Kamuoyu bir haftadır “Paralel Yapı” kapsamında tutuklanan kişilerin tutukluluk hallerini son vermek üzere tahliye kararı alan hâkimlerin tutuklanmasını konuşuyor.

Efendim hukuk devletinde hâkimler verdikleri kararlar sebebiyle tutuklanamazmış.

Bu tutuklamalar hukuk devletinin olmadığının göstergesiymiş.

Ülkenin fütursuzca “Diktatör” tarafından yönetildiğinin de belgesiymiş.

Neden?

Tahliye kararı veren hâkimler verdikleri karar bahanesiyle tutuklanmış da ondan.

Peki, hukuk devletinde hâkimler verdikleri karardan dolayı tutuklanamaz mı?

Bize göre tutuklanır.

Hukukçular cübbeleriyle görev yaparken suç işleyebilirler.

Hukukçuların görev başında suç işlediklerini kabul etmemek doğru olmaz.

Hâkim ve savcıların görev başında suç işlemeyeceklerini kabul edersek şayet

Polis kıyafetiyle polislerin görev başında suç işlemeyeceklerini de kabul etmemiz gerekir.

Eğer, polisler asayişi sağlarken elinde bulunan “Yasal silahla” yargısız infazda bulunur ve suç işleyeceklerini kabul ediyorsak, hâkimlerinde de yargı süreçlerinde suç işleyebileceğini kabul etmemiz gerekir.

Hukuk mesleğinin mensupları suç işlemekten, görevini kötüye kullanmaktan münezzeh değildir.

Bu gerçeği peşinen kabul edelim ki, sözümüzün bir anlamı ve inandırıcılığı olsun.

Bu ülkede aranan ve aranması gereken en önemli şey “Adalettir.”

Bu güne kadar toplumun aradığı adalet, hukukçular tarafından dağıtılmamıştır.

Tam aksine adalet kurumu, bu eksikliğiyle topluma güven vermediğinden yaralıdır.

Adalet eliyle yapılan suiistimaller sadece olağanüstü dönemlerde yapılmamış,

Normal diyebileceğimiz zamanlarda da yapılmıştır.

Daha geçenlerde Buharkent ilçemizde trafik kazası neticesinde yaralanan ve sakat kalan bir çocuğumuzun davasının 14 yıldır neticelendirilmediğini gazeteden okudum.

Davayı sonuçlandırmayanların oluşan mağduriyette, sorumluluğu yok mu?

Sorumlu olmadıklarını kime inandırabiliriz?

Hâkimlerin ve savcıların, görev yaparken gördüğü davalarda taraflardan birini, kararıyla mağdur etmediklerini kim söyleyebilir?

Kabul edelim; her mesleğin namuslu erbabı olduğu gibi, namussuzları da olur.

Mesleklerin türü masum yapmaz insanı.

Başbakan, Bakanlar ve gençler için idam kararı veren hangi yargıç, kararlarından dolayı yargılandı?

Hiç yargılanan yok.

Bu yargıçlar basit davalarda şahitlerden yemin isterlerken, kendileri alet oldukları zulüm için nedamet duydular mı acaba?

Ben böyle bir itirafa şahit olmadım.

Sizin aranızda şahit olan var mı? Bilmiyorum.

Şimdi peşinen iktidar partisi bir kesimi suçlu ilan etti diye, iddialara karşı mı çıkacağız?

Yoksa yargılama sonucunu mu bekleyeceğiz?

Burası tutanın elinde kaldığı bir ülke mi?

Tamam anladık.

Diyelim ki, eski alışkanlıkla iktidar hukuka uygun olmadığını söylediğiniz işler yapıyor.

Buna karşı çıkmanın yolu “Cübbelileri” aklamaktan mı geçiyor?

İktidara karşı mevzi almak mı gerekiyor?

Yok mu bunun başka bir yolu?

Yaşadığınız çelişkiye dikkatinizi çekiyorum.

Bir guruba mensup bazı görevliler, bağlı bulunduğu kesim adına gözünü karartıp, her türlü tehlikeyi göze alarak, meslek ahlakını çiğneyerek hukuk cinayeti işlemektedir.

Bazıları ise;

“Eski Türkiye”nin alışkanlıkları ve  "Makul şüphe" gerekçesiyle dernek basıyor.

Sizce, “Eski Türkiye” alışkanlıkları her iki yönlü sürdürülmüyor mu?

Bu ülke nasıl normalleşecek? Allah aşkına.

Suça ve suçluya takibin daha anlaşılır makul ve meşru yolu yok mu?

Bu karşılıklı güç gösterisi mi?

Örgütler; suç işleyerek yol alabilirler bunu biliyoruz.

Ya devletin, hukuka uyma, yaptığı işi kamu vicdanını yaralamadan yapma yükümlülüğü yok mu?

Bu nasıl iştir?

Yeni Türkiye'de hukukun kaynağı sadece “Yasal haklar mı” olacak?

“Kamu vicdanı ve meşruiyet” aranmayacak mı?

İnsanlara üzerine yapıştırılan "Etiketlere" göre davranmak muteber kabul edilirse, bu kavgadan hiç bir hukuk devleti başarıyla çıkamaz.

Bir yerde işler hukuka uygun yapılmıyorsa, orada devlet görevlileri eliyle zulüm işleniyor demektir.

İnsanlarımıza “Yeni Türkiye” ve “Yeni Anayasa” vaat eden iktidar, toplumda oluşturduğu heyecanın “Basiretsiz bürokratlarca” harcanmasına  müsaade etmemelidir.

Bu işgüzarlık neticesinde doğabilecek zulme rıza göstermek bizim ”İnsani ve ahlaki” tarafımızı törpüler.

İnsani ve Ahlaki tarafımızı koruma hassasiyeti göstermeden gideceğimiz yer varmak istediğimiz yer olmayacaktır.

Varacağımız yer “Eski Türkiye” olacaktır.