordu. Onun yazdığı ve katledildiği dönemde çok sayıda general, subay ve güvenlik uzmanı katledildi. Hepsi de suikastlarla. Bu suikastlar 17 Şubat 1993 günü Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in Ankara’da uçağına yapılan sabotajla katledilmesiyle zirve yaptı. Türkiye ayağa kalktı. Zamanın Genelkurmayı, “Suikast değil, kaza” açıklaması yaptı. Buna kimse inanmadı. Bunun böyle olmadığını Aydınlık dergisi uzun soluklu çabasıyla açıkladı.

Uğur Mumcu’nun katledilmesi çok açık şekilde ABD’nin kukla devlet projesine oturuyor. ABD bunun için bölgemizde 1960’lardan bu yana çaba harcıyordu. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Doğu’ya Irak üzerinden yerleşmeye başladı. ABD, Türkiye-İran-Irak ve Suriye ekseninde kukla devlet kurmak istiyordu. Kendine tabi, İsrail’e yardımcı…
Uğur Mumcu tıpkı Bitlis gibi PKK terörüne vatansever çizgiden bakıyor ve bu işin arkasında ABD’nin olduğunu görüyordu. Bunu cesaretle yazdı. Onun, bunları yazdığı günlerde Amerikancı kesim, “Vur kurtul mu, ver kurtul mu?” söylemlerini geliştiriyordu.
İşte böylesine çetin günlerde Türkiye’nin mücadelesini kırmak, tıpkı Yugoslavya gibi bölmek için Mumcu ve Bitlis’i katlettiler. O günlerde ortaya attıkları gibi “Atatürkçü ve laik” olduğu için değil; bizzat ABD ve İsrail’in çarkına çomak soktuğu için öldürüldü!
FETÖ’CÜ GLADYO CİNAYETLERİ
Peki, bu cinayeti Türkiye’de kim sahneye koydu? FETÖ’cü Gladyo yaptı. 12 Eylül 1980 öncesi ordu içinde etkin olan Gladyo, 1990 yılından sonra Emniyet içinde etkin olmaya başladı. Merkezini oraya kaydırdı. Türkiye’de 1990-1999 yılları arasında işlenen aydın cinayetlerinde bu örgütün parmağını görüyoruz. Çünkü çok iz bıraktı… Devlet içindeki güçlerini kullanarak cinayet işlediler, merkezi perdelediler, amatör –sözde- katilleri kamuoyunun önüne atarak onlarla oyaladılar ve asıl failleri gizlediler. Hele merkeze, hiç dokundurmadılar! Bu süreç 15 Temmuz 2016’ya kadar sürdü. O günden bu yana Türkiye’de cinayet ve suikast düzenleyemiyorlar. Çünkü tasfiye edildiler…
'UĞUR'UN SON DÖNEM YAZILARI PKK ÜZERİNEYDİ'
Ağabeyi Av. Ceyhan Mumcu, 24 Ocak 2008 günü Ulusal Kanal’a yaptığı açıklamada, kardeşinin kesinlikle ABD tarafından öldürüldüğünü ve "İran yaptı" iddiasının hedef saptırma olduğunu açıkladı. Vatandaşlara da çağrıda bulunan Mumcu, “Lütfen artık dikkatli olalım ve Uğur Mumcu'nun katili İran'dır demeyelim. Maalesef ben bunu sık sık söylediğim halde bazıları televizyonlara çıkıp hâlâ 'Uğur Mumcu'yu İran öldürttü' diye açıklama yapıyor. Bu doğru değildir. Benim yaptığım araştırmaya göre ABD, 1992 Mayıs'ında Mumcu'yu öldürme kararı aldı.” dedi.
Mumcu, kardeşinin son yıllarda ABD ve İsrail bağlantılı terör örgütü PKK'nın faaliyetleriyle ilgili araştırmalar yaptığını da söyledi. Uğur Mumcu'nun hayatı boyunca İran aleyhine yazılar yazmadığını ve aksine bir yazısında Humeyni'nin 'ne ABD ne SSCB' dediğini ve tam bağımsız İran'ı hedeflediği için takdir ettiğini de kaydetti. Mumcu, “Kardeşim antiemperyalist ve bağımsızlıkçı olduğu için katledildi.” dedi.
Av. Mumcu şu önemli saptamayı da yapıyor: “Uğur’un yazıları üzerinden araştırma yaptım. 1993 yılında öldürülene kadar yazılarının yüzde 64’ü Amerika’nın Irak işgali ve 'Büyük Kürdistan' projesi üzerineydi.”
CIA VE MOSSAD'I KALEME ALDI
Uğur Mumcu'nun PKK-ABD ve İsrail bağına dikkat çektiği yazılarından, son günlerde kaleme aldığı iki önemli yazıdan birer bölüm sunuyoruz:
“Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu, her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki, MOSSAD-Barzani ilişkisidir. (...) CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. 1971... MOSSAD'dan Kürtlere her ay 50 bin dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve öyle anlaşılıyor ki daha da sürecek. (...) Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa, ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD antiemperyalist savaş yapıyorlar da dünya bu savaşın farkında mı değil?” (Cumhuriyet, 7 Ocak 1993.)
'ÇEKİÇ GÜÇ'E NEDEN SUSUYORLAR'
“Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurdurduktan sonra 38. paraleldeki Irak savaş uçaklarını düşürmek 'Irak'ın toprak bütünlüğünü' savunmak mıdır? Yoksa 'Kürt devleti adına koruma ve kollama harekatı' yapmak mı? 'Çekiç Güç' Türkiye'de konuşlandırılırken muhalefet liderleri olarak yeri göğü inleten Demirel ve İnönü, bugün hükümette neden susuyorlar? Ve neden Çekiç Güç'ün bu oldu bittilerine karşı ses çıkarmıyorlar? Ve neden Bush ve Özal'ın o kadar eleştirip karşı çıktıkları Körfez siyasetini birer noter gibi onaylıyorlar?” (Cumhuriyet, 19 Ocak 1993.)
'İNSAN KENDİ ÜLKESİNİN DEVRİMCİSİ OLMALI'
Uğur Mumcu 1984 yılında BBC Türkçe Radyosu’nun sorularını yanıtlamıştı. Söyleşide bugün için anlamlı sözler sarf ediyor: “Gazeteciliği tek başına gazetecilik diye almıyorum. Gazetecilik bir siyasi işlemin parçasıdır. Onun bir parçası olarak görüyorum ve siyasi kavganın, siyasi mücadelenin bir yeri, bir kürsüsü olarak görüyorum. “Bütün olayları izlemeye çalışıyorum. Dünyada ne var ne yok onu izlemeye çalışıyorum. Çok okuyorum ve yazdığımdan daha çok okuyorum. Bizde gazetecilerin çoğu okumaz, yazarlar. Yani daha çok kendi yazdıklarını okurlar. Ben her konuda araştırma yanlısıyım. “Ben görüş olarak sosyalist eğilimliyim. Bizde sosyalist oldun mu mutlaka ya Sovyetler'in adamı olacaksın ya Çin'in adamı olacaksın. Ama bir insan kendi ülkesinin devrimcisi olmalı. Benim görüşüm bu. Ulusal bağımsız sol... Ben sosyalist eğilimliyim. İşçi sınıfının, emekçi sınıfı ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum. Bu görüşümden hiç ama hiç vazgeçmedim. Ama öte yandan da Türkiye'de bir Kürtçülük, iki silahlı eylemcilik, üç yurtdışına bağımlı sosyalizm yani benim 'kançılarya sosyalizm' dediğim TKP'cilik... Bunlara da karşı çıkıyorum. Ve Türkiye solunu bunların engellediğini sanıyorum.”
DİYARBIKAR EMNİYET MÜDÜRÜ GAFFAR OKKAN
O da aynı merkezle uğraştı...
Diyarbakır Emniyet Müdürü iken katledilen Gaffar Okkan da Türkiye’nin bölünmemesi için canla başla çalışan Emniyetçiydi. Diyarbakır’da görev yaptığı 4 yıl içinde halkla kurduğu sıcak ve samimi ilişkiyle devlet ve milleti birleştirdi. Bu hareketiyle, ABD destekli bölücülüğü rahatsız etti. Okkan, Gladyo’nun tetikçi örgütü Hizbullah’ı da ezmişti. Örgüt hakkında geniş çaplı Bilgi Bankası kurmuştu… Cesurdu ve ne yaptığını biliyordu. Bütün gücüyle Türkiye’nin birliğine çalıştı. Bu uğurda şehit oldu.
17 Ocak 2000 günü İstanbul’da yapılan Hizbullah operasyonu sonrası bir gazeteciye söylediği şu sözler onun ölümünün ipuçlarını verir: “Örgüt deme, bu siyasi bir hareket değil. Bunların hepsi casus!” Yakınları ekliyor: “Atatürkçüydü. Çok kitap okur, iyi eğitim görmüş, yurtsever bir devlet memuruydu!”

OKKAN'A YİRMİ KURŞUN SIKTILAR
Son derece iyi korunuyordu... 24 Ocak 2001 günü Diyarbakır Şehitlik semtindeki Emniyet Müdürlüğü’nden ayrılmış konvoyu ilerliyordu. Önde ve arkada eskort. Ayrıca makam aracının arkasında da koruma ekibi vardı. İlk saldırı 500 metre ileride şehitlik yakınlarında yapıldı. Burada koruma ekibi etkisiz hale getirildi. İçindekilerin hepsi şehit edildi.
Gaffar Okkan’ın aracı ve eskort hızlandı, ancak onlar da 100 metre ileride bombalı ve silahlı saldırıdan kurtulamadı. Saldırganlar en az 10- 15 kişilik bir ekipti. Çok iyi hazırlanmışlardı. Her sokağın başında polisin olduğu bölgede en önemli kişiye saldırı yapıyorlardı. Hiçbiri de vurulmadan hedefi sıfır hatayla vurarak kaçtı. Okkan ve 5 arkadaşı şehit oldu. Okkan’ın vücudundan 20 kurşun çıkarıldı.
ÖZEL EĞİTİLMİŞ EKİP İŞİ
Olay sonrası açıklama yapan bir Emniyet uzmanı şunları söyledi: “Ortada bir silahlı çatışma yok. Şoke edici bir saldırı var. Silahlar olağanüstü iyi kullanılmış. Kentin en kalabalık caddelerinden birinde, ‘nokta vuruşu’ yapılmış. Yoldan geçerken yaralanan hiç kimsenin olmayışı da bunu gösteriyor. Saldırının hedefi, yıllardır OHAL bölgesinde görev yapan ve silah kullanmayı Hizbullahçılardan çok daha iyi bilen ve her an bir saldırıya hazır olan koruma polisleri ve korudukları İl Emniyet Müdürü.”
Bu saldırı için Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş, 2023 yılında yaptığı açıklamada, “Suikastı İsrail’den Mersin’e gelen 5 kişilik tim gerçekleştirdi. Bunlar FETÖ’nün desteğiyle Esenboğa Havalimanı’ndan İsrail’e döndü. Suikast timinin pasaport kaydı ‘Bilgisayar arızası’ gerekçesiyle yapılmadı” iddiasında bulundu. Erdoğan Karakuş bu açıklamalarını benim de yaptığım görüşmede tekrarladı…
İlginçtir, Uğur Mumcu’ya ölümünden 15 gün önce İsrail’in Ankara Büyükelçisi, PKK- İsrail bağlantısına ilişkin yazılarını kastederek “Öldürülmekten hiç korkmuyor musunuz?” sorusunu sormuştu…