Komşumuz Suriye’de yaşanan dram yürekleri sızlatıyor.

Ne “Beter olsunlar” demek ne de  “Ne halleri varsa görsünler” demek insanlığımıza yakışmaz.

Suriye’de yaşananlar “iç savaştır, dramdır, trajedidir, insanlık suçudur.”

Yaşananların kabahatini memleketlerinde “Özgürlük isteyen, demokrasi isteyen” insanlara yüklemek insafsızlıktır.

Sanırım buraya kadar anlaşamadığımız yer yoktur.

Bu en temel insani haktır.

Temel haklar konusunda ayrı düşündüğümüz insanlarla ise konuşacak kelamımız yoktur.

Evinden, yurdundan, aşından, ekmeğinden olmuş komşularımız için “Biz ne yapabiliriz?” sorusuna çözüm arayışımızda sorun çetrefilleşiyor.

Uğradıkları zulüm karşısında hepimizin yüreği sızlıyor ama. acıları, çaresizlikleri bize dokununca, insanlık değerlerimizi unutup bir anda bencilleşebiliyoruz.

İçinde bulundukları durumdan çıkarmak için yapılan çalışmalar çerçevesinde ortaya çıkan çözümlere karşı “Irkçı dürtüler ve gelecek kaygısı gibi masum gerekçelerle” kışkırtılarak insani değerlerden uzaklaştırılmak isteniyoruz.

*****                           *****

Suriye’de yaşanan iç savaştır.

İnsanlar orada zorba yönetime karşı, senin benim sahip olduğumuz haklara sahip olmak için talepte bulunduklarından insafsızca susturulmak istendi.

Olayların nasıl ve nerede başladığını uzmanları daha iyi bilir.

Konumuz bu değil.

Biz, genel hatlarıyla yaşananlar ve doğurduğu sonuçlar üzerinde duracağız.

Suriye’de yaşananlar, artık Suriye’nin kontrolünden çıkmış, bölgede hesabı olanların yönettiği sürece evrilmiştir.

Yani artık, “Suriye Suriye’den ibaret değildir”

Amerika, Rusya, İran, İsrail,  İngiltere ve tabi Türkiye sürece müdahildir.

Her ülke, içeride kullanabileceği grup arayışındadır.

İçeride iş birliği yapılan örgütler.

DEAŞ, PYD, HİZBULLAH, ESET GÜÇLERİ VE ÖZGÜR SURİYE ORDUSU.

Ülkeler, kendilerine göre bir örgütle çalışıyor.

Evleri başlarına yıkılan halk ise, yaşayabileceği yer arayışında.

Yaz boyu Akdeniz sahillerinde yaşanan can pazarını ve sahile vuran cansız cesetleri gördük.

Hepimizin vicdanları sızladı.

Dünya ise sadece seyretti.

Medeni(!) Avrupa yaşanan dramın sorumluğundan kaçmak için bahaneler üretti.

Bunları hepimiz gördük.

İç savaştan kaçan Suriyeliler için sığınılacak en emin liman ülkemiz oldu.

Bazı kimseler “Gitsinler Ülkelerini savunsunlar!” gibi söylemlerde bulunuyor.

Suriye harici ordularla saldırılan bir ülke değil.

İç savaş çıkarılmış bir ülkedir.

Savaşta şehirler harap olmuştur.

O şehirler ve evler oturulacak durumda değildir.

Ülkemize sığınan akrabalarımız ve komşularımıza sahip çıkmak, insanlık  ve Müslümanlık ödevidir.

Bu sebeple; insanlık ve komşuluk vazifemizi yapmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Bu kadar sorumluluk almışken, Küresel ve Bölgesel güçlerin istediklerini yapmaları için sessiz kalamayız, kalmıyoruz.

Komşumuz üzerinde oynanan oyunu ve yapılacak paylaşımı engellemek için gücümüz oranında çalışmalıyız, çalışıyoruz.

Suriyeli kardeşlerimizi, komşularımızı “Sırtlanların insafına” bırakamayız, bırakmamalıyız.

Süreci ve yaşananları bu zaviyeden bakmalıyız.

***

Cumhurbaşkanımız ülkemizde mülteci ve muhacir olarak bulunan Suriyeliler için “Vatandaşlık vermekten” söz edince İngiliz yetkililer üzerine vazifeymiş gibi itiraz ettiler.

Acaba neden?

Bizi bizden fazla düşünüyor olamazlar herhalde.

Demek ki, başka hesapları var.

Bu hesap için Türk milletinin büyük çoğunluğunun zor günlerde bile itibar etmediği “Irkçı duyguları” kaşıyıp, milletin yüreğine “Aş, ekmek ve güvenlik” korkusu salıyorlar.

Suriyeli mültecilerle aramızda yaşanan küçük asayiş olaylarını önümüze koyuyorlar.

Bu coğrafya, Türklerin yurdu olduğu günden beri “Sevgi ve barış temelinde, aşk medeniyeti ekseninde mülteci ve muhacir yurdu “ olmuştur.

Bizans’tan zulüm gören Hristiyanlar için bile” Barış yurdudur” bu topraklar.

“Irkçı dürtülerine” mağlup olanlarımıza rağmen, biz bu özelliğimizi kaybetmeyeceğiz.

“İngiliz’in ve Küresel odakların” oyununu bozacağız.

Şimdi yeniden;

Bismillah diyerek iman tazelemeliyiz.

Yapacağımız iman tazelemesiyle sadece “Fiziki sınırlarımız değil, bütün ümmet coğrafyası Selam, Barış ve Esenlik yurdu” olsun.

Bu ülküyü gerçekleştireceğiz biiznillah.

Safları sıklaştıralım ve kenetlenelim.

İç çekişmelerle enerjimizi tüketmeyelim.

Zafer haktan ve adaletten yana olanlarındır.

Bu toprakların “Yüz yıllık işgalden” kurtulma vakti gelmiştir.

Biliyoruz kolay olmayacak ama, olması mümkündür.

Buna inanıyorum.