Geçtiğimiz öğretim yılı başlayan ve okulların açılmasıyla yeniden baş gösteren şiddet olayları öğrenci ve velileri üzerinde korku yaratırken millette de “ne oluyoruz,” tedirginliğine yol açtı.

Bakanlık metropollerde ve kent merkezlerinde baş gösteren bu şiddet eylemlerine karşı önlemini okul giriş çıkışlarında kontrolleri artırarak ve öğretmen- veli görüşmelerini randevu sistemine bağlayarak aldı.

MEB’ın bu önlemleri kısa süreliğine meseleye pansuman etkisi yapabilir ama hastalığı iyileştirmez.

Kaldı ki, gerçekçi olunursa sorun çözülür, popülizm sorunu kronikleştirir. PISA’daki başarı ile övünür, diğer yandan da (YKS) 2026 sınavlarında 67 bin 87 adayın -0-(sıfır) almasını görmezden gelirseniz bu paradoks sorunu büyütmekle kalmaz eğitimi de yozlaştırır.Yaşanan şiddet bunun da bir sonucu olabilir.

Peki, o halde okullarda geçen yıl baş gösteren bu öğretim yılında da devam eden akran zorbalığı ve şiddet olaylarını sonlandırmada en gerçekçi yöntem nedir?

Çözümü başka yerlerde aramak yerinel eğitimin üç ana direği aile, okul ve çevre üçgenine bakmak sanırım sorunu çözmek yönüyle daha realist bir yaklaşımdır.

Birincisi aile eğitimin temel taşıdır... Çocuk değerler eğitimini, doğruyu... Yanlışı... Güzeli... Çirkini... Haramı, helâlı... Kul hakkını... Dini, ahlakı... Erdemi... Hakkı, hukuku... Velhasıl insanlık vasfını aileden öğrenir.

Armut dibine düşer... Ağaca çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur... Atasözleri bu gerçeği ifade eder.

Ayrıca gençler anne babaların canlarıdır... Onda şüphe yok... Ama bu taze fidanların geleceği de bir o kadar tehlike barındırıyor... Çocukları ona göre yetiştirmek gerekiyor.

O nedenle aile bireylerinin aralarındaki uyum... Konuşmalar... İletişim şekilleri... Ailecek geçirilecek zaman, gelecek açısından önemli adımlar..

Anne baba zamanın hastalığı medya bağımlığına karşı günün belirli saatlerinde kendileri de “medya orucu” tutarlarsa başarılı olabilirler yoksa çocuklarına söz dinletemezler.

Belirli saatlerini kitap okumaya ayırırlarsa bunu da öğretmenle işbirliği ile yapabilirlerse gençlere kitap okutabilirler. Aksi halde kumanda elde TV’de dizi izleyen ebeveynin kitap okuma tavsiyeleri işe yaramaz.

Ayrıca tabiat boşluk kabul etmez... Ailelerin ihmali halinde oluşacak boşluğu, tecrübe yoksunu gençler kendilerini pusuda bekleyen “abla ve abilerle” doldururlar.

Kuşakların yetişmesinde ikinci sırada gelen okul ise çocukların aileden edindiği bu değerleri tamamlar... Sistemleştirir.

İşte orta dereceli okullardaki şiddetin arka planında eğitim görevinin ailelere bırakılması, okulların görevlerinin öğretimle sınırlandırılması sonucu aile, okul ve öğretmen arasındaki güven ve uyumun bozulması yatar.

Öğretmeni şikâyet, mahkemeye verme, gibi olaylar nadiren olan bireysel ölçekte de olsa son derece kırılgan bir meslek olan öğretmenler üzerinde genele olan etkiyi yapar.

O nedenle:

Eğer veli kendi çocuğuna yapmadığı görevi örnek çocuğun kimlerle gezip dolaştığını söylediğinde öğretmeni şikayet ederse,bir diğeri “çocuğumu azarladı” diyerek CİMER’e yazarsa,

Bir diğeri,”benim çocuğum yalan söylemez,” diyerek çocuğuna inanan bir veli, çocuğun yalanına kanar da öğretmeni mahkemeye verirse,

Bir başkası çocuğuna kendi söz geçiremediğinde kusuru öğretmene yüklemeye çalışırsa,

Bir veli sınıfa girerek çocukların gözleri önünde öğretmeni döverse, o sistemde öğretmen kim ne yapıyor, karışmaz, sallabaşı, al maaşı, der eğitimden kendini çeker.

Hâlbuki:

Okullarda gündem olan saldırıların önüne geçecek olan ne polisiye tedbirlerdir ne velilerin okula giriş ve çıkışlarının randevu ile olmasıdır.

Yiğit düştüğü yerden kalkar misali eğer MEB öğretmenin sınıfta gücünü artırıcı bazı düzenlemeler yapar, okul yönetimine ve öğretmene güvence verirse velilerle işbirliğiyle şiddet olayları en aza indirgenebilir.

Ekran Resmi 2026 10 12 09.29.24

Bunun olabilmesi için de bakanlığın veli merkezli eğitim-öğretim sistemi yerine öğretmenin vazgeçilmez bir öğe olduğu okul merkezli bir eğitime tekrar dönmesi gerekir.

Demek istenen öğretmenin çocukların ve velilerin başlarına ali kıran, baş kesen, kesilmesi değil, şikâyet halinde gerek idari gerek adli soruşturma sonucunda öğretmen aklanırsa bakanlık ya da valiliklerce şikayetçiden hakkının alınmasıdır.

Bakanlık bu güvenceyi yöneticilere ve öğretmenlere verirse okullardaki şiddet bıçak gibi kesilmez ama öğretmenin elini taşın altına sokmasıyla minimize edilebilir.

Çünkü öğretmen okullarda her öğrenci için tutulan dosyalardaki bilgilerin de yardımıyla kimin nerede, ne zaman,nerede, ne yaptığına dair az çok bilgisi vardır.

Böylece yapılacak gerek şube öğretmeleri ile gerek tümünün katılımıyla yapılacak öğretmenler kurulu toplantılarıyla takip edilecek öğrencilerin listesi çıkarılmış olur.

Bu konuda gerek yapılacak çalışmalar gerek öğrencilerle nasıl iletişim kuracaklarına ilişkin velileri bilgilendirme toplantılar da yapılırsa nihai amaca ulaşılmış olur..

Sorunlu öğrencilere dair bilgiler bu şekilde derlenip toparlanırsa son tahlilde geriye ilgili müdür yardımcılarının, sınıf öğretmenlerinin rehber öğretmenlerin öğrenci velileriyle sürdürecekleri iletişimle soruna çözüm bulmak kalır.

Sözün özü:

Okullarda gündemdeki akran zorbalığı ve şiddet eylemlerini bitirmese de minimize edecek olan yalnız aile, okul ve öğretmen işbirliğidir. Başka yol ve yöntemler havanda su dövmekten ileri gitmez.