Özgürlük ve güvenlik her insanın en temel ontolojik hakkıdır. Her iki hak statüsü gereği bahşedilen siyasi veya hukuki bir hak değil tüm insanlığı içine alan ontolojik bir haktır.

Günümüzde ise insan güvenliği devlet teminatı altındadır, hem özgürlük hem güvenlik... Devredilemez... Ertelenemez... Evrensel... Anayasanın teminatı altında öncelikli haklardandır.

Günümüzde:

Siyaset kurumu:

“Oyunu bana emanet et, iste, sana huzur ve refahı sağlayayım”, iddiasında...

Tarikatlar:

“Seyri sülukta bana güven, sana cennete gitmede rehberlik edeyim,” iddiasında....

Medya:

“Beni izlersen en güncel,en doğru enformasyonu senin evinin içine kadar getiririm, ” iddiasında...İnsanların özgürlüklerine talipler.

Ama ne var ki, insanların tarih içindeki yolculuklarında 20.y.yıl başlarına kadar bu haklarını kullanmada statüko gereği var olanla yetinmişlerdir.

Geleceğe ilişkin adım atmaktan korkan yönetici sınıfı, şahların, kralların, iktidarlarını korumada akıllarına ilk gelen çare halkını güvenlikle ya da özgürlüklerini tehdit ederek korkutmak olmuştur.

Bunlara dogmaya dönüşen gelenek ve törelerin yasa yerine geçmesiyle özgürlüklerini kullanamadıklarını da eklersek insanların tarih boyunca ne tam özgür olabilmişler ne de kendilerini güvende hissedebilmişlerdir.

O nedenle insanlığın tarih boyunca birinci amacı bu iki hakkın tam ve eksiksiz kullanımını sağlayacak en hakkaniyetli ve en adil yönetim şeklini ve yöneticiyi aramak olmuştur.

Bir yandan insanlık özgürlüklerine halel getirmeyecek yönetici ararken diğer yandan da insanları yönetme arzusunda olan kitle ve elitler “ne yaparız da özgürlüklerin bize devrini sağlarız”, arayışında olmuşlardır.

En son uzlaşılan rejim de demokrasi olmuştur. Ama bu uzlaşıya rağmen demokrasi insanların en iyileri seçtiği ideal bir rejim değildir, emsallerine göre günümüze kadar uygulanan yönetimler arasında en az mahzurlu olanı olduğu için tercih edilmiştir.

Bir tutam otla atı yakalayan süvarinin bir daha yularını bırakmadığı gibi demokrasi de milli iradeyi kendi emellerine göre kullanacaklara açık bir rejimdir.

O nedenle her demokratım diyene, her demokrasiden söz edene itibar edilmemeli... Emanet ehline ve vicdanlı olana verilmelidir.

Çünkü demokrasi bir realitedir, bir oluşumdur, topluma dışarıdan enjekte edilmez. Osman Bölükbaşı’nın deyişiyle demokrasinin yeşereceği itidal, hoşgörü, fazilet ve karşılıklı sevgi ve saygı iklimidir.

Eflatun’a göre demokrasi yozlaşırsa sorunlar ve çözümleri konuşmak yerine muhalefetin iktidarı, iktidarın muhalefeti suçladığı demagojiye dönüşür.

Bu da demek oluyor ki,günümüz tarzı siyaseti Osman Bölükbaşı’nın siyaset yaptığı 1946-1973 arası siyasetin sevgi,saygı,hoşgörü ve itidal yönleriyle bir hayli gerisinde...

Bu gibi durumlarda genelde imdada Makyavelli’nin Korku Siyaseti yetişir.

Korkunun kitleleri yönetmede ne denli etkili bir silah olduğunu bize gösteren hikâye ise Beş Maymun Deneyi’dir.

Bu deney ,insan davranışlarını,toplumsal kabulleri ve “biz bunu her zaman böyle yapardık” körlüğünü anlatmak için kullanılan en popüler korkuya dayalı yönetim ve psikoloji metaforlarından ibretlik olanıdır.

Her ne kadar bu hikaye psikolog Harry Harlow veya Stephenson’un çalışmalarıyla ilişkilendirilse de günümüzde bilinen şekliyle daha çok korkuya bağlı susulan eylemleri açıklayan ibretlik bir metafor olarak kabul edilir.

Hikâye şu:

Bir grup Bilim insanı büyük bir kafese beş adet maymun koyarlar.Kafesin tam ortasına bir merdiven yerleştirirler ve en tepesine de bir muz hevengi asarlar.
Photo 2026 10 05 09.44.14
Muzu fark eden maymunlardan biri merdivene tırmanır ve muza ulaşır, ulaşmaz Bilim insanları diğer dört maymuna tazyikli su sıkarlar.

Bir süre sonra başka bir maymun muza hamle yaptığında da Bilim insanları yine merdivene tırmanmayan diğer maymunları soğuk suyla ıslatırlar.

Çok geçmeden durumu kavrayan maymunlar ne zaman birisi merdivene çıksa cezalandırırlar. Bu yüzden ne zaman bir maymun merdivene doğru adım atsa diğerlerinden meydan dayağı yer ve maymunlar buna cesaret edemez, olur

Bilim insanları suyu keserler ve kafesteki maymunlardan birini dışarı alırlar ve yerine yeni bir maymun(Maymun A) koyarlar.

Maymun A kafese girer girmez muzu görür ve doğal olarak merdivene koşar.Ancak tırmanır,tırmanmaz diğer dört maymun tarafından feci bir şekilde dövülür.

Bu maymun birkaç denemeden sonra dayak yemekten korktuğu için tırmanmayı bırak merdivene yaklaşamaz ama neden dövüldüğünü de bir türlü anlayamaz.

Bilim insanları eski maymunlardan birini daha çıkarır ve yerine Maymun B’yi koyarlar. B merdivene yaklaştığında aralarında A’nın da bulunduğu grup tarafından pataklanır.

İlginç olansa Maymun A,arkadaşını neden dövdüğünü bilmediği halde gruba en iştahlı katılanların başında gelmesidir..

Bu süreç tüm orijinal maymunlar yenileriyle (C,D ve E) değiştirilene kadar devam eder.

Sonuç Öğretilmiş çaresizlik...

“Güç Bizde... Yetki Bizde... Burada... Bizim Dediğimiz Geçerlidir... Aksi Halde... Bizden Söylemesi... Hak Eden... Hak Ettiği Cezayı Görür...”