Yaşamımızda her yer plastik dolu. 1950’den sonra tüm dünyada kullanımı artan plastiklerin çelik-bakır ve cam kapların yerine mutfağımızda yer almaya başladılar. Toprağa ve sulara karışmasıyla beraber üretilen gıdalarında nano-mikroplastik içerikleri artmaya başladı. Çevreyi kirleten ve çoğu petrol türevli polimerik yapıdaki plastikler artık anne sütünde bile bulunduğu gösterilmiştir. Bir yenidoğanın en temel besinsel kaynağında bile mikro-nanoplastiklerin bulunması gerçekten endişe verici. Uygun maliyetli ve kolay kullanım olması nedeniyle sık sık tercih ettiğimiz plastiklerin aslında yavaş yavaş vücudumuza karışması güvenli gıda tüketiminden çok birçok riskleri de beraberinde getiriyor. Gelin çağımızın sağlık sorunlarından biri olan bu nano-mikroplastiklerin etkisine yakından bakalım.

NANO-MİKROPLASTİKLER NEDİR, NASIL YAYILIRLAR?

Mikroplastik nedir diye baktığımızda 5 mm’den daha küçük plastik parçaları olarak tanımlanıyor fakat şu an doğadaki yükü tehlikeli derecede fazla. Kanda, akciğerde dokularında, anne sütünde, plesantada bile bulunan plastiklerin vücutta ne kadar süre kaldıkları belirsiz. Vücudun detoks sistemi ile ne kadar uzaklaştırıldığı tam olarak açıklanamıyor. Eskiden beslenme biliminde sadece gıdaların kalori ve makro-mikro öğeleri ölçülürken şimdi gıdalarla bizlere taşınan bu partiküllerin etkileri de araştırılıyor. Vücuda en büyük giriş yolunun plastik kaplı paketli ürünler olduğu düşünülüyor. Soluduğumuz havadan tutun da biberonlara kadar her noktadan bizlere ulaşan plastiklerin çığır gibi artan hastalıkların belki de patofizyolojisinde yer alıyor. Bu besin dışı maddelere karşı vücudumuzun ve bağışıklık sistemimizin nasıl cevap vereceği ve insan sağlığındaki etkilerini yıllar sonra görebileceğiz. Bizim bugünden yapılacak en temel adım plastik kullanımını azaltmak ve gıdaların kirlenmesini korumaktır.

· Mutfaklarımızda cam-çelik-tahta kapların kullanımı arttırılmalı, plastik ürünler kaldırılmalıdır.

· Yüksek asidik-bazik veya aşırı sıcak-soğuk gıdalar kesinlikle plastikle temas ettirilmemelidir.

· Yüksek tuzlu gıdalar (turşu, salamura vb. besinler) kesinlikle plastik kaplarda saklanmamalıdır. Böylelikle plastiklerin çözünme reaksiyonu engellenmelidir.

· Plastik kaplı paketli ürün tüketimi bırakılmalıdır.

· Tek kullanımlık kaşık, çatal, bardak kullanımları bırakılmalıdır.

· Plastik poşette bir gıda 15 dakikadan fazla temas ettirilmemelidir.

· Plastik kesme tahtalarının kullanımı bırakılmalıdır.

· Plastik biberonlar yerine cam olanlarına geçilmelidir.

· Poşetli çaylar yerine yaprak formunda alınan bitki çaylarından demleme çaylar yapılmalıdır.

· Doğaya plastik çöpler atmak yerine mutlaka geri dönüşüm sağlanmalı ve toprak-deniz ve hava kirliliği azaltılmalıdır.

· Bez ve pamuk içerikli ürünlerin kullanımı arttırılmalıdır.

· Kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde plastik içermeyen doğal içerikli ürünler kullanılmalıdır.

Hızlıca tüketilen plastiklerin gıdalarımızla ve hatta soluduğumuz hava ile bile vücut dokularımıza karışmasının tehlikesiyle karşılaşmamak için bu basit adımlar bile bizlere oldukça faydalı olacaktır. Daha sağlıklı nesillerin oluşmasında en temel ihtiyacımız olan beslenmede, gıda güvenliğinin her noktada sağlanması gerekmektedir. Umarım bu yazımız sizlerde bir değişim hareketi başlatır ve bir farkındalık kazanmanızı ve hatta mutfağınızda ufak değişimler yapmanızı sağlamasını dilerim, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın...