Toplumumuz da "Döneklik" diye bir tabir vardır.

Bu tabir genellikle siyasi parti ve ideolojik tercih değişikliği yapan insanlar için ve çoğu zaman da tercih değiştirenleri aşağılamak için kullanılır.

Oysa olaylara bağlı veya olaylardan bağımsız olarak gerçekleşen değişim çok sıradan bir şeydir.

Hayat değişir, insanlarda değişir.

Yeter ki, yaptığımız değişim üzerinden anlık veya kısa erimli fayda peşinde koşmayalım.

Aslında siyasi olarak, demokratik rejimlerde yönetenlerin denetlenmesi ve değişmesi için seçimler belirli aralıklarla yenilenmektedir.

Bu yöntem yönetilenlerin lehinedir.

Bir insan, siyasi, dini, etnik, felsefi ve sosyal grubun mensubu olarak mağdur edilirken grubundan ayrılmama iradesi gösterip arkadaşlarını yalnız bırakmadığında veya gruptan ayrılmasını ertelediğinde faziletli ve onurlu davranmış olur.

Toplumda bu davranış olumlu karşılanır, takdir edilir ve her türlü övgüye layık görülür.

Ama mensubu olduğu hareket, parti, cemaat güç merkezi olduğunda, etkinliği arttığında o hareket, parti veya cemaat elde ettiği güçle, kendilerinin dışında olan hareket, parti, cemaat ve sosyal grupların özgürlüğünü kısıtlama, haklarını sınırlama yoluna tevessül etmeye başladığında itiraz etmiyor, elde ettiği kazanım ve imkânlar için yapılanlara karşı gelmiyor, gördüğü yanlışları eleştirmiyor ve bunu salt oy verdiği partinin iktidarını korumak, karşı olduğu siyasi partilerin o gücü ele geçirmesinden korktuğu için yapmıyorsa o kişilerde adalet duygusu dumura uğramış, zihni melekeleri felç olmuş, kendi hakikatini inkâra başlamış, düşmanının yapmasından korktuğu zulmü, haksızlığı desteklediği parti için inandığı değerlerini kendi elleriyle yıkmaya başlamıştır.

Böyle kişilerde fazilet aramak beyhudedir.

Onlar çoktan zulmün, adaletsizliğin, taassubun, güç perestliğin gönüllü kulluğuna soyunmuş, kendisi için iblisi öğretmen olarak seçmiştir.

Diğerinin ise, ait olduğu hareket, dini, etnik, siyasi, felsefi ve sosyal gruba aidiyetini mazlumluğundan veya üzerinde kolektif olarak yapılan suçlamadan dolayı terk etmiyorsa, işlediği suç, yaptığı haksızlık, ortaya koyduğu adaletsizlik, talan ve kayırmalara rağmen desteklediği  gücü kutsayanlarla kıyaslandığında şahsiyetli duruş göstermektedir.

Bu tavırda itibar var iken, diğerinde kimliksizleşme, zulme meyletme, çıkar ve ahlaksızlık vardır.

Aralarındaki fark, kıyas kabul etmez.

Bunu niye yazdım.

Geçenlerde bir büyüğüm için son yıllarda gösterdiğim muhalif duruşum hakkında özelden şahsıma yönelik sorduğu sorular sebebiyledir.

Ne gariptir ki, benzer durumda olan başka tanıdıklarım da var ve onlar başkalarının geçmişte inandıkları yapıları terk etmelerini istemeyi bir gereklilik olarak görüyorlar ve terk etmeyenleri suçlamaktan da kaçınmıyorlar.

Böyle yapmakla kim bilir belki de haklıdırlar.

Buna çok itirazım olmaz.

Yanlış her zeminde ve bağlamda yanlış ise o yanlışı savunmanın meşru tarafı olmaz, olmamalıdır.

Parantezi kapatalım ve esasa gelelim.

Başkalarından bulundukları yeri sorgulamayı isteyenler en azından kendileri de verdikleri siyasi güçle işlenen onca olumsuzluklara, türlü türlü mazeret üretmekten geri kalmamalıdır.

Tutarlılık herkes için gerekli ve güzel ahlaki bir davranıştır.

"Ele verir talkını, kendi yutar salkımı" özdeyişinde ifade edilen karakterin başrolünde oynayanların, başkalarından tutarlılık beklemeye hakları olamaz.

Ne diyorduk efendim; 

Ömer'den hesap soran ümmet mi  dediniz?

Ömer kim? 

Ümmet kim? 

Hesap ne? 

Adalet ne?

Bilen varsa beri gelsin!

Öyle minberlerde, kürsülerde, sınıflarda anlatmakla adalet olmuyor hala anlamadınız mı?

Adalet için çaba, gayret, ahlaki tutarlılık gerekiyor.

Hem mülk Allah'ındır diyeceksiniz, hem fani bir beşerin iktidarını vazgeçilmez bileceksiniz.

Bu nasıl adaletten yana olmaktır!

Bu nasıl tutarlılıktır!