"Müstebit fıtraten kötülüğe, zor karşısında iyiliğe meyyal kişidir. Buna göre halk iyilik nedir, kötülük nedir, bilmelidir ki yöneticisini, kötülüğe meyyal tabiatına rağmen onu iyiliğe zorlayabilsin. Yöneticinin sözü fiilin takip edeceğini bilmesi halinde, baskı için bazen sözlü talepte yeterli olabilmektedir. Fiili tedbir için hazırlık yapılmasının da istibdat kötülüğünü önlemeye yettiği bilinmektedir." Despotizmin doğası köleliğin iflası Yazar: Abdurrahman el-Kevakibi

Geçen gün bizim sokakta bir dostun dükkânındayız.

Özgürlükler hakkında konuşuyorduk.

Benden sonra dükkâna gelen bir tanıdık da sohbete dâhil oldu.

Konuşurken bir ara "bu memlekette neyin özgürlüğünü yok ki, adam istediği gibi küfrediyor, hakaret ediyor, muhalefet ediyor, daha neyin özgürlüğü yok?" dedi.

O arkadaşa şunu söyledim.

"Küfretmenin, hakaret etmenin özgürlüğü olmaz, kimse iktidardan böyle bir özgürlük talebinde bulunmaz ve zaten bu özgürlük değil suçtur.

Özgürlük insanların düşüncelerini en sert ve toplumsal kabullerin dışında aykırı şeyler söylemekle ve söyledikleri yüzünden başına bir bela gelmeyeceği, bir soruşturma geçirmeyeceği veya egemen kültür mensupları tarafından linç edilme korkusu duymayacağı, ansızın, gece yarısı kapısının polisler tarafından çalınmayacağı, yine söyledikleri sebebiyle şeytanlaştırılmayacağı, karakolda kötü muamele, mahkemeye düştüğünde adil yargılanma hakkının olacağını bilmesi ve inanmasıyla olur" diyerek düşüncemi açıkladım.

Geçenlerde bir başkası da buna benzer şeyleri sosyal medya hesabından paylaşarak özgürlük hakkında derin düşüncelerini(!) açıklıyordu.

İnsanların bin bir korkuyla hayata geçirdikleri düşünceleri bu insanlarımıza göre özgürlük için yetiyor.

Ama kendileri az biraz sıkıntıya girdiklerinde derhal hak, hukuk demekten imtina etmiyorlar.

Elbette, haksızlığa uğradığını düşündüklerinde haklarını arasınlar, aramalıdırlar da.

Bu devlet tarafından verilen lütuf değil.

Şu anda iktidarın verdiğini söyledikleri haklar ve özgürlüklerde bir lütuf değil ve biz bu özgürlüklerle yetinmek zorunda değiliz.

Hiçbir kişi ve kurumdan suç işleme, hakaret etme, küfretme özgürlüğü falan istemiyoruz.

Sadece haklarımızın iktidarların ve kişilerin iki dudağı arasında olmasını istemiyoruz.

Söylediklerimiz hoşlarına gitmiyor diye şeytanlaştırılmak istemiyoruz.

Bu bizim vatandaşlık hakkımızdır.

Konunun anlaşılması için düşüncelerine önem verdiğim Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'dan bir alıntıyla konuyu kısaca detaylandırmak istiyorum.

"Özgürlük yerine yasağın esas olduğu,  insanlara kanunların öngörmediği sözde suçlar isnat edildiği, kanunların geçmişe yürütüldüğü, şüpheli veya sanık yerine yakınlarının gözaltına alındığı, sanıklardan kendilerine isnat edilen suçları işlemediklerini ispat etmelerinin istendiği (masum olduklarını kanıtlamadıkça suçlu sayılmaları), tutuklamanın otomatikleştiği, şüpheli ve sanıkları hukuken temsil etmenin suç şüphesi sayıldığı (avukatların mesleklerini yaptıkları için şüpheli veya sanık durumuna düşürüldüğü), siyasî ve ideolojik sâiklerle ayrımcılığın standart uygulama haline geldiği, kanunlar ve diğer düzenlemelerin sık sık ve keyfî olarak değiştirildiği, iktidarın siyasî amaçlarına hizmet etmek üzere mahkemelerin kurulduğu, yönetmelik ve genelgelerle, hatta idarî emirle istenmedik kişilerin haklarının iptal edildiği ve mal-mülklerine el konduğu, kamu görevlilerinin statülerinin keyfî olarak iptal edildiği, insanların sempati veya antipatilerinden dolayı hapse atıldığı,  ‘kazanılmış hak’ diye bir şeyin tanınmadığı, hak arama özgürlüğünün kaldırıldığı (idarî birimlerin mahkemelerin işlevini üstlendiği)... Türkiye'de hukuktan söz edilebilir mi?’’

''Türkiye'de Hukuk Var Mı?'' Ortak Söz

Hukukun işlemediği, keyfiliğin egemen olduğu yerde keyfilik ve istibdat olur.

Bunu kimin ne adına yaptığının hiçbir önemi yoktur.

Devletler istediğinde olağanüstü hukuki kararlar alabilir, buna yetkileri vardır ve bunun yolu yine yasadan geçer, keyfilikten değil.

Her türlü kararın, uygulamanın olduğu yerde hukuk değil keyfilik, özgürlük değil istibdat vardır.

Biz yaşananları bu açıdan bakıyor ve değerlendiriyoruz.

Yok, o küfretmiş, bu hakaret etmiş, yok o, şunu demişlerle devlet yönetilmez.

Bakanlığına kendi firmasından dezenfektan alan bakan alenen yasayı ihlal etmesine rağmen yargılanmıyor, İçişleri Bakanı "mafyadan maaş alıyor" dediği vekil hakkında suç duyurusunda bulunmayarak suçluyu koruyorsa ve bunları duymayan kalmamasına rağmen bir savcı resen soruşturma açmıyorsa bu ülkede hukukun tıkır tıkır, demokrasinin şıkır şıkır işlediğini vicdan sahibi kimse kabul etmez.

Bunlar Hukuk Devletinde olacak işler değildir.

Bunların hesabının sorulmadığı yerde özgürlük yoktur, hukuk etkin değildir.

Bizim aradığımız özgürlük, suç işleyen yöneticilerden hesap sorma hakkını sağlayan özgürlüktür.