Tarihten ders almak gerekir. Eğer ders alınmazsa tarih tekerrür eder durur. Bizlerde boyumuzun ölçüsünü almaya devam ederiz. 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde ‘’tek dereceli liste usulü çoğunluk sistemi’’ uygulandı.  Bu sistemde her seçim bölgesinde kullanılan oyların çoğunluğunu alan parti o seçim bölgesinin tüm milletvekilliklerini de kazanırdı.

1950 ve 1954 seçimlerinde ortalığı silip süpüren Demokrat Parti milletvekillerinin neredeyse tamamını kazandı. Hatta ilçe yapılan il, bölünen il, gibi seçim cezaları bile o dönemde gündemdeydi. Rahmetli Başvekilimiz Adnan Menderes bu başarılı sonuçların verdiği özgüven ile "Odun koysam seçilir", demişti. Bu söylem, en hafif tabiri ile insan iradesine ipotektir ve halkı sürü görmek, halk iradesini hiçe saymaktır. Kendine fazla güven duymanın yaptırdığı bir siyasi hatadır.

Günümüzde de benzer söylemler özellikle yerel düzeydeki politikacılar arasında kendine yer bulmaktadır. Yerel yöneticilerin bazıları kendilerine duyduğu aşırı güven ile kendilerini neredeyse parti üstü görmelerini sağlamakta, kendi seçim bölgelerindeki ilçe belediyelerinde 60 yıl önce rahmetli Adnan Menderes’in, “odun koysam seçilir” diyerek getirdiği anti demokratik zihniyet “60-65 yıl sonra” halka kendi adayını belirleme yetkisi vermeyen bir düzenle aynı kapıya çıkmaktadır. Yani sözde “önce insan” diyen bu zihniyet, halkın iradesini hiçe saymaktadır.

Ama unutulmamalıdır ki, seçmen artık eski seçmen değil. Artık “odunu göstersem seçilir” mantığı kabul görmüyor. Odunlarla değil, doğru dürüst adamlarla seçim kazanılabiliyor. Adayınız düzgün değilse başarılı olamazsınız. Bilgi çağında, yapay zekânın konuşulduğu bir zamanda niteliksiz, daha doğrusu “odun” tabir edilen adaylarla bir yere varamazsınız.

CHP Tüzüğünde aday belirlemenin ön seçim, anket veya merkez yoklaması ile yapılacağı söyleniyor. Aday belirlemenin en geçerli, en demokratik yolu da tüm üyelerin oy kullanması ile önseçim veya geniş katılımlı anket uygulamalarıdır. Ancak uygulamalarda ön seçim veya geniş katılımlı anket yerine merkez yoklaması ile adaylar belirleniyor ve üyelerini iradesi doğrudan çöpe gidiyor. Gerçi çok az miktarda bu uygulamaya gidiliyorsa da oran %10 bile olmuyor. MYK’nın aday belirlemesi çeşitli bahanelerle demokratik bir eylemmiş gibi gösteriliyor. Bu şekilde parti içinde özgürlük ve demokrasi ölü doğmuş oluyor. Ama bu noktada Sayın CHP Genel Başkanının bir sözü aklımıza geliyor; “biz demokrasi ve özgürlükleri taçlandıracağız” sözü. Artık merkez yoklaması ile demokrasi nasıl taçlanacaksa?

Ön seçim, demokrasinin kayıtsız şartsız ön şartıdır. Demokratik ülkelerde adaylar ön seçimle belirlenir. Birinci aday belirleme yöntemi adayların bütün kayıtlı üyelerin katıldığı ön seçimlerle belirlenmesidir. Diğer bir yöntem ise, kayıtlı üyelerin delege seçmesi ve seçilen delegelerin de yine seçimle adayı belirlemesidir. Tercih edilen tüm üyelerin oy kullanması ile yapılan önseçimdir.

Önümüzde yerel seçimler var. 31 Mart 2019’daki seçimlerde aday belirlemek için partiler önseçim yapmalıdır. Ancak YSK resmi seçim takviminde önseçimlerin Şubat 2019’da gösterilmesi bu işi oldukça zora sokuyor. Bunun yerine en kısa zamanda geniş katılımlı anket uygulamasının hayata geçirilmesi gerekir. Böylece halk tarafından belirlenen adaylar kendilerine çalışma yapabilmek için yeterli zamanı bulabileceklerdir. Bunun böyle olup olmayacağını önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz.

Peki, neden ön seçim ya da geniş katılımlı anket yaptırılmıyor? Bahane çok. Baskın seçim yapıldı, delege yapısı yanlış, takvim sıkışık, üye sayısı yeterli değil, o bölgede seçim kritik şansa bırakamayız vs, vs. dir. Parti genel merkezi kendi üyesine ve delegesine güvenmiyor. Ama delegelerin seçilme şartlarını, üye kayıtlarını ve üyelik işlemlerini yapan da aynı siyasi partilerin yöneticileridir.

Benim olsun küçük olsun. Ben ne dersem o olsun. Her şeyi ben bilirim, söylemleri partilere yarardan çok zarar getirmektedir. Öyle veya böyle, insanımıza, üyemize ya da delegemize güvenmeliyiz. Bu güveni tesis edemeyenler kendileri hata içindedirler. “Yanlışın neresinden dönülse kardır” deyip, geleceğe güvenle bakmanın yolu olan demokrasi yolunda halkımıza güvenmeliyiz. Yoksa “güvendiğiniz dağlara kar yağabilir”, benden söylemesi. Bu durum sadece CHP için geçerli değil, tüm partiler için geçerlidir.

Demokrasi, siyasi partiler olmadan yaşayamaz; ama siyasi partiler yüzünden ölebilir de. (Georges Vedel)

Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR!   Aydınpost APPSTORE'da TIKLA