"Anlamak masraflı iştir; emek ister, gayret ister, samimiyet ister, yanlış anlamak kolaydır oysa. Biraz kötü niyet, biraz da yetersizlik kâfidir." Sezai Karakoç

Hepimizin hayatında korkular vardır.

Kimimiz koskoca cüssesine rağmen küçücük bir böcekten korkar, varlığından tedirgin oluruz.

Yaşadığımız duygusal tedirginliği ve korkuyu anlamadan insanlar tarafından yargılanıp küçümsenmeyi ise çoğu zaman öfke ve kızgınlıkla karşılarız.

Psikoloji ilminde içinde bulunduğumuz duygusal, psişik durumun bir adı var; Fobi.

Bazı varlıkların adını duyduğumuz veya gördüğümüzde korkmamız gayet normaldir.

Korkunun tedavisi hayli zordur.

Sizlerle duymuş olabileceğiniz bir hikâyeyi paylaşmak isterim.

Vaktiyle delinin biri kendini mısır sanır her tavuk gördüğünde tavuk tarafından yenilme korkusu yaşarmış.

Sonunda bu kişiyi akıl ve ruh hastalıkları hastanesine tedavi amaçlı yatırmışlar.

Belli bir zaman hastanede kalmış ve nihayetinde doktorlar tarafından kendisinin mısır olmadığı, insan olduğuna ikna etmişler.

Hastaneden taburcu edilmeye karar verilmiş, ama çıkmadan tedavinin sonuç verip vermediğini ölçmek için hastane bahçesinin çıkışında bir tavuk bulundurmuşlar hasta bahçeye çıktığında tavuğu görünce hastalık depreşmiş ve korku ortaya çıkmış.

Hasta hemen geri dönmek istemiş.

Doktorlar "Ne yapıyorsun? Hani konuşmuştuk sen mısır tanesi değildin."

Hasta, "Tamam ben mısır tanesi değilim de bunu tavuk biliyor mu?" demiş.

Bunu niye anlattım.

Geçenlerde CHP İl Başkanı Canan KAFTANCIOĞLU'na on yıl öncesinden attığı tweet veya retweetten dolayı içinde "hakaret, övgü, teröre destek" var diye ceza verdiler ve verdikleri cezalar ile de siyasi yasaklı hale getirildi.

Bu karar üzerine bir paylaşım yaptım.

Paylaşım şu, "Canan Kaftancıoğlu mensubu olduğu siyasi düşüncenin müktesebatını taşıyan güçlü bir karakterdir, verilen cezayı onur olarak görecektir. 

Hukuk araçsallaştırılarak muhalifler susturulamaz.

Tarih bize bu gerçeği haykırıyor” dedim.

Benim yaptığım paylaşımda tespit ve tekliften başka bir şey yok.

Tespitle; Canan Kaftancıoğlu'nun 'siyasi müktesebatını,' teklifle de 'yargının; öç alma, susturma, yıldırma' aracına dönüştürülmemesini ifade ettim.

Paylaşımı herkes beğenmek zorunda değil.

Böyle bir beklentim de yok.

Ama bunun üzerinden infaz gerçekleştirilmesine elbette itiraz ederim.

Konunun anlaşılmamış olabileceğini düşünerek paylaşım altına yapılan itirazlar vesilesiyle anlaşılmasını sağlamak için siyasi tarihten örnekler vererek neye itiraz ettiğimi anlatmaya çalıştım.

Paylaşım altına yapılan seviyesizce yargı beyan edenlere de üslubumu bozmadan cevap verdim.

Onları, önyargıları ve seviyesizlikleri ile baş başa bırakıyorum.

İçine düştükleri fosseptik çukurundan beter yerde debelenmeye devam edebilirler.

Onlar yerinden memnunsa benim için sorun yok.

Konumuza dönecek olursak, toplumun belli bir kesiminde siyasi olayları değerlendirme, pozisyon alma konusunda hastalık derecesinde 'takıntı' gözlemliyorum.

Buraya, aynı saiklere ilave olarak; çıkar ilişkisine dayalı medya spekülatörlerini ve niyet okumalarını da ilave etmeliyim.

Herkes meşrebine, ahlakına göre tavır almakta serbest!

Evet, insanlar kendilerinin kolayına geldiği gibi davranmayı ve konfor alanlarını terk etmez.

Bu zaaflarından dolayı da, güvendikleri siyasi kişiler ve kurumlar tarafından kullanılırlar ve güven duyguları istismar edilir, itiraz gerekçelerini kendilerine servis ederler.

İktidarlar, özellikle umut olma potansiyelleri kalmadığı için taraftarlarının korkularını büyütür, geçmiş üzerinden düşmanlıklar üretilir ve pekiştirilir, taraftarlarının ve olayları takip edenlerin gerçeği anlama çabasının önüne "yalanlar, iftiralar" servis edilerek bilgi kirliliği oluşturulur.

Taraftar kitleler zaten inanmaya hazır beklemektedir.

Mesele, gerçeklerin üstünün yalanlarla örtülmesi, algı oluşturulmasıdır.

Anlamak çabası ise özgür zihinlerin işidir.

Olayları anlama fırsatı insanımıza verilse hem haysiyetlerini korur hem gerçeğin anlaşılması için gerekeni yapar.

Osmanlının son yıllarından itibaren 'varlık-yokluk kavgası' veren milletimizin sosyal şuurunda var olan Anadolu coğrafyasını korumak ve burada istiklaliyle hayatını devam ettirme arzusu; yöneticileri tarafından kötü kullanılmış, milletin geleceğinin şekillenmesi konusunda farklı düşünen taraflar birbirlerini "düşmanlaştıracı" dil kullanmaktan çekinmemişlerdir.

Bu "Hesaplaşmacı dil" sürekli içeride düşman üretmekten beslenmiştir.

Bu çatışmadan rahatsız, "Günlük hayatında; ekmeğinin davasında, huzurlu bir ülke isteyenler" demokrasi, eşitlik, gelişmişlik vaadiyle kandırılmakta, iktidar olunduktan bir süre sonra da yerlerini sağlamlaştırmak veya ideolojik ajandalarını hayata geçirmek, "safları sıklaştırmak" için gözler "iç düşman aramaya" başlamaktadır.

Hâsılı siyaset, "Hesaplaşmacı dili" tercih etmenin pis ve alçak limanına demir atmaktadır.

Bu amaçla yargı, güvenlik bürokrasisi, ülkenin maliyesi, eğitim sistemi, medyası hoyratça kullanılmaktadır.

İktidarların örtülü amaçları; din, iman, vatan, millet, bayrak, dış ve iç düşman, beka sorunu vb. duygusal durumları kışkırtarak toplumdan yükselen; özgürlük, adalet, refah, kalkınma, huzur, insanca yaşama, gelir adaletine dair birey ve toplum hayatını zenginleştirecek talepler boğulmakta, düşmanlaştırılarak susturulmak istenmektedir.

Bugün yapılanlar ve yapılmak istenenler yine aynı filmin vizyona konulmasından ibarettir.

Bu filmin bize bakan cephesinde ise, birlikte olduğumuz birçok insanla sadece siyasi sebepler vesilesiyle birlikte olduğumuz ama aslında, birbirimize ne kadar yabancı olduğumuzu tespit etmek ve öğrenmek düşüyor.

Durduğumuz yerin yadırganması bundandır.

Kendimizle, çevremizle, dost, arkadaş bildiklerimizle yüzleşmek, birbirimizi tanımak acı verse de bir bakıma faydalı.

En azından benim için öyle, geçmişte birlik içindeydik diye yanlışları te'vil etmek zorunluluğum ve kimseye diyet borcu hissetmiyorum.

Başkalarını da zorlamıyorum.

Yerinden memnun olanlar, yerlerinde kalmaya devam edebilir..

Padişahım çok yaşa, diyebilirler.

Bu arada bu dostlara şunu önerebilirim.

"Hayvan Çiftliği" kitabını okumayı ihmal etmesinler!

Muhayyel zamanların, muhayyel kötülüklerine karşı çıkmış olarak rahatlayabilirler.

Dağılıyoruz arkadaşlar!

Toplantımız bitti!