Bu gün yangınlarla, milletin katkısı olmadan, devletin görevli memurları başetmeye çalışıyor ki, başarısızlıklarının açık kanıtı her yıl yanan arazilerin bir önceki yıla göre ikiye, üçe katlanmasıdır
Yarıda kalan hayatların, bitmemiş sevgilerin, tükenmemiş arzu ve özlemlerin yarıda kalan hikâyelerin matem üssü olan mezarlıklar bu halleriyle derin bir sessizliğin ana vatanıdır.
Aynı matem zeytinlikleri, ormanları, kestanelikleri, elma bahçeleri, yeşil ne varsa kül eden, armonileriyle ormanı şenlendiren kuşları yuvalarından, yurtlarından eden, ,börtü, böceklerin neslini kesen, kurtulan yaban hayvanlarını sürgüne gitmek zorunda bırakan yangının siyaha büründürdüğü ve en az 25 yıl eski haline gelemeyecek olan sahalarda da hissedilir.
İnsanı ürküten bir sessizlik bu...
Bu yılki Çine, Kuyucak, Söke ve Efeler yangınlarıyla o mateme,“derin sükûta” yenileri eklendi ve acılar biraz daha derinleşti.
Çünkü kolay iş değildir bir zeytini, bir elma fidanını yetiştirmek... Hele gölgesinde oturduğun, düşüncelerini paylaştığın çamlıkların, çınar ağaçlarının, armutların, elmalerin matem giysilerine bürünmelerine tahammül etmek insanın içini acıtır..
Karacasu/ Atakoy’den Gülsen Erden’in yangından zarar gören zeytin ağaçlarına yası sadece Aydın’da değil Ülke’de yaşanan bu yılki yangın felaketlerinin trajik sembolü oldu.
Onun izleyenlere bir annenin vefat eden evladının yüzünü okşar gibi yanan ağaçların başında her bir ağaca dokunarak döktüğü gözyaşı yangın mağdurlarının duygularına tercüman oldu.
Çünkü yangının yol açtığı felaket Aydın’da yalnız ormanlık alanlara zarar vererek doğal dengeyi alt üst etmekle kalmıyor insanların geçim kaynaklarını yok ederek ceplerine de dokunuyor.
Geçen 2025 yılında Aydın’da çoğunluğu zeytinlik ve tarım arazisi Bin 3 yüz 63 hektar arazi yangında zarar görmüştü.
2026 yılı Temmuz ayı sonu Ağustos ayı başı itibariyle yalnızca Çine yangınında, 4 bin futbol sahası genişliğinde, çoğunluğu zeytinlik yaklaşık 2 bin 837 hektar. alan kül oldu.
Çine’ye Kuyucak, Karacasu, Söke ve Efeler yangınlarını da eklediğimizde toplamda zarar gören arazinin 2 bin 900-3 bin hektar olduğu öngörülmektedir. ki, bu rakamlar geçen yılın iki buçuk katı demektir.
Çevresel etkileri yanında insanların geçimlerini sağladığı zeytinliklerinin, incir bahçelerinin, kestaneliklerinin hatta canlı mallarının zarar görmesine yol açan yangınları artan hava sıcaklarına bağlamak mazeret açısından işin kolayına kaçmak olur.
Çünkü yaz aylarında yaşanan sıcaklık dünya kurulalıdan beridir, Aydın’ın da dahil olduğu Akdeniz ikliminin bölgeye ilişkin karakteristik özelliğidir.
Her yıl birkaç derece normalin altında, birkaç derece üstünde yıllarca devam eder, gelir. Ayrıca eski yıllarda da yangınlar olurdu ama vatandaşların müdahalesiyle kısa sürede söndürülür, günlerce devam etmezdi.
Pekiyi, helikopter ve uçakların da aktif olarak kullanıldığı günümüzde neden yangınlar günlerce devam ediyor?
Bu muhasebeyi temcit pilavı gibi her yıl yangınları aşırı sıcaklara bağlayan sorumlu kurum Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürü’nün kendinin yapması ve aksaklık ne ise düzeltmesi gerekmez mi?
Eğer o soruyu kendine sorsaydı çözüm de üretilebilirdi ve yalnız Aydın’da geçen yıl yangınlarda kül olan arazi bin 3 yüz hektardan bu yıl yaklaşık 3 bin hektara çıkar mıydı?
Dengesi alt üst olan doğaya, geçim kaynağından olan insanlara ve milli servete yazık değil mi?
Kaldı ki, kral çıplak, dünyayı yeniden keşfetmek gerekmiyor, eski uygulamalara göz atmak yeterlidir.
Geçmişte bu kadar uzun sürmemesinin nedeni yangına köylü müdahale eder çoğu zaman ormancı yetişene kadar muhtar öncülüğünde köylünün yangını söndürdüğü olurdu.
Ayrıca muhtarlar her yıl bölgelerindeki yangınlara aktif katılacak köylüleri orman şefliklerine bildirirler, yangın halinde onlar alet ve edevatlarıyla yöneticilerin emrine girerlerdi
Bölgenin yabancısı olmayan,şerit açmada gerekli balta, tırmık, tahra, bıçkı makinesi gibi alet ve edevatı kullanmada usta köylüler sayesinde yangınların büyümesi önlenir ve tehlike olmaktan çıkardı..
Yangını kısa sürede söndürmede etkili olan diğer bir etken de yaz aylarında ücretli mevsimlik yangın işçilerinin köylü gençlerden seçimesiydi....
Bir diğer etken ise orman teşkilatı şeflerinin, müdür yardımcılarının ve her kademede müdürlerin sorumlu olduğu bölgeyi iyi bilen, yangın konusunda tecrübeli, yönetme ve sevki idarede işinin ehli olmalarıydı.
Büyükşehre dönüşen illerde köylerin mahalleye dönüşmesiyle birlikte Köy Kanunu da yürürlükten kalkınca orman yangınlarına iştirak görevi başta vatandaşın hem hakları hem de yükümlülükleri olmaktan çıktı.
Bu gün yangınlarla, milletin katkısı olmadan,devletin görevli memurları başetmeye çalışıyor ki,başarısızlıklarının açık kanıtı her yıl yanan arazilerin bir önceki yıla göre ikiye,üçe katlanmasıdır.
Velhasıl yasal düzenleme yapılmaz, üç saatte sönecek yangın üç gün sürer, ,üzerine bir de başarı hikâyesi kondurulursa yanan zeytin ağaçlarının matemini tutan Gülsen Erden’lerin ah u figanı başarı nutuklarının örtemeyeceği kadar büyür ve bir vicdan yangınına dönüşür.
Tekrar geçmiş olsun Çine...