Fenomen, hayranlık uyandıracak kadar dikkat çeken kişi olarak tanımlanabilir.
Geçtiğimiz 7 yıllık süreçte sıradan bir belediye başkanlığından, Türkiye çapında bir Fenomen’e dönüşmek kolay bir olay değildir. Çerçioğlu süreç içerisinde bilerek ya da bilmeyerek her kesimden insanın hayranlığını kazandı.
Öncelikle “Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edelim”, Çerçioğlu iyi işler yaptı. Eski başkanların yapamadığı birçok işi kopardı. Bu işleri yaparken kendisine yönelik tehditlere pabuç bırakmayıp karşı çıktı. Bu kararlı tutumu kendisinin ‘’adam gibi mert kadın’’ olarak tanınmasında etkili oldu. Bir kadın olarak ‘’adam gibi’’ benzetmesine layık görülmek kolay bir iş değildir. Bu aşamalarda kendisine karşı olumsuz propaganda yapanlarda bilmeyerek kendisinin daha da güçlenmesini sağladılar. Öyle ki, tehdit edildiği, acımasızca eleştirildiği dönemlerde takındığı dik duruşu, taraflı tarafsız hayran kitlesinin giderek artmasına neden oldu.
Çerçioğlu’nun sonradan keşfettiği başka bir yönü ise konuştuğu kişilerin önemli bir kısmına ‘’dokunarak konuşması’’ oldu. Bu samimiyet göstergesi sıcakkanlı Aydın insanı için ‘’kabul görme’’ nedeni oldu. Özellikle kırsal alanda kadınlarla konuşurken, onlara sarılması, yaşlı kadınların ellerini öpmesi, aralarında dostça gezinmesi, kendine güvenen bir tavır takınması, kitlenin giderek büyümesini sağladı.
Birçok kadın kendini O’nun yerine koyarak Çerçioğlu’nun başarılarını kendi başarısı olarak gördü. Ayrıca gittiği yerlerde bir Aydınlı olarak Aydın şivesi ile konuşması, O’nun halktan biri olarak görünmesini ve kabul görmesini sağladı. Artık, Çerçioğlu onlar için bir ‘’idol’’ kadındı. Sadece kadınlar değil, erkeklerde Çerçioğlu’nun samimi ve sıcakkanlı tavrını beğeniyorlardı.
Çerçioğlu kendisine ulaşan herkesin sorunlarına bir şekilde çözüm bulmak için elinden geleni yaptı. AYBA bu iş için kurulmuş ‘’kimsesizlerin kimsesi olma’’ görevini tam anlamıyla gerçekleştirmişti. Hastanede ameliyat olan bir kişiye çiçek göndermesi, hastaların evine hemşire göndermesi, muhtaçlara sıcak yemek servisini sağlaması, yaşlıların kişisel bakımlarının yaptırılması gibi hizmetler, değişik insan grupları arasında da popülaritesini giderek artırdı.
Gelelim Topuklu Efe konusuna. Çerçioğlu’nun yaptığı cesur çıkışlar, halktan biri imajı, bu ‘’efelik’’ sıfatı ile özdeşleşti. ‘’Topuklu Efe’’ ismi ile yaptıklarının örtüşmesi, halka efeliği karşı müthiş bir sempati bulunması, davranışlarıyla, söylemleriyle bu ismi hak ediyor görünmesi, ‘’Fenomenlik’’ yolunda büyük bir adım oldu. Artık O, Aydın’ın Topuklu Efe’si idi, fenomendi.
Ama efelikte bir yere kadar. Zaman içinde bir payeyi çok zor kazanabilirsiniz. Ama kaybetmesi de bir o kadar kolaydır. Hele hele, birde çevrenizde yanlış yaptığınızda bile bunu söylemeyip sizi çılgınca alkışlayanlar varsa popülaritenizi kaybettiğinizin farkına bile varmazsınız. Bir de kendinizi çok beğeniyorsanız gözünüz hiçbir yanlışı görmez. Süreç içerisinde halktan koparsanız, iş birliği içinde olmanız gerekenlerle kavga ederseniz, söylediklerinizde ve yaptıklarınızda tutarlı olmazsanız, verdiğiniz sözleri tutmazsanız, her şeyde ben kavramını ön plana çıkarırsanız, halkın haklı isteklerine sırt çevirirseniz, mazlumların canını yakarsanız bir anda her şey değişir. Birer birer tırmandığınız basamaklardan küt diye düşersiniz. Size methiyeler düzenler etrafınızdan birden yok olur. ‘’En büyük sizsiniz’’, diyen sahte kişilikler hemen karşınıza geçerler. Sizi dostça kucaklayanlar sizi gördüklerinde başını çevirir. Size Topuklu Efe yerine Terlikli Efe demeye başlarlar.
Ne derseniz deyin, Çerçioğlu’nun popülaritesi giderek düşmektedir. Dün yapılan il kongresi de bunun en büyük göstergesi. Seçimde Çerçioğlu’nun üstü örtülü desteklediği aday Soner Kaplan 290, buna karşılık ‘’güdümlü değil, uyumlu siyaset’’ diyerek yola çıkan Bayram İnci ise 318 oy alarak seçimi kazandı. Bu seçim iki tarafa da gerekli mesajları verdi. Anlayan anlamıştır seçimin sonuçlarını. Artık sıra bu sonuçlardan gerekli dersleri çıkarabilmekte. Ancak, hem demokrasi söyleminde bulunup hem blok liste ile seçime gitmek doğru değildir.
Bizler basın olarak, bu şehirde yaşayan sorumlu kişiler olarak yanlışları göstermek zorundayız. Yapılan yanlışı göz göre göre alkışlayıp insanları yanıltmayız. Hani derler ya; “dost acı söyler’’, işte öyle bir şey. Biz bu kentte yaşıyoruz. Elbette yaşadığımız kentin iyi ve güzel olmasını isteyeceğiz. Bir şeyi yazarken de kimseden korkmayız, hele hele birilerinin arkasına sığınıp siyaset yapanlardan asla. Daha iyi bir Aydın için herkes taşın altına elini sokmalı diyoruz. En güzel gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü kavramı sözünün kitaplarda kalmaması dileği ile. Son söz; bilmemek değil, öğrenmemek ayıp.