'AK Parti'nin iktidara gelişiyle birlikte popülizme savrulmadan, akademik bir disiplinle ülke sorunları önceliklerine göre sıralanmış ve sırasıyla çözüm yolları aranmıştır. Sorunlara çözüm bulundukça hükümetin kamuoyu desteği artmış, bu destek askeri vesayet, demokratikleşme ve Kürt sorunu gibi daha zor sorunların üstesinden gelinmesi için hükümeti cesaretlendirmiştir.' İhsan Aktaş, Kriter Dergi için yazdı.

İhsan Aktaş'ın yazısı şöyle:

Bir devrimi gerçekleştirenler, çoğu zaman yaptıkları devrimin farkında olmazlar. AK Parti bu ülkede büyük bir devrim gerçekleştirdi. Türkiye’nin siyasal kültürüne ve siyasi partilerin potansiyeline bakıldığında bu devrimi devam ettirecek kabiliyetin ve kararlılığın hala yalnızca AK Parti’ye ait olduğu görülüyor. Türkiye muhalefetinin geleceğe dair bir vizyon koymaktan uzak olması bu yargıya varmamızı sağlıyor. Türkiye, 100 yılı geride bıraktı. Kurtuluş Savaşı, Tek Parti Dönemi, demokrasiye geçiş, darbeler dönemi gibi çok yönlü devinimlerle bugüne gelindi.

AK Parti’nin iktidara gelişiyle birlikte popülizme savrulmadan, akademik bir disiplinle ülke sorunları önceliklerine göre sıralanmış ve sırasıyla çözüm yolları aranmıştır. Sorunlara çözüm bulundukça hükümetin kamuoyu desteği artmış, bu destek askeri vesayet, demokratikleşme ve Kürt sorunu gibi daha zor sorunların üstesinden gelinmesi için hükümeti cesaretlendirmiştir. Hükümetin, ülkenin altyapı, eğitim ve sağlık sorunları ile başörtüsü üzerindeki yasağın kaldırılması üzerinden din ve vicdan hürriyeti meselesini yıllar önce çözüme kavuşturmuş olması, AK Parti’nin rasyonel yönetimini kanıtlayan önemli örneklerdir.

Millet olarak bir yüzyıl boyunca topraklarımız işgale uğradı. Bir yüzyıl boyunca varlık mücadelesi verdik. Cumhuriyetin kuruluş evresindeki en zor zamanda tam bağımsızlık hedefi belirlenmiş ve bir vizyon olarak milletin önüne konmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir lider olarak Batı hegemonyasının adım adım zayıfladığını, küresel jeopolitiğin değiştiğini fark eden ilk dünya liderinden biri oldu. İttifaklar sisteminin Soğuk Savaş ile birlikte bitmiş olması, ulus devletleri kendi güçlerini tahkim etmek zorunda bıraktığı bir gerçekti. Türkiye’nin Batılı ülkelerin çıkarları yerine milli menfaatleri öncelemesi, iki yüzyıldır dünya hakimiyetini sürdürenler için kolay sindirilebilecek bir siyaset biçimi değildi.

Böylesine bağımsız bir siyaset benimsemiş bir ülkenin, Batılı ülkelerle ve yarı-müstemleke ülkelerle diplomatik ilişkilerinin bozulması da zor anlaşılacak bir durum değildir. Hiçbir hegemon güç, Türkiye ölçeğinde güçlü bir ülkenin bağımsız politika geliştirmesini kolayca hazmedemez. Bugün Rusya ile Türkiye’nin başta Suriye, Kafkasya ve Libya olmak üzere çıkar çatışması yaşadığı birden fazla mesele olmasına rağmen Rusya, Türkiye’nin yeni ve güçlü rolünü benimsediği için Türkiye-Rusya ilişkileri daha rasyonel bir zemine oturmuştur. ABD’nin imparatorluk kibri Türkiye’nin yeni rolünü okumasını zorlaştırıyor. Türkiye’nin önce DEAŞ’a yönelik Fırat Kalkanı Harekatı’nı, ardından PKK’ya yönelik Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarını düzenlemesi, Türk donanmasının Akdeniz’e inmesi, Libya’da zor durumda olan BM destekli hükümete Türkiye’nin verdiği destek, Karabağ’da savaşın kaderini değiştirecek sofistike askeri desteğin Türk ordusundan gelmesi, tüm bunlar Türkiye’nin bölgesel bir güç ve küresel nüfuza sahip anahtar bir oyuncu olarak doğduğunun kanıtıydı.

Son on yıl içerisinde her geçen gün siyasi nüfuz bölgelerinde gücünü arttıran, İHA-SİHA, donanma ve füze teknolojilerinde elde ettiği başarılarla savunma sanayiini yerlileştiren ve böylece diplomatik yumuşak gücünü sert askeri gücüyle destekleyen Türkiye, bozulan dış ilişkilerini yeniden onarmaya girişti. Karabağ Savaşı sonrası kurulan Türk Devletleri Teşkilatı’nı, Türkiye ve Libya arasında deniz yetki alanlarının belirlenmesini ve Katar ambargosuna karşı Türkiye’nin uzlaştırıcı ve dengeli tutumunu, adım adım İsrail, BAE, Suudi Arabistan, Mısır ve nihayet Suriye ile ilişkilerin normalleşmesi süreci takip etti. Bu süreç Türkiye’yi NATO içerisinde bağımsız-değişken ülke pozisyonuna getirdi. NATO’nun etkin bir üyesi olan Türkiye’nin, aynı zamanda Rusya’dan S-400 satın alması, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda arabuluculuk rolü üstlenmesi, Rusya’nın dünyaya açılan tek kapısı olması ve toprak bütünlüğünü savunduğu savaş halindeki Ukrayna’ya SİHA ve askeri mühimmat satabiliyor olması dünya kamuoyunca dikkatle izlendi. İki ülke arasındaki barış görüşmelerinde yoksul ülkelerin içine düştüğü tahıl krizinde bir can suyu koridoru açılması için BM ile rol paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son altı ayda dünyanın farklı liderleri ile yapmış olduğu görüşme ve etkinlik trafiği, uluslararası arenada BM Genel Sekreteri’nden bile daha etkin bir rolde olduğunu göstermektedir. Bütün bu olgular, ekonomik açıdan bölgesel güç olan Türkiye’nin güç dengeleri ve dış politika etkisi bakımından küresel oyuncu konumuna eriştiğinin kanıtıdır.

AK Parti’nin önümüzdeki seçim için “tam bağımsız ve güçlü Türkiye” iddiasını ortaya koyması oldukça gerçekçi bir vizyon olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu liderlik, Türkiye’nin tarihsel ve jeopolitik nüfuzunu adım adım güçlendirmesine önemli katkılar sağlamaktadır. Batı medyasında ve akademik çevrelerde Türkiye’nin yeni jeopolitik gücü ile ilgili hatırı sayılır büyüklükte bir literatür oluşmuştur.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Afyonkarahisar Motor Sporları Merkezi'nde devam eden TEKNOFEST kapsamında TÜBİTAK tarafından düzenlenen "Uluslararası ve Liseler Arası İnsansız Hava Araçları Yarışması"na katılan gençlerle bir araya geldi. (Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı/AA, 12 Ağustos 2022)

Başbakan Turgut Özal, “Türkiye’ye çağ atlattık!” dediğinde ülkenin ulaştığı bir seviyeye işaret etmişti. AK Parti hükümetlerinin 20 yıllık yatırımlarını tarif edebilmek için ise artık “Türkiye gelişmiş bir ülkedir” tespitinde bulunmalıyız. Gelişmiş ülkelerin öne çıkan özellikleri nelerdir? Altyapı açısından ülkeyi uçtan uca saran gelişmiş yollar ve ulaşım ekosistemi; sağlık, eğitim ve sanayi altyapısı, teknolojiye erişim ile internet ve fiber optik altyapısı, sosyal açıdan demokrasinin işletilmesi ve hukuk sisteminin yerleşmesi… Özellikle Türkiye’nin yeni kurulmuş altyapısı, dünyada yalnızca en gelişmiş ülkeler ile kıyaslanabilecek seviyeye ulaşmıştır.

2023 seçimlerine AK Parti’nin “Altyapı sorunlarının tamamına yakınını çözdüğümüz için her bir yatırım kaleminden merkezi bütçeye yüzde 15-20 pay kalacak ve bu kaynak, bireysel refaha, ayrıca AR-GE ve teknoloji geliştirme-desteklemeye, üretime ve eğitime aktarılacak.” söyleminde bulunması son derece sağlıklı bir yaklaşımdır. Türkiye’nin gelmiş olduğu gelişmişlik seviyesi, Anadolu illerinin de siyasete yönelik talebini yeniden şekillendirecektir. Altyapı sorunları yerini planlamaya ve küresel rekabet alanlarına bırakacaktır. Bugüne kadar yol, su, elektrik ve şehirler için hizmet talepleri yerini daha sofistike beklentilere bırakacaktır. Artık odağımız sanayi siteleri, savunma sanayinde olduğu gibi yeni sektör kümelenmeleri, sağlık turizmi, dijital dönüşüm, katma değeri yüksek bilgi teknolojileri, kimya ve petrokimya tesisleri olacaktır.

Siyasi paradigmanın gelişmiş ülke konseptine göre değişmesi, hükümet uygulamalarında da köklü yaklaşım değişikliklerini de beraberinde getirmiştir. Sanayi devrimi sonrası dünyada yüksek teknoloji devrimi devletlerin önündeki yeni vizyondur. Türkiye’nin potansiyeli yüksek genç nüfusu, geniş üniversiteleşme hamlesi, dijital haberleşme ağı, devlet kurumlarının adım adım geliştirdikleri yeni uygulamalar, Türkiye’nin dijital ekonomi için ve dijital dönüşüm için bütün altyapısının hazır hale geldiğinin göstergelerinden sadece birkaçı…. Hükümet, yeni seçim vizyonunda dijital ekonomiyi öncelikleri arasına aldığı takdirde bu, önümüzdeki dönemin en büyük vizyonu ve müjdesi olma potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin ülke çocukları ve bölge çocukları için teknoloji üreten ve pazarlayan bir merkeze dönüşmesi, başta gençler için bir fırsat eşitliği sunarken dünyadaki var olan potansiyelden yüzde 1 oranında pay alması halinde bile bilgi teknolojileri ile ilgili 180 milyar dolar kadar bir ihracat potansiyeline ulaşacağı öngörülmektedir. Daha basit bir tanımlama ile Türkiye’nin Güney Kore’nin yapmış olduğu dönüşümü gerçekleştirmesi halinde küresel oyuncularla rekabet edebilecek bir konuma gelmesi mümkündür.

Gençlerle ilgili muhalefetin ortaya koyduğu siyasi söylemler, Türkiye’nin geleceğine dair hiçbir olumlu yaklaşım içerememektedir. Bir “Z kuşağı” söylemi üzerinden “Bu ülkede yaşanmaz!”, “Herkes yurt dışına çıkıyor!”, “Bizden adam olmaz!” gibi söylemler, Fransızların ve İngilizlerin iki yüzyıl boyunca bütün müstemleke ülkelerde yaydıkları yaklaşımın tezahürleridir. Oysa 15 Temmuz gecesi Anadolu’nun çocukları iki yüzyıllık aşağılama ve köleleştirme çabasını boşa çıkarmıştır. Türkiye muhalefeti kendi gençleri ile ilgili büyük bir rüya görmektense müstemleke aydınlarının onlara biçtiği rolün sözcülüğünü yapıyorlar. O halde ikinci yüzyılında yeniden şekillenen “Büyük Türkiye” iddiasının kahramanı Türk gençleri olmalıdır.

Gençlerin, diğer kuşaklar karşısında daha dezavantajlı olduğu düşünülmektedir. Batılı ülkelerde bu konuda bazı çalışmalar yapılmakta, gençleri avantajlı konuma çekmek için yapılabilecek kanunlar hakkında tartışmalar yürütülmektedir.

AK Parti’nin, “geleceğin refahı” anlayışı ile konuyu ele alıp daha sonra dijital devrim ekonomisi ile gençlere sunulacak fırsat eşitliği ve üretim ekonomisine eklemlenecek yeni iş alanları üzerinden geleceğe dair güçlü bir vizyon oluşturması gereklidir. 2006’da yaptığımız bir kamuoyu araştırmasında katılımcılar, AK Parti’yi “bizi dünya ile buluşturacak parti” olarak tanımlamışlardı. Bu değerlendirme AK Parti’nin önüne koyacağı vizyon açısından çok kıymetlidir. Üniversite yatırımları, teknoparklar ve dijital dönüşüm için oluşturulan altyapı, AK Parti’nin kuşaklar arası adaleti sağlama ve geleceğin refahını inşa etme kararlılığını yansıtmaktadır. Bu nedenle fırsat eşitliğinden geleceğin refahına uzanan bir vizyon ortaya konulmalıdır.

Siyasi partiler yapmış oldukları reformları ve yenilikleri bir misyon olarak ele alır ve kamuoyuyla paylaşır. AK Parti hükümetleri, o kadar çok farklı alanda çok yönlü yenilikler yaptı ki hangi konuyu nasıl el alacağı konusunda bir kafa karışıklığı yaşamaktadır. Bu durumda muhalefet partilerinin birkaç ucuz eleştirisi gündem olurken Cumhuriyet tarihinin en büyük devrimlerini yapan siyasi hareket bu eleştirilere yanıt vermekle yetinmektedir. Oysa Türkiye’nin bireysel haklar meselesini çözüme kavuşturan, hukuk sisteminin işleyişini sağlayan ve ülkeyi bir vesayet ve polis devleti olmaktan kurtarıp demokratik hukuk devletine dönüştüren AK Parti’dir.

Demokrasi insanlık deneyimi olarak sürekli geliştiğine göre geriye dönük yirmi yıllık birikim bir kaide kabul edilip dünyaya örnek olacak bir hukuk ve demokrasi vadinde bulunmak ikinci yirmi yıl için oldukça mantıklı bir yaklaşımdır.

Demokrasi ve insan hakları konusunda Türkiye, bırakın Batılı devletlerin arkasından gitmeyi onlara örnek dahi olabilir. Dış politikada geliştirilen büyük vizyon yeni hukuk sistemiyle taçlandırılmalıdır. Batının, mazlum dünya için söyleyecek bir sözü, yeni sömürgecilik yöntemlerinden başka bir iddiası kalmamıştır. Dünyaya adalet ve merhamet konusunda nefes aldıracak bu yeni medeniyet anlayışıdır.

Sonuç olarak bugün Türk Devletleri Teşkilatı kurulmuş, Venezuela’dan Afganistan’a kadar her küresel meselde Türkiye’nin rolü konuşulmaya başlanmıştır. Dünyanın yeni konjonktürüne göre gücünü ve altyapısını şekillendiren Türkiye, Ortadoğu ülkeleriyle olan ilişkilerini yeniden güçlendirmiş, Avrupa, Balkanlar, Kafkasya ve Afrika ülkelerinde paha biçilmez diplomatik adımlar atmıştır. Libya’da varlık gösteren Türkiye, Doğu Akdeniz siyasetini, “mavi vatan” kavramını anlamlı hale getirmiştir. Bugün küresel meselelerin çözüme kavuşturulması konusunda en çok konuşulan şehir İstanbul olurken, Recep Tayyip Erdoğan Avrupa devletlerinin liderlik krizi yaşadığı bir dönemde, tecrübeli ve güçlü bir lider olarak çözüm üreten lider oldu. Bugün sadece Müslümanlar arasında değil, dünyada gadre uğrayan mazlumların kendisini, geleceğini Türkiye ve onu temsil eden liderle özdeşleştirme eğilimi vardır. Küresel dengelerin yeniden kurulduğu ve Türkiye’nin güçlü bir pozisyon tuttuğu bu dönemde nüfuz mücadelesi ve kavga büyük olacak. Bu kavga büyük ihtimalle 2023 seçimleri üzerinde şekillenecektir.

Kaynak: Kriter Dergi