İbn-i Haldun; “bir toplumu ayakta tutan temel gücün asabiyet yani ortak ülkü... Dayanışma... Birlik duygusu olduğunu,” söyler.

“Nemelazımcılık başladığında ise bireyler toplumun genel çıkarlarını bırakarak yalnız kendi konfor ve rahatlarını düşünür, bu da toplumsal bağları parçalar”,der.

Devamında da “toplumsal çöküşün en tehlikeli belirtisi haksızlık ve liyakatsizlik karşısında insanlar her şey normalmiş gibi davranır, tüm bunları görmezden gelir ve kabullenir,” der.

Kanuni de Osmanoğulları gün gelir, inişe geçer mi korkusuyla süt kardeşi ünlü âlim Yahya Efendi’ye yazdığı mektupla bu endişesini dile getirir.

Yahya Efendi’nin cevabı ise kısa ve nettir.”Nemelazım be Sultanım!”

Bu cevabı yorumlamada zorlanan Kanuni Yahya Efendi’nin kapısını çalar ve “Ağabey,ne olur, geçiştirme sorumu ciddiye al,” dediğinde

Yahya Efendi:

”Sultanım ben sorunuzu iyice düşündüm ve görüşlerimi de açıkça arz ettim,” der.

Kanuni’nin:”İyi ama ben bu cevaptan bir şey anlamadım” demesi üzerine de:

“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılır, haksızlık yaygınlaşır, işitenler de “nemelazım” diyerek uzaklaşırlar, sonra koyunları kurt yerine çobanlar yerse, bilenler bunu söylemeyip susarsa.

Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, feryadı göklere çıkar da bunu da kimse işitmezse işte o zaman devletin sonu görünür,” der.

Bunları ağlayarak dinleyen Sultan, kendini Yahya Efendi gibi uyaracak âlimler olduğu için Allah’a şükreder.

Söz konusu nemelazımcılığın yaygınlaşması ve bir kültüre dönüşmesi olunca akıllara Samuel Beckett’in ünlü “Godot’yu Beklerken” oyunu geliyor.

Oyun ıssız bir yolda, bir ağacın altında, iki kişi arasında, beklenen ama bir hayal ürünü olan Godot adında gizemli bir kişilik üzerine kuruludur...
Ekran Görüntüsü 2026 09 28 114648

Klasik oyunlardan, büyük eylemlerde bulunan kahramanların aksine eserin aktörleri hiçbir şey yapmadan, boş ve anlamsız diyaloglarla vakit geçirmeleriyle ayrılırlar.

Oyunda, kahramanları Vladimir ile Estragon arasında geçen kısa bir diyalog vardır:

“Gidelim”

“Gidemeyiz”

“Neden?”

“Godot’yu bekliyoruz”

Yıllardır sürdürdüğü nemelazımcılığı alışkanlıktan da öte bir kültür haline getiren Aydın’ın hali de Samuel Beckett’in Godot’yu beklerken oyunu ile birebir örtüşüyor.

Aydın yıllardır Godot’yu bekliyor ama o Godot da bir türlü gelmedi, gelmiyor.

Ama Aydın gerek yerel gerek genel bütün seçimlerde mecazi olarak bir Hızır, bir Mehdi, bir Godot iddiasında bir yığın siyasetçi oldu ancak bunların gerçek olmadığı görüldü.

Ama buna rağmen Aydınlı Godot beklemekten ne yıldı ne usandı... Halen de ısrarından vazgeçmiş değil.

Çünkü herkes Godot’yu kendisi için istiyor...

Sonunda Godot’luk iddiasında olanlar Aydınlıyı çözdü, nabzına göre şerbet vermeyi öğrendi... Çünkü zor ve meşakkatli olanı kendine değil Aydın’a hizmeti ilke edinmektir.

Ama onu da manipüle etmenin yolu bulundu:

Çöldeki yolculuğunda karşılaştığı Hz.İsa’ya şeytan: “İnsanları özgürlük vadiyle ama ellerin boş olarak dünyaya götürüyorsun; onların korkacağı, anlayamayacağı, bir özgürlük bu,..Koyun gibi peşinden gelmeleri için şu taşları ekmeğe çevir de onlara git,” dediğinde Hz. İsa:

“Ben insanların ekmekle özgürlüklerini değiştirmelerini uygun bulmam,”dedi.

Şeytan da:

“Ama özgür vicdan onlar için hem en cazip hem (açlık karşısında) en dayanılmaz yüktür,”dedi.

Çünkü insan ömrü karın doyurma mücadelesi etrafında döner. 9.CB Süleyman Demirel de; “Dünya kurulduğundan beri insanoğlu bir kaşığın peşinden gider,” der.

Günümüz siyaset erbabının en başarılı olduğu konu ıssız ağacın dibinde Godot’yu bekleme rahatlığı içinde olanların oylarını almada kullandıkları yöntem, yiyecek, içecek ikramıdır.

Çünkü şeytanın Hz. İsa’ya hatırlattığı gibi insanın özünde kendine olan iyiliğin altında kalmamak vardır.

İşte Aydın’da sorunların kültüre dönüşmesinde temel neden 2009 seçimleriyle başlayan Aydın’ın bu yeni gerçeğidir.

Umudunu bu kitlenin oylarına bağlayanların en büyük arzularları ve başvurdukları manipülasyon oyunun devamı için Godot’yu bekleyenlerin eksilmemesidir.

Çünkü bu sorun çözmede kim yetenekli, kim kifayetsiz ortaya çıkarır, o zaman da sepeti boş olanlar konforlarından olurlar.

Halböyle olunca:

Esnaf yarını göremiyor... Üretici masrafını alamıyor... Siyasetçi kendine rakip gördüğü bürokratı yerinden ediyor... Vatanlarında genç beyinler iş aş bulamayınca yurt dışına gidiyor, aldırış eden olmuyor.

Daha da beteri çalıyor ama çalışıyor... Denilerek çalan takdir ediliyor... İtibardan tasarruf edilmez safsatasıyla haramzadelik kurumsallaşıyor.

Son tahlilde Aydın’a aidiyet duymak, vatanını sevmek, zeybek oynamak ve efelikle övünmekten ibaret değildir.

Bu kentin canını acıtan... Geri bırakan... Aydın’ı sadaka toplumuna dönüştüren... Konuları da görmek, dile getirmek, tavır almak... İlgilisine sorunu ne zaman çözeceksiniz, diyebilmektir.

Çünkü Yahya Efendi’nin Kanuni’nin mektubuna verdiği kısa ve net cevap yönetenlere olduğu kadar susanlara da bir uyarıdır.

Beckett’in oyunu da sorunları sürekli ertelemenin nasıl insanların geleceğini etkileyen, toplumu yoksullaştıran bir kültüre yol açtığını gösterir.

Bu iki tarihi uyarı, Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşler’deki Büyük Engizatör ile Hz.İsa arasında geçen konuşmayla birleşince ortaya bir Aydın gerçeği çıkıyor:

Siyasetçinin manipülasyonları,., Bürokrat... Üniversitenin... Aydınların ilgisizliği sonucu yoksulluk ve onun ürettiği nemelazımcılıkla beraber yaşamak kaderimiz oluyor.

Son tahlilde Godot’yu bekleyen Aydın insanı bir avuç tuzu kurunun konfor ve rahatı için kandırılma ve oyalanmayla daha ne kadar vakit kaybedecek?

Cevabı aranacak soru budur