Kabilenin sözlük anlamı:

Boy, aşiret, oba vs.

Kabile devleti nepotizmin (akraba devleti ve akraba kayırmacılığının)kural olduğu devlettir.

Kabile devletlerinde seçim falan olmaz.

Erken seçimlerin yapıldığı ülkelere baktığımızda, demokrasinin uygulanmaya çalışıldığı ülkeler olduğunu görürüz.

Seçimlerin yapılmadığı ülkeler ise, otoriter rejimlerdir.

Çünkü, otoriteryen rejimler, daha çok istikrarı önemserler.

Evet, demokratik ülkelerde yönetimler toplumsal desteği tam alamazsa veya talepleri karşılayacak performansı gösteremezse, insanlar değişim ister ve seçime gidilir.

Erken seçim istemeyi kabile devletiyle tanımlamak siyaset bilgisinden ve demokrasi birikiminden uzak olmaktır diyebiliriz ama söyleyen şahsın siyasi tecrübesine baktığımızda bu iddianın inandırıcılığı olmaz.

Bu sebeple biz yine de  soralım.

Belki bir cevap buluruz.

Hangi kabile devletinde sık sık seçim yapılmıştır veya yapılıyor?

Yoksa, kabile devletlerinde seçimin esamesi mi yoktur?

İsterseniz, seçimi sevmeyen ülkelerin hangileri olduğuna bir bakalım.

Suriye, Rusya, Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kazakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Afrika ülkeleri ve benzeri devletler...

Daha sayalım mı?

Yoksa yeterli mi?

Bir de, seçimlerin zamanında yapıldığı ülkelere bakalım.

İngiltere, Almanya, Fransa, Belçika, Avusturya,Japonya, Amerika, Kanada vs.

Daha doğrusu demokrasiyi önemseyen Doğulu, Batılı ülkeler...

Bu devletlerin ortak özelliği olarak demokrasiyi kurumsallaştırdıklarını, yetki ve sorumlulukları dağıtıklarını görüyoruz

Bazı ülkelerin sık sık erken seçim yapması "Kabile devleti" olduklarından değil, demokratik değerleri ve yöntemleri kurumsallaştıramadıklarındandır.

Şimdi, bizim ülkemiz hangi sınıf devletler arasında, bunun üzerinde düşünelim.

Siyasal rejimimizi doğru tanımlarsak, söylememiz gereken, demokrasiyi kurumsallaştırma yolunda yürümeye çalıştığımızdır.

Bu arada unutmayalım.

Ak Parti iktidarı döneminde de üç defa erken seçim yapıldı.

Demokrasinin aksaması ve kurumsallaşmamasının sebepleri var.

Demokratik düzen inşa etme serüvenimizde zaman zaman rejim muhafızı olarak "Müesses Nizamın" sahibi olduğunu düşünen askeri bürokrasinin yanı sıra, yargı bürokrasisini, akademik kurumları, sermayeyi ve 

medyanın tutumunu ve etkisini görürüz.

Yani devlet içinde mevzilenmiş vesayetçiler ve onların dıştan destekçi unsurlarının seçilmiş yönetimlere müdahaleleri karşımıza çıkar.

Tabi bunun dışında, birde eline geçirdiği gücü mutlak sanan veya o güç elindeyken en üst düzeyde faydalanmak isteyen siyaset erbabının çapsızlığını görmemiz de gerekir.

Bu tür siyaset erbabı, eline geçirdiği devlet gücüyle; zenginleşme yarışına girer, taraftarlarını güçlendirme ve bu yolla siyasetlerine finansman sağlamayı, oy veren seçmeni ise, adına "Dava" dedikleri ve doğrusu ne anlama geldiği belli olmayan, davalarıyla  icraatları

çelişen, çelişkilerin varlığını hamasetle gizleyebildikleri kadarını  gizleyerek siyaset yapanlardır.

Zaten samimi olmadıkları için, demokrasi güçlenmemiş, demokrasimizin bir ayağı hep topal kalmıştır.

Demokrasinin zayıf kalmasının suçunu ve vebalini ise, vesayetçi müesses nizam taraftarlarına fatura etmişlerdir.

Şimdi de, hayatın her alanında yaşanan daralmaya karşı seçim istemeyi "Kabile Devletinin" alışkanlığı olarak tanımlamakla demokrasi talebi aşağılanıyor.

Yine üstenci, ben bilirimci ve suçlayıcı bir dil ile.

Sanırsın demokrasimiz kurumsallaşmış, siyasetçilerimiz demokratik değerleri içselleştirmiş, kurumlar ve kurallar tıkır tıkır işliyor, denetlenebilirlik had safhada..

Sahi, bizim ülkemizde ileri demokrasi var da, rahatsızlık muhalefette, seçim isteyenlerde mi?

Ne dersiniz?

Sormadan edemiyor insan.

Demokrasimiz tıkır tıkır işliyor?

Halk yönetimden memnun mu?