Bu yazımı, 21 Ekim Gazeteciler Günü vesilesiyle, başta Ayla Ekin olmak üzere, onunla aynı zihniyeti paylaşan, eleştiriyi düşmanlık, sorgulamayı siyasi saldırı sayan, gazeteciliği birilerini savunmak ve alkışlamak olarak gören bütün gazete ve gazetecilere hitaben kaleme alıyorum.

Geçtiğimiz hafta köşe yazımda, Aydın’da son dönemde hız kazanan kamu yatırımlarını gündeme aldım.

Yıllarca Aydın Büyükşehir Belediyesinin hayata geçiremediği, Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçmesinin ardından merkezi hükümet tarafından gerçekleştirilen yatırımların, Çerçioğlu tarafından sanki kendi projeleriymiş gibi sahiplenilmesini eleştirdim.

Ayrıca mevcut projelerin, Aydın’ın geleceğini şekillendirecek kalıcı çözümlerden ziyade günü kurtarmaya yönelik olduğunu, bu şehrin çok daha büyük, kapsamlı ve uzun vadeli yatırımlara ihtiyaç duyduğunu yazdım.

Ama nedense gazeteci!.. Ayla Ekin benim yazımı beğenmemiş!

Yazdıklarımı beğenmemekle kalmamış, haddini de aşarak beni AK Parti düşmanlığıyla suçlamış.

Aralara da gazetecilik dersi sıkıştırmış!

Hep eleştirmemeliymişim…

Biraz da yapılanları övmeliymişim…

Hazımsızmışım…

Gazetecilik sorumluluğunu taşımıyormuşum…

Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturalım.

Ben gazeteci değilim.

Ben inşaat mühendisiyim.

Ben haber peşinde koşmuyorum.

Ben bildiğim konularda araştırma yapıyor, düşünüyor, değerlendiriyor ve yazıyorum.

Mesleki bilgi ve birikimimi, yaşadığım kente ilişkin gözlemlerimle birleştiriyorum.

Bazen bir yol projesini, bazen bir köprüyü, bazen bir kamu ihalesini, bazen de milyarlarca liralık yatırımları ele alıyorum.

Teknik yanlışları, eksiklikleri ve kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorguluyorum.

Benim bir siyasi partiye, belediye başkanına ya da kamu yöneticisine düşman olmak gibi bir derdim yok…

Benim için mesele AK Parti, CHP ya da Özlem Çerçioğlu değil.

Mesele, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı ve yapılan yatırımların bu şehre ne kazandırdığı.

Ben Aydın’da yapılan yatırımın büyüklüğüne değil, hangi sorunu çözdüğüne bakarım.

Yandaş gazetecilik, Türkiye’de artık bir meslek sapması değil, başlı başına bir çürümüşlük düzenine dönüşmüş durumda!

Aydın ise bu yozlaşmanın en çarpıcı örneklerinin sergilendiği şehirlerden biri hâline geldi.

Yandaş gazetecilik hayatımıza öylesine sirayet etti, öylesine normalleştirildi ki artık gerçek gazeteciliğin ne olduğunu unuttuk!

Kalemini satmayanı gazeteci değil, muhalif; soru soranı gazeteci değil, düşman görür hâle geldik.

Öyle bir noktaya sürüklendik ki gazetecilik yapanı yadırgıyor, yandaşlık yapanı gazeteci sanıyoruz!

Ben bir gazetecinin taraf olmasını anlarım.

Ancak taraf olmanın da bir sınırı olmalı!

Her şeyden önce gazetecinin bir duruşu, bir meslek ahlakı ve kırmızı çizgileri olmalı.

Önüne konulan her haberi sorgusuz sualsiz yapmamalı.

Gerektiğinde “O kadar da değil!” diyebilmeli.

“Ben bu köşe yazısına cevap vermem. Bu benim işim değil!” diyebilmeli.

Her tartışmaya atlamamalı, her söylenene cevap yetiştirmeye çalışmamalı.

Kısacası, elinde tuzlukla gezmemeli!

Gelelim beni AK Parti düşmanlığıyla suçlayanlara…

Neymiş efendim?

Ben AK Parti düşmanıymışım!

İyi de kardeşim…

Bir kamu yatırımını eleştirmek ne zamandan beri bir siyasi partiye düşmanlık oldu?

Bir belediye başkanının projesini sorgulamak ne zamandan beri o başkana düşmanlık sayılıyor?

Asıl siz, yaptığınız bu körü körüne savunuculukla hem AK Parti’ye hem de Özlem Çerçioğlu’na zarar veriyorsunuz.

Siz Özlem Çerçioğlu'nu savunmuyorsunuz. Önünüze gelen her eleştiriye cevap yetiştiriyorsunuz. İyi bir işi anlatmakla bir yöneticinin her kararını savunmak arasındaki farkı bile bilmiyorsunuz.

Siz de sadece alkış var.

Öyle bir noktaya gelmişsiniz ki eleştiren herkesi düşman ilan ediyorsunuz.

Oysa bu tavrınız, savunduğunuz insanlara duyulan güveni de zedeliyor.

Yani siz…
Yandaşlığı bile beceremiyorsunuz!

Madem Özlem Çerçioğlu’nu bu kadar savunuyorsunuz, neden gerçekten anlatılabilecek projeleri anlatmıyorsunuz?

Bakın…

AYBA var.

Mimar Sinan Parkı var.

Kapalı spor salonu yatırımı var.

Sosyal yardım çalışmaları var.

Ata tohumu projesi var.

İyiden de kötüden de haberiniz yok.

Elinize verilenleri haber yapmakla yetiniyorsunuz!

Son olarak şunu da bilin…

Benim kimseye düşmanlığım yok.

Kimseye alkış tutma mecburiyetim de yok.

Benim derdim Aydın.

Madem yazamıyorsunuz, bırakın biz yazalım!

Zaten üç beş kişi kaldık