Eğer TÜİK verilerine göre 2019 yılı Türkiye ortalaması 52 bin 316 TL olan kişi başı milli gelir Aydın’da yaklaşık 15 bin TL eksikle, 37 bin 889 TL olarak gerçekleştiyse bunun bir nedeni de Aydın esnafının, tüccarının ve sanayicisinin layıkıyla yönetilmemesindendir.

Aydın’da temsilciliği bulunan gerek ticaret gerek sanayi gerekse borsa ve ziraat odaları ve diğerleri kendi gettolarına çekilen, her biri kendi konformizmini gerek kendi üyelerine gerek piyasaya bir başarı hikâyesi olarak sunarak varlıklarını sürdüren birer sivil toplum örgütü görünümündeki kuruluşlardır.

Oysa bu tür sivil toplum kuruluşlarının varlık nedeni iktidar olsun muhalefet olsun siyaset kurumu üzerinde bir baskı görevi görmeleridir.

Hal böyle iken Aydın’dakiler tam aksine her devir iktidar ve muhalefetiyle uyum içinde olan sanki siyaset kurumunun yan kuruluşudur.

Bırakın Aydın’ın kişi başı milli gelir ortalamasının Türkiye genelinin son yıllarda niye altında gerçekleştiği konusuna iktidarın dikkatini çekmeyi, başkanlığını yaptıkları kuruluşa kayıtlı üyelerin sorunlarına çözüm üretmede geleceğini şekillendirmede bu odaların bir çabaları görülmedi.

Örnek pandemi dönemiyle ivme kazanan e-ticaretin gelecekte daha yaygınlaşması sonucu bazı meslek dalları ya yok olacaklar ya da ciddi krizlerle karşılaşacaklardır.

Aydın’daki ticaret odaları ve ticaret borsaları bu konuda geleceğe projeksiyon tutacak bir araştırma yaptılar mı, yoksa bu konunun araştırılmasını görevden saymıyorlar mı?

Nasıl ki, Maraş’tan dondurma, Trabzon’dan hamsi ve kaymak yağı, Diyarbakır ve Gaziantep’ten baklava geliyorsa Aydın’dan da aynı şekilde ürün pazarlanmasında bir çabaları oldu mu?

Ziraat Odaları, Ticaret odaları ve Sanayi Odası KOSGEB ile işbirliği yaparak Aydın’da tarıma dayalı entegre sanayiyi geliştirmeyi, bu konuda üyelerini motive etmeyi akıllarına getirdiler mi acaba?

Bunu yapmayan odaların görevleri sadece kayıt tutmak, aidat toplamaktan mı ibaret?

Sanayi Odası verilerine bakıldığında Aydın’dan yapılan ihracatta ileri teknolojiyle üretilen ürünün payı binde 15, düşük teknolojiyle üretilen malın payı ise yüzde 75’dir ki, bunun anlamı Aydın’ınucuz iş gücü cenneti,” olduğudur.

Bu adından söz ettiğimiz sorunların çözümünde ilgili meslek odaları proje üretmeyecek de kim üretecek, yoksa bunların varlık nedeni üye aidatlarıyla konforun tadını mı çıkarmaktır?

Odalar asli görevlerini yapmak yerine etliye, sütlüye dokunmadan, kimseyle karşı karşıya gelemden idare-i maslahatla, herkese şirin gözükerek bir sonraki seçimi de garanti altına almaya yönelik düşük yoğunluklu bir çalışma içinde oldular.

Eğer TÜİK verilerine göre 2019 yılı Türkiye ortalaması 52 bin 316 TL olan fert başı milli geliri yaklaşık 15 bin TL eksikle Aydın’da 37 bin 889 TL olarak gerçekleştiyse bunun bir nedeni de Aydın esnafının, tüccarının ve sanayicisinin layıkıyla yönetilmemesindendir.

Geçtiğimiz pazar yapılan Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği seçimini Demirciler Odası Başkanı Muhammet Ali Künkçü’nün kazanması akıllara odalardaki konfor dönemi sona mı, eriyor sorusunu getirdi.

Yeni başkanın kantara çıkması yeni değil daha önce de bu kulvarda yarıştı ancak üçüncüsünde ipi göğüsleyebildi. Bunda eski yönetimin yıpranmışlığının da büyük payı olduğunu da hesaba katmak gerekiyor.

Her şeye rağmen yeni Başkan’ın eskilerin yolundan giderek konfor içinde yaşamayı mı, yoksa ortak akılla esnafın sorunlarına çözüm aramayı mı tercih edeceği henüz bilinmiyor, bunu zaman gösterecek.

Ancak günümüz şartları ortak akılla hareket etmeyi her zamankinden daha fazla gerektiriyor.

Zira günümüz sorunları bütün sektörlerde bir başkanın yalnız başına çözeceği kadar basit değildir, Valilik, Büyükşehir, İlçe Belediyeleri, Milli Eğitim gibi paydaş kurumlarla birlikte çalışmayı gerektiriyor.

Peşin vergiden tutun da sigorta primlerinin pahalılığına kadar birçok derdi yanında esnafın en büyük ihtiyacı çıraktır. Buna çözüm üretmek de yeni başkan Muhammet Ali Künkçü’ye ve yönetimine düşüyor.

Sonra sorun yeni de değildir çeyrek asrı aşan bir geçmişe sahiptir.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitimin başlangıcı 1997 yılına kadar devam eden ilkokul zorunlu 5 yıl, zorunlu olmayan ortaokul 3, Lise 3 yıl olan eğitim sisteminde öğrenci ilerisini okuyamayacaksa velisi tarafından ilkokul sonrası sanata verilirdi.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitim sisteminde Çıraklık Eğitim Merkezlerini zorunlu eğitime dahil edilmeyince ağır makinelerle çalışan demircilik, marangozluk, tornacılık gibi meslekler çırak bulmada zorlandı.

Çünkü sekiz yıllık eğitimi bitiren çocuklar hem itaat yaşının dışına çıkıyor hem de ergenlik çağına giriyor ki, onları ağır makine ile çalışan esnaf yaşlarının bir gereği dikkat dağınıklığından kaza yapma ihtimaline karşı çırak olarak çalıştırmaktan çekindiler.

Onun içindir ki, Çıraklık Eğitim Merkezlerindeki meslek dallarının çoğu öğrenci yokluğundan kapandı ve neredeyse bu okullar sadece berber ve kuaför yetiştiren kurumlar haline geldi.

Taşra mahalle ve köylerden gelecek olan çıraklar da barınma ve ulaşım zorluğundan gelemeyince sanayi esnafı çırağı mumla arar hale geldi.

Devrin esnaf odası yöneticileri de adeta kabul olmayacak duaya amin dercesine Valiliklerden çırakların da taşımalı eğitim kapsamına alınması talebinde bulundular.

Fakat çırakla öğrenci arasında derse giriş neyse de çıkış saatleri arasındaki farklılık bu isteği imkânsız kılıyordu.

En gerçekçi olan ise birleşik akılla üretilecek “Çırak Yurtları ya da Çırak Barınma Merkezleriydi”.

İşte Muhammet Ali Künkçü’yü bazı zanaatların devamı açısından da bekleyen bu temel problemdir.

İkincisi ise çıraktan daha çetrefil bir sorun olan tamamıyla meskûn mahallerin içinde kalan her iki sanayi sitesinin kent dışına taşınmasıdır.

Bu da büyükşehir başta ilçe belediyesi, Valilik, Milli Emlak Müdürlüğü, ASTİM Organize Sanayi Bölge Başkanlığı gibi birçok kurumun işbirliğiyle çözümü zaman isteyen bir konudur.

Şüphesiz her iki sanayi sitesinin üzerinde bulunduğu arazinin kıymet değerinin yüksekliği bu sorunu çözmeyi kolaylaştıracak bir etkendir.

Fakat esnafın sorunları sadece çırak ve sanayi merkezlerinin taşınmasından ibaret değildir. Ancak vergilendirme başta diğerleri merkezi hükümetin dolayısıyla siyasetin alanına giren, çırak konusundan daha çetrefil konulardır, ancak her birinin halledilmesi de gerekir.

Sonuç olarak yeni Ahi Babası hakkında merak edilen konuları şu beş maddede toplamak mümkündür.

BİR: Muhammet Ali Künkçü’nün selefleri gibi kabarık yemek faturalarıyla mı, gündemi işgal edecek, yoksa bu gidişata son mu verecek?

İKİ: Eş, dost ve yakınlarının birliğe işe alınmak gibi tercihi kendi konforu mu olacak?

ÜÇ:  Fütüvvetnamelerde anlatılan gerçek bir Ahi Baba tavrı ortaya koyarak esnafın dertlerini kendine dert edinecek mi, orta sahada top çevirerek vakit mi geçirecek?

DÖRT: Eski alışkanlığı saat 11’den sonra telefon açma âdetini devam ettirecek mi, son mu verecek?

BEŞ: Ahilikteki 124 gerekli prensibi uygulayarak, doğruluktan şaşmadan Ahi Evren’in yolundan mı gidecek yoksa esnafın oylarıyla “pabucu dama atılanların” izini mi takip edecek, bütün bu soruların yanıtını esnaf kadar Aydın halkı da merak ediyor.

Ahi Babası Muhammet Ali Künkçü ve yönetimine görevinde başarılar dileriz.

Not: Ata’nın Anadolu’nun kurtuluşunun başlangıcı Samsun’a çıkışının bir sembolü olarak kutladığımız 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gençlerimize ve milletimize kutlu olsun.