Aydın’da farkında mısınız çoktandır yeni bir yönetim modelimiz var, sorunu çözmek yerine soruna alıştırmak.

Trafik mi kilitlendi, alışırsınız... Park yeri mi, bulamadınız, biraz dolaşırsınız... Esnaf kaldırımı mı işgal etti, yanından geçersiniz olur, biter.

Üretici ürününü mü satamıyor, dünya piyasa şartları... Gençler işsizlikten Aydın’ı mı terk ediyor...Genç işte,başında kavak yelleri esiyor.

İşte Aydın’ın sorunlarını bir çırpıda çözdük, bitirdik, siz sağ biz selamet.

Yeni normalimiz bu...Bir nevi anormalin normalleştirilmesi... Sorunla yaşayarak alıştırımak... Aydın siyasetinin sorun çözme mucizesi.

Sivri sinek ve haşere ile mücadele gündeme gelir, ilçeler topu büyükşehre atar büyükşehir ilçe belediyelerine...Kilitlenir ve haşereyle mücadele muallakta kalır.

Ankara’da bir sorun ortaya çıkar örnek tarımsal desteklerin yetersizliği... İktidar yeterlidir,der kendini avunur... Muhalefet iktidarı suçlar.

İktidar/muhalefet milletvekilleri açıklama yapar... İl başkanları cevap verirler... Sosyal medyada fotoğraflar paylaşılır.

Sonuç?

Sonuç bellidir... Değişen bir şey olmaz... Sorun devam eder... Başarılı olan ise siyasetçidir.

Çünkü Aydın’da artık başarıda ölçü, sorunu çözmek değil, sorunun neden sizin suçunuz olmadığını anlatabilmektir.

Son tahlilde artık sabrınızla sınanıyor, diğer taraftan da sorunla beraber yaşamaya alışıyorsunuz.

Örnek Efeler trafiği...

Efeler’de araçla trafiğe çıkmak bir yere ulaşmanın da ötesinde kişisel gelişim terapisine dönüştü.. Bir taşla birkaç kuş birden vuruyorsunuz!.

Sabrı öğreniyorsunuz... Öfke kontrolünüzü test ediyorsunuz... Alternatif güzergâh üretme yeteneğinizi geliştiriyorsunuz.

Otomobilin daha icat edilmediği 1910 yılında her eve Otopark mecburiyeti getiren Washington belediye başkanı demek ki, bizimkilerden daha basiretsizmiş!

Bu şehirde yıllardır trafik ve otopark sorunu konuşulur.. Fakat şehir büyürken yolların, otoparkların ve toplu taşımanın aynı ölçüde niye planlanmadığını sorguladığınızda karşımıza yine o Aydın yöntemi çıkar.

Açıklama çok... Mazeret bol... Siyaset gırla... Ama değişen bir şey yok...Sorun aynen devam.

Aydın yöresi dağıyla ovasıyla her çeşit meyve ve sebzenin, endemik bitkileriyle dünyada nadir havzalardandır. Bu kadar bol nimet Allah’ın bir piyangosudur.

İnciri... Zeytini... Kestanesi... Pamuğu... Jeotermali... Denizi... Tarihi... Turizmi... Bereket fışkıran Ovası... Hepsi sankiAllah’ın bahşettiği birer milli piyango bileti..

İnsanlara sadece planlama... Yatırım... Üretim... Artı değer katma... Pazarlama... Ve vizyon kalıyor.

Gerçek sorun da bu... Çünkü ürün yetiştirmek başka bir şeydir, o üründen zenginlik üretmek başka şeydir.

Eğer ürettiğiniz inciri başkasının markasıyla sattırıyorsanız... Zeytin ve zeytinyağının katma değerini başkalarına hediye ediyorsanız... Bu kaynakları yönetim stratejiniz yok demektir

O zaman esnaf sorar “işler neden düştü”...Gençler “ben burada ne iş yapacağım da geleceğimi kurtaracağım” diyerek feryat eder.

Tuzu kuru siyasetçinin bakışına göre de :”Aydın çok güzel, herkesin keyfi yerinde yaşayıp gidiyor.”

Bu peşin hükümden Aydınlıya gına geldi artık..

Çünkü mesele Aydın’ın güzel olup olmadığı değil, mesele bu güzelliğin neden refaha dönüştürülemediğidir.

Bu mantığın Aydın’ı getirdiği tablo ortada....İşsizler ordusu...Nitelikli beyin göçü...

Genç beyinler sanayi kentleri Kocaeli, Manisa ve İstanbul’a gidiyor. İmkânı olan çareyi yurt dışına gitmede buluyor.

Ve Aydın’ın çocukları kendi ilinin kalkınmasına harcayacakları enerjilerini o kentlerin ve ülkelerin ekonomik gelişmesine ve refahına harcıyor.

Ama kimin umurunda?

Ömrü boyunca hayatları garanti milletvekillerimizin keyfi yerinde...STK Başkanları deseniz yaşantılarından memnunlar...Belediye Başkanlarımızı ise rahatsız eden yok..

Açılışlarda herkes bir arada... Kurdeler kesiliyor... Nutuklar atılıyor... Basına mutluluk pozları veriliyor... Görüntüler sosyal medyalara yükleniyor... Makam arabaları kapıda bekliyor.

Bu saltanat kimde var?

Aydın bir tarım havzası olduğu kadar aynı zamanda turizm yönüyle bir yeryüzü müzesidir.

Elimizde Kuşadası, Didim gibi iki dünya markası kentimiz var. Afrodisias... Trailles, Nysa... Alinda... Alabanda... Milet... Her biri birer cazibe merkezi.

Beylik dönemi ve Osmanlı eserleri Balat İlyas Bey Camii..Köşk Yavuz Köy Ahmet Şemsi Paşa Camii...Arpaz Osman Bey Konağı...Donduran Beyler Kulesi başlı başına birer değer.

Ama bunca zenginliğimize rağmen Aydın’ın genelini kapsayan bir turizm hikâyesi oluşturmada yol alabilmiş değiliz.

Turist Kuşadası’na geliyor... Gemiden iniyor... Geziyor ve gidiyor... Biz de arkasından bakıyoruz.

Kaldı ki, turizmde mesele istatistikler ve sayısal veriler değil,turistin şehirde bıraktığı ekonomik değeri büyütmektir.

Ama siyasetçi istatistikler ve anketler üzerinde gezinmesini sever.”Şu kadar turist geldi”...İyi güzel de... Peki ne kadar kaldı... Nereleri gezdi... Ne satın aldı... Hangi ilçeye ekonomik katkı sağladı?

Fakat haklarını yemeyelim... Aydın siyasetinin ve sivil toplum örgütlerinin başarılı oldukları bir konu var.

Halkın beklentilerini küçültmek... İnsanları yeni normallerine-siz buna anormalin normalleşmesi de diyebilirsiniz- alıştırmada üstlerine yok.

Ankara’da üç ayda yapılan kavşak Aydın’da büyük proje dönüşür... Ceza evi yapmak bir ilçenin kalkınma hikayesine konu olur.

Velhasıl siyasetin çıtası düştükçe halktaki beklentide seviye kaybediyor. Sonunda rutin hizmetler millete büyük projeymiş gibi algılattırılabiliyor.

Sonuç olarak Aydın’ın gerçek sorunu ne trafiktir... Ne otoparktır... Ne ekonomidir... Ne tarımdır... Ne de turizm....

Asıl sorun bunların yıllardır konuşulmasına rağmen hala konuşuluyor olmasıdır. Çünkü beş yıl süren bir sorun geçici olmaktan çıkar... On yıl konuşulansa kronikleşir.

Bir sorun yirmi yıldır gündemde ise o sorun olmaktan çıkar kültürün bir parçası haline gelir.

Son tahlilde vatandaş da “ne yapalım, Aydın böyle, yapacak bir şey yok, der, omuz silker, geçer.

İşte buna ilk başta yavaş ısıtılan sudan keyif alan ama devamında ölmekten kurtulamayan kurbağa gibi Aydın insanını yavaş, yavaş sorunlara alıştıran ve sonunda bitiren yeni normali deniyor,