banner339
banner274

1938 Türkiyesi nasıldı?

SÜRDÜREN KURULUŞLAR

1938 Türkiyesi nasıldı?
banner401
banner427


Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Aydınpost'a abone olun

Aydınpost'a Google News'te abone olun

Nasıl bir yıldı, 1938? Elimizde 1938 yılında yayımlanmış iki temel ve çok sağlam kaynak var:

1 – CHP tarafından yayımlanmış “15. Yıl Kitabı” (yayım tarihi 1938 yılı yaz ayları olmalı, 20 Mayıs 1938 tarihli bilgiler var. Çok ayrıntılı. 611 sayfa)

2 – ULUS Gazetesi’nin 96 sayfalık 15. Yıl Sayısı – Yayım tarihi 29 Ekim 1938

Her ikisi de 10 Kasım’dan sonraki dönemde unutulmuş çünkü her ikisinde de sık sık Başbakan Bayar’ın adı geçiyor. Bir örnek:

‘Türkiye İş Bankası – Bankanın Şerefli Tarihinden Bir Yaprak’ başlığı altında ATATÜRK’ün 1933 yılında kendisini ziyarete giden İş Bankası yöneticilerine söyledikleri:

‘İş Bankası’nın dokuzuncu yıldönümünü bütün mensuplarına tebrik ederim. İş Bankası mütevazı bir sermaye ile işe başlamıştı. Mütevazı olan maddi sermaye idi. Fakat manevi sermayesi çok büyüktü. Çünkü işin başında gayet kıymetli, haluk 2 ve sebatlı Celal Bey ve onun yanında birkaç kişiyi geçmeyen güzide arkadaşlar bulunuyordu. Bu maddi sermayenin yüzlerce misli ile işe başlamış ve hiç muvaffakiyet göstermeden batmış nice müesseseler tanırız. Demek ki, bir müessesenin yaşaması, inkişaf etmesi, muvaffak olması o müessesenin başına geçenlerin, haluk, dürüst ve imanlı zatlar olmasına bağlıdır.

‘Banka, memleketin iktisadiyatına çok nafi 3 hizmetler ifa etmiştir. Bence bütün bu hizmetlerin fevkinde daha büyük olan bir hizmeti de bankacılığa gençlerimizi yetiştirmiş olmasıdır. En çok bununla iftihar ederiz. Celal Beyin İş Bankası’nı tesiste ve onun inkişafında gösterdiği muvaffakiyeti şimdi iş başında bulunduğu İktisat Vekaleti’nde de göstereceğine şüphem yoktur. Bankanın yıldönümünde bu münasebetle Celal Bey adını anmağı bir borç bilirim. İş Bankası’na yeni ve daha parlak muvaffakiyetler dilerim. Bu duygularımı arkadaşlarınıza lütfen söyleyiniz’

“Lütfen” diyen ATATÜRK ! 

Her iki yayının ortak üslubunu şöyle özetlemek mümkün:

‘Osmanlı’dan şunları (çok az) devraldık. Onuncu yıla kadar bunları (çok fazla değil) yaptık. Beş yılda eklediklerimiz ise şunlar (Birinci Beş Yıllık Plan’ın önemli yatırımları). Bugün, 1938, daha da fazlasını planlamış (1938 Planı) bulunuyoruz. Bunları başaracağımızdan eminiz.’

Tüm yazılarda Falih Rıfkı Atay’ın Kemalizm 1938’i tanımlarken kullandığı şu sözcükler hissediliyor: ‘On beşinci yılda herkes bu nedenle gururlu’ Önce sayısal veriler, aynı yöntem ile:



Nüfusu 10 bini aşan 80 yerleşim merkezi var. Bunlardan sadece 24’ünün şehir suyu şebekesi bulunuyor. 1938 yılında 25 yerleşim merkezinin şehir suyu şebeke işi ihale edilmiş. Kentsel yerleşim merkezlerindeki tesislerin durumu  şöyle:



1938 yılında Kemalizm’i tanımlarken şöyle yazmış Falih Rıfkı Atay: ‘Dürüst politikalar sonunda oluşturulan sağlam bir mali yapı ve gelişen ekonomi ile, “Kemalist Türkiye’nin her taraflı inkişafı ve inşası” devam etmektedir. Edecektir.’



Ankara’da perakende fiyatlar (kuruş/kg - yuvarlanmıştır) 



KÜLTÜR VE EĞİTİM KONULARI

3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisattan  9 Ağustos 1928 Harf İnkılabı’na

9 Ağustos 1928 – İstanbul Sarayburnu Parkı - ATATÜRK, halka hitap ediyor:

‘Arkadaşlar, bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harflerile kendini gösterecektir. Asırlardanberi kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz. Anladığımızın asarına 16 yakın zamanda bütün kainat şahit olacaktır. Buna katiyen eminim.’

Komisyon yetkili üyesi Falih Rıfkı Atay: (Kesin tarihi belli değil)

‘Atatürk bana sordu:

-Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz?

-Bir on beş yıllık uzun, bir de beş yıllık kısa mühletli iki teklif var, dedim. Gazeteler yarım sütundan başlayarak yeni yazılı kısmı artıracaklardır. Daireler ve yüksek mektepler için de tedricî bazı usuller düşünülmüştür.

Yüzüme baktı:

-Bu ya üç ayda olur, ya da hiç olmaz, dedi. Hayli radikal bir inkılâpçı iken ben bile yüzüne bakakalmıştım.’

1 Kasım 1928 – TBMM Açış Nutku, ATATÜRK: ‘Aziz arkadaşlar, herşeyden evvel her inkişafın ilk yapı taşı olan meseleye temas etmek isterim. Her vasıtadan evvel büyük Türk milletine onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır. Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe Latin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk evlatlarının ne kadar okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır. BMM’nin kararı ile Türk harflerinin katiyet ve kanuniyet kazanması bu memleketin yükselme mücadelesinde başlıbaşına bir geçit olacaktır. Milletler ailesine münevver, yetişmiş büyük bir milletin dili olarak elbette girecek olan Türkçeye bu yeni canlılığı kazandıracak olan  Üçüncü Büyük Millet Meclisi yalnız ebedi Türk tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde mümtaz bir sima kalacaktır. ‘Efendiler, Türk harflerinin kabulü ile hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetişkin evlatlarına mühim bir vazife teveccüh ediyor. Bu vazife milletimizin kamilen okuyup yazmak için gösterdiği şevk ve aşka bilfiil hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz hususi ve umumi hayatımızda rasgeldiğimiz okuyup yazma bilmeyen erkek, kadın her vatandaşımıza öğretmek için tehalük 17 göstermeliyiz. Bu milletin asırlardanberi halolmayan bir ihtiyacı birkaç sene içinde tamamen temin edilmek, yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir muvaffakiyet güneşidir. Hiçbir muzafferiyetin hazlarile kıyas kabul etmeyen bir muvaffakiyetin heyecanı içindeyiz. Vatandaşlarımızı cehaletten kurtaracak bir sade muallimliğin vicdani hazzı mevcudiyetimizi işba 18 etmiştir. ‘Aziz arkadaşlar, yüksek ve ebedi yadigarınızla Türk milleti yeni bir nur alemine girecektir.’ Yeni Türk Harfleri Kanunu 3 Kasım 1928 tarihinde yürürlüğe girdi. 1928-1929 ders yılı başında bütün okullarımızda öğrenciler dersleri yeni Türk harfleri ile basılmış kitaplardan takip ettiler. 



1938 yılında İstanbul Üniversitesi’nde Öğretim Üyeleri Türk Profesör: 44 Yabancı: 42 (Yahudi)

Cumhuriyet döneminde kurulan hastaneler:

İllerde hizmete açılan Memleket Hastaneleri 



1937 – 1938 yıllarında Temeli Atılan Hastaneler



Ayrıca toplam 385 yataklı dokuz memleket hastanenin projesi yapılmaktadır.

Numune hastaneleri – 1924 yılında kurulmuş



Çeşitli Hastaneler

1 – Heybeliada Verem Sanatoryumu – 1924 yılında kurulmuş. Yatak sayısı 250

2 – Manisa Akıl ve Asabiye Hastanesi – 1926 yılında kurulmuş.Yatak sayısı 110

3 – Elazığ Akıl ve Asabiye Hastanesi – 1926 yılında kurulmuş.Yatak sayısı 140

4 – İstanbul Çocuk Hastanesi – 1938 yılında yatak sayısı 180

5 – Bulaşıcı Hastalıklar Hastaneleri: Haydarpaşa – 110 yataklı (85’i verem yatağı olarak ayrılmış) İzmir – 50 yataklı (35’i verem yatağı olarak ayrılmış)

6 – Muayene ve Tedavi Evleri 1926 yılında hastanesi bulunmayan yerleşim merkezlerinde ve beşer yataklı olarak kurulmuş tesislerdir. 1938 yılında çeşitli il ve ilçelerde 170 adet tedavi evinde toplam 850 yatak bulunuyordu.

7 – Doğum ve Çocuk Bakım Evleri Bebek ölümlerinin artması nedeni 1926 – 1933 döneminde açılmış olan toplam dokuz doğumevi

Çeşitli hastanelerin toplam yatak sayısı: 1 590 

1923 öncesi var olan ve genişletilmiş ya da sayıları artırılmış bulunan hastaneler

1 – İstanbul Gureba Hastanesi – Vakıflar İdaresi’nden Sağlık Bakanlığına geçmiş ve genişletilmiş. Toplam yatak sayısı 250

2 – Zonguldak Hastanesi – Yönetimi Sağlık Bakanlığına geçmiş. Yatak sayısı 70

3 – İstanbul Akliye ve Asabiye Hastanesi – Yönetimi Bakanlığa geçtikten sonra Bakırköy’e taşınmış ve büyük bir hastane haline getirilmiştir. Yatak sayısı ??

4 – Özel Hastaneler: 1923 yılında 32 adet (toplam yatak adedi: 2 402) 1938 yılında 54 adet (toplam yatak adedi: 2 566)

5 – İl Özel İdarelerinin Hastaneleri: 1923 yılında 45 adet (toplam yatak adedi: 2 450) 1938 yılında 71 adet (toplam yatak adedi: 3 630)

6 – Belediye Hastaneleri: 1923 yılında 6 adet (toplam yatak adedi: 635) 1938 yılında 19 adet (toplam yatak adedi: 1 247)

Toplam Yatak sayısı: 7 763 



1 – 9 Hastane (toplam yatak sayısı 290) inşa halinde

2 – 6 Hastane ihalesi yapılmış (toplam yatak sayısı 400)

3 – Dispanserler: Cumhuriyet döneminde 9 dispanser açılmış. 6 Dispanser inşa halinde. Özel İdare ve Belediyelerin 106 (yatak adedi 440) dispanseri var.

4 – 15. Yıl Kitabına göre 1923 yılında 554 olan doktor sayısı 1937 yılında 1 391’e, 69 olan eczacı sayısı 137’e, 136 olan ebe sayısı 486’ya yükselmiş. 

Osmanlı’dan devralınan demiryolları yirmi ili birbirine bağlıyormuş:

İstanbul – Kırklareli – Edirne

İstanbul – İzmit – Adapazarı – Bilecik – Eskişehir – Kütahya – Ankara

Kütahya – Afyon – Konya – Adana – Mardin (Suriye üzerinden)

İzmir – Manisa – Balıkesir

İzmir – Aydın – Denizli – Afyon Kars – Erzurum

Ayrıca Bursa, Mudanya ile irtibatlı.

1938 yılına kadar Cumhuriyet, yılda ortalama 200 km yeni yol yaparak şu illeri demiryoluna kavuşturmuş:

Çankırı – Zonguldak

Kayseri – Sivas – Samsun

Sivas – Erzincan

Sivas – Malatya – Elazığ - Diyarbakır

Isparta – Burdur (Denizli ile irtibatlandırılmış)

15. Yıl Kitabı bu konuda gururla şunları tespit etmiş: ‘ Türk Cumhuriyeti; bu on beş yıllık varlığı devresinde ana yurdu 2976 km’lik demiryolu ağı ile kuşatmıştır.

15 yılda yapılmış olan bu demiryollarının senelere düşen miktarları yine 200 km’den aşağı düşmemiştir.

‘1938 yılında yalnız Sivas – Erzurum demiryolu üzerinde ve yalnız bir taraftan ilerlemek suretile 200 km’lik demiryolu döşenmiştir. Rayları makinelerle döşenen başka memleketlerin demiryollarında bile senede bu kadar uzun demiryolu döşendiği yerler çok azdır. Mersin limanına 22 çok uzak olan yerlerde ve el ile döşenen demiryollarının bu 200 km’lik uzunluğunu ancak Cumhuriyet Hükümeti’nin yapıcılık kudreti ve Türk Ulusu’nun yaratıcılık kuvveti başarabilir. Çünkü, Türk; çetin işler başarmak için yaratılmıştır.

‘Ördüğümüz demir ağlardan başka bugün Erzincan’dan Erzurum’a kadar 210 km’lik demiryolu güzergahı ile Diyarbakır’dan Irak ve İran sınırlarına uzatmakta bulunduğumuz demiryollarımızın 155 km’lik kısmı üzerinde geceli gündüzlü çalışılmaktadır.’

Falih Rıfkı Atay’ın 15. Yıl cümlesi ile yukarıdaki paragraflar adeta iç içe. ‘On beşinci yılda herkes bu nedenle gururlu’ 

Bir yanda demiryolu yapımı geceli gündüzlü devam ederken, T.C. Hükümet ilginç bir servisi başlatmıştır:

‘Trabzon-Erzurum – İran yolu üzerinde bir otobüs ve kamyon servisinin tesisi 937 senesi iptidalarında 23 Hükümetçe kararlaştırılarak işletme işi Devlet Demiryolları ve Limanları İdaresi’ne verilmiştir. Bu hususta lazım gelen vesaitin mübayaası ve işletme masrafları karşılığı olarak tahsis edilen 280 bin liranın 106 bin lirası ile 24 kamyon ve 8 otobüs satın alınmış, mütebakisi avadanlık, demirbaş mübayaası, atölye tesisi, gümrük resmi ve sair müteferrik ihtiyaçların teminine sarfedilmiştir. Getirilen vesait Büssing markalı ve mazotla müteharrik olup kamyonlar ikişer tonluk, otobüsler on üçer kişiliktir.

‘Tranzit yolu Trabzon – Gümüşhane – Bayburt – Erzurum – Karaköse (Ağrı) – Diyadin – Kızıldize – Tebriz – Tahran güzergahını takip etmektedir. Memleketimiz dahilindeki kısmı 642 km uzunluktadır... ‘İşletmenin başladığı tarihten itibaren 937 senesi sonuna kadar yapılan nakliyat yekunu ile elde edilen hasılat miktarları atide gösterilmişti.’ 



Taşıma, haftada üç defa Trabzon’dan ve huduttan başlatılan ve normal olarak bir otobüs ile bir kamyondan oluşan diziler şeklinde yapılmış. Otobüslere yolcu bagajı alınmayarak otobüsün hemen arkasından gelen kamyonda taşındığı için ‘yolculara temin edilen konfor azami bir derecede’ imiş ! Otobüslerin Trabzon’dan kalkışı ve Trabzon’a varışı vapur günlerine tesadüf ettirilmiş. 

NOT: Bu konu, devletin kamyon taşımacılığı yapması konusu, İktisat Vekili Celal Bayar’ın Aralık 1936 tarihli Şark Raporu’nda işlenmişti. (Sf. 28) Demiryolu yapımı yanı sıra lokomotif ve vagon ihtiyacı hakkında 15. Yıl kitabında şu bilgiler var:

‘Devlet Demiryollarının esasen çok az olan lokomotif ve vagonlarının ikmali yolunda 16 milyon liralık bir siparişe girişilmesi için Meclis’ten kanuni müsaade alınmıştır.

‘Bu selahiyet ile; 95 lokomotif, 155 yolcu ve furgun ve 780 yük, 25 soğuk hava vagonu ısmarlanmıştır. Bunlar da üç senede teslim edilecek ve altı senede ödenecektir. Bunu Devlet Demiryolları kendi varidatı ile Hazine’ye bar 25 olmadan tedarik edecektir. Bunlardan soğuk hava vagonları, sebze vagonları, 60 tonluk kömür vagonları ve dinamometre vagonları memleketimizde ilk defa olarak gelen vagonlardır.

‘Bundan başka yeni meydana çıkarılan Divriği demir madeni cevherinin bir taraftan en yakın ihraç limanına, bir taraftan da Karabük demir fabrikasına muntazaman taşınması ve Karabük demir ve çelik fabrikasına muktazi 26 kömürün nakli için ayrıca lüzumu olan 130 lokomotif ve 2400 yük vagonunun tedariki için ise Devletçe tedbir alınacaktır.’

‘Cumhuriyet devrinde yurdun imarı için her sahada olduğu gibi yol ve köprü yapıcılığında da büyük başarılar elde edilmiştir.’

Bu girişten sonra Osmanlı’dan 18 335 km yol kaldığını, bunun 4 450 km’si toprak yol, 13 885 km’si ise ‘çok harap hale gelmiş, tesviyeleri bozulmuş, bir çok yerleri teressübat 28 ile dolarak kapanmış, ahşaptan yapılmış olan köprü ve menfezlerinin ekserisi çürümüş, yıkılmış ve geçit kesilmiş halde’ bulunan kırma taştan yapılmış şose imiş.

Cumhuriyet idaresinde yeniden yirmi bin km yol yapılmışsa da bunun ancak üç bin km’si ‘muntazam kırma taşlı şose olarak inşa edilmiştir. Diğerleri toprak yol halinde olup seneden seneye kırma taş şoseleri de inşa edilmektedir.

'Başka deyimle 1938 Türkiyesi’nin kışın da geçit veren üç bin km karayolu vardır. Tek asfalt kaplamalı yol, İstanbul – Lüleburgaz yoludur. Ayrıca ‘Ankara civarındaki yolların ekserisi … İstanbul ve civarında muhtelif yollar ile Yalova yolu asfaltla kaplanmıştır.’ 

Görüldüğü gibi 1938 Türkiyesi, karayolu zengini değildir. Bu durumu gören

1946 Recep Peker Hükümeti Türkiye’de ilk kez 20 bin km ‘kışında geçit veren

yol’ hedefini (Amerikalı Hilts’den bir yıl önce) programına almıştır.

ATATÜRK’ün 19 Ocak 1923 günü İstanbullu gazetecilere açıklaması:

‘Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti iktisadi bir devlet olacaktır.’

1923 – 1938 döneminde gelişmeler: (Yeni kuruluşlar)

168 anonim şirket - toplam sermaye 129 milyon TL (ortl. 768 bin lira sermaye)

İlk on yılda 113 limited şirket (toplam sermaye 7 447 400 – ortl. 66 bin lira)

Son beş yılda 101 şirket (toplam sermaye 10 679 600 – ortl. 106 bin lira)

1933 yılına kadar 37 kooperatif (Tarım Kredi kooperatifleri dışında), son beş

yılda ise 30 kooperatif kurulmuş. Toplam kooperatif ortak sayısı 16 552.

1933 yılında 71 yabancı sermayeli şirkete karşı 1938 yılında 32 yeni şirketin

eklenmesi ile toplam 103 yabancı sermayeli şirket.

Cumhuriyet öncesi sigorta işleri tamamen yabancıların elinde iken, on beşinci yılda yedi milli sigorta şirketi var. Ayrıca bu sektörde nazım rolünü oynayan Milli Reasürans Türk Anonim Şirketi de kurulmuş.

10 Kasım 1938’de Türkiye’de çalışmakta olan (büyük) milli bankalar:

T.C. Merkez Bankası (3 Ekim 1931’de fiilen çalışmaya başlamış)

T.C. Ziraat Bankası (Cumhuriyet öncesi kurulmuş – 1863)

Türkiye İş Bankası (1924)

Emlak Bankası (1927)

Sümerbank (1933)

İller Bankası (1933)

Etibank (1935)

Denizbank (1938)

Halk Bankası (1938)

Türk Ticaret Bankası (özel) (1937 yılında adı ‘Adapazarı Türk Ticaret Bankası iken sadece ‘Türk Ticaret Bankası’ olmuş. 1938 sermayesi 2.2 milyon Lira. 12

şubesi var.)

1935 yılında kurulan MTA, Etibank ve Elektrik İşleri Etüd (EİE) İdaresi çalışmalarına devam ediyor. Özellikle madencilikte önemli gelişmeler var.

Bakır, krom, kömür (taşkömürü ve linyit) ve en son Divriği demir madeni çalışmaları hızla devam ediyor. Krom ve bakır peşin ödemeli ihraç ürünü. EİE, Çatalağzı ve Seyitömer termik santralleri projelerini geliştirmiş ve bu iki proje 1938 Planı’na girmiş. Türkiye’de ilk termik santral ve enerji nakil hatları kurulacak.

‘Endüstrileşmek , en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır’ diyen ATATÜRK ve ‘Türkiye’nin endüstrileşmesi….. milli varlığının temel taşıdır’ diyerek onu tamamlayan Celal Bayar’a değinen 15. Yıl kitabında şu ilginç tespite de yer verilmiştir:

‘Cumhuriyet, Türkiye’yi bir ham madde mahreci 29 ve mamul eşya pazarı halinden iktisadi bir bütün haline getirmek için davasını sistemli ve rasyonel bir şekilde takip etmektedir.

‘Cumhuriyetimiz, yapıcı ve yaptırıcı olduğundan büyük endüstri davamızın tahakkukunda da “yapmak ve yaptırmak” esasından gidilmiştir.

 ‘Yaptırmak:

‘Devlet hususi sermayeye sanayide de geniş bir saha bırakmış, hususi teşebbüsleri daima ve bütçe gelirinden fedakarlıklarla teşvik etmiştir.’

1927 yılında çıkan Teşvik-i Sanayi kanunundan yararlanan şirketlerin ‘1938 yılı ortasındaki’ 30 durumu: (Bunlara devletin Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’na göre kurduğu tesisler de dahildir.

Müessese adedi: 1 394

İşçi adedi: 100 598

El Motor gücü: 197 045 KWatt (ortalama 141 KWatt/işyeri)

Yıllık üretim değeri: 285 milyon Lira

‘Yapmak:

‘Cumhuriyet Hükümeti, yaptırmak prensibini tatbik ederken, gerek tesisi lüzumlu endüstrinin mahiyeti ve gerekse buna hasredilecek sermayenin büyüklüğü bakımlarından bazı mühim endüstriyi memlekette bizzat kurmak vazifesini de üzerine almış bulunmaktadır.’

Bu amaçla 3 Haziran 1933 tarihinde kurulan Sümerbank’ın ilk sermayesi 20 milyon lira iken 1938 yılına kadar yapılan ilaveler ile sermaye 80.5 milyon lirayı bulmuştur. Sümerbank Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı çerçevesinde gerçekleştirdiği yatırımlarla 1928 – 1932 döneminde çeşitli sektörlerin aşağıda verilen ithalatını durdurmuştur: Dokuma: 47 milyon TL Maden: 13 milyon TL Selüloz: 5 milyon TL Seramik: 4 milyon TL Kimya: 6 milyon TL olmak üzere toplam 75 milyon liralık ithal ikamesi. Birinci Plan’da 20 fabrika gerçekleştiren Türkiye 1938 Planı ile irili ufaklı 100 tesisi 31 kurmaya hazırlanmaktadır. Kitap’ta bu bölüm şu iyimser ifadeler ile noktalanmaktadır: ‘… İkinci Beş Senelik Sanayi Programı 32 da birinci programın koyduğu ana esaslara uygun ve fakat sermaye ve ekonomik mahiyeti itibarı ile birinciden daha şümullüdür. Nitekim Birinci Beş Yıllık Program’a göre 20 kadar fabrika teklif edilmiş iken ikinci plana göre kurulacak fabrika sayısı yüzü geçecektir. ‘Bu sebepledir ki, İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın tahakkuku ile bazı sanayi şubelerimizde ihraç imkanlarının hasıl olması da mümkündür. ‘Çünkü, “Memlekette hayat ve rekabet kudreti olan ve ilk fırsatta ihracatçı sanayi kafilesi teşkil edecek veya hiç olmazsa onlarla memleket piyasasında boy ölçüşecek sanayi kuruyoruz” 33 15 inci Yıl Kitabı özet bir tablo ile sanayinin nereden nereye geldiğini çok güzel göstermiş:



Her iki konu da Osmanlı’dan devralınan kötümiras örnekleridir. Kendi gümrük tarifelerini belirlediğimiz, 11 Ekim 1929 tarihinde yürürlüğe giren 1499 sayılı yasaya kadar Osmanlı’dan kalma tarifeleri uygulamak durumundaydık, Lozan’da kabul edilen bir maddeye göre. Bu tarihten sonra geniş anlamda gümrük konusu yeni yasalar ile desteklenerek sistem ve uygulama modernize edilmiştir. Örneğin, memurlar için eğitim kursları açılmış ve staj için yurtdışına memurlar gönderilmiştir. 2608 sayılı yasa ile yabancıların turist olarak geldiklerinde otomobillerini Türkiye sınırlarından gümrük vergisi ödemeden sokabilmeleri sağlanmıştır.

Son olarak, hazırlanmakta olan Eşya Fihristi’nde, A’dan L harfine kadar gelinmiştir. Çalışmalar 1938 yılında devam etmektedir.

Türkçe, Almanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca olarak hazırlanan ve ücretsiz dağıtılan ‘Yolculara Bilgi’ broşürü bir başka örnektir.

15. Yıl Kitabı’nın bu bölümünde son derece ilgi çekici tespitler vardır. 2005 yılı için dahi geçerliğini koruyan bu bölümü aynen alıyorum:

‘Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş tarihi içinde, imparatorluğun iktisadi bir varlığa sahip olmayışı, kapitülasyonların mevcudiyeti, kaçağı bir ekonomi hüviyeti ile görmemize lüzum bırakmamıştı. Vakta ki, Türkiye Cumhuriyeti bir ekonomi varlık hüviyetine girmeye ve bu hüviyet her gün artan bir kudrete sahip olmaya başlayınca, kaçak; ekonomi bir hüviyetle yurdun her tarafından saldırmaya başlamıştır. Silahla istiklal ve varlığına hücum edilen milletler; bilhassa o millet Türk milleti ise, beşerin aklına ve hayaline sığmaz bir kudretle varlığını korumasını bilir ve bunda muvaffak olur. Bu tehlikeyi karşılamak için bütün kuvvetlerini sarf ederler. Çünkü, tehlike açık, düşman bellidir.

‘Kaçakçılıkla yapılan taarruzu def, her şeyden evvel bu tehlikeyi sezecek bir şuurun sahibi olmakla kaimdir.

‘Bütün Türk tarihi ve Türkün kurduğu imparatorluklar tarihi mert olmayan ve belli olmayan düşmanların Türk kudretlerine galebe tarihidir. Bunun içindir ki, Türk Cumhuriyeti tarihinin en başlı düşmanı olan 17 kaçakçılığı yıkmak, kökünden kurutmak için bütün faydalı tedbirleri almaya hız verilmiştir.

‘Türk vatandaşı bilmelidir ki, varlığın esası ekonomi varlığıdır ve bu varlık kaçakla yıpratılmaya uğraşılmaktadır.

‘Sağlam ve kadir bir ekonomisi olmayan milletler zayıftırlar ve daima zayıf kalacaklardır. 

‘Bu mücadelemizde, muvaffak olmak derecesi vatandaşın bu mücadeleye yapacağı şuurlu yardımın derecesine bağlıdır.’

1931 yılında kurulan Gümrük Muhafaza Genel Komutanlığı 1938 yılına kadar özellikle en büyük kaçakçılığın yapıldığı Suriye sınırlarımızda 41 bin kişiyi canlı, 286 kaçakçıyı ölü olarak ele geçirmiş ve çok sayıda kaçak malzemeye el koymuş. Bunlar arasında 26 adet “uyuşturucu madde fabrikası” (!) varmış.

‘Muharrem Kararnamesi ile Düyunu Umumiye İdaresi tesis edildiği zaman Osmanlı sultanlarının borçlarına karşılık olarak gösterilen varidat 36 meyanında tütün, ispirto tuz varidatının tahsili işi de bu idareye bırakılmıştı. Düyunu Umumiye tütünü inhisar 37 şeklinde idare etmek hakkını haizdi. 1883 senesinde bu hakka istinaden, İstanbul’da Osmanlı Bankası ile Viyana’da Creditanstalt ve Berlin’de Bleichröder müesseseleri tarafından müşterekmenfaa 38 “İnhisarı Duhanı Devleti Aliye-i Osmaniye” namı ile, devlete ortak, imtiyazlı bir şirket teşkil etmişti.’

Yabancıların sırf alacakları ile yürüttükleri faizleri tahsil amacı ile kurdukları bu şirketin tek hedefi para idi. Onların tütün tarımının geliştirilmesi, içkinin kalitesi ya da sağlığa zararlı olup olmadığının denetilmesi gibi kaygıları yoktu. İşte Cumhuriyet ile Tekel sisteminde meydana getirilen olumlu değişiklikleri anlayabilmek için, ‘herşeyden evvel Reji ve Düyunu Umumiye zihniyeti ile Cumhuriyet İnhisarlarını harekete getiren ruhu birbirinden ayırt etmek lazımdır’ tespiti aşağıda verilen örneklerle belirginleşmektedir. 35 2005 Türkiyesi ile kıyaslayınız. 2005 yılında kaçakçılık yanı sıra daha gelişmiş yöntemlerle yıpratılıyor ülke ekonomisi. Hedef aynı: Zayıf bir Türkiye ekonomisi. 36 Gelirler 37 tekel 38 Ortak çıkar 18

Osmanlı döneminde Düyunu Umumi İdaresi tarafından 1884 yılında kurulan Reji zamanında ortalama 8 milyon kilo tütün satılabilmiş, üretim en ilkel yöntemlerle sürdürülmüş, tütün tarımına hiç önem verilmemişti. Tekel İdaresi bir yanda Ziraat Fen Şubesi ve Tütün Enstitüsü kurarak tütün tarımına önem vermiş öte yanda tesisatı modernize ederek ve genişleterek tütün ve sigara üretimini artırmış, kaliteyi yükseltmiştir. 1937 satışları 13 milyon kiloyu bulmuştur. Reji döneminde kişibaşına yılda 390 gram tütün satılabilir iken 1936 yılında 765 gram tütün satılmıştır. TEKEL İdaresi’nin en büyük gelir kaynağı tütün ve sigaradır.

1938 Türkiyesi’nde ispirtoyu alıp içine bir şeyler katarak (rakı için anatol, 39 kanyak için boya ve esans vs) içki yapmak yasaktı. 1923 öncesinde ise bu sistem tek üretim yöntemi idi. İspirto da ithal ediliyordu. İthal edilen ispirto miktarı 15 milyon litreye ulaşmıştı. Üretilen rakı ya da kanyak hiçbir denetimden geçmeden, hatta şişelenmeden bile, dökme satılırdı. Devletin İnhisarlar İdaresi (TEKEL İdaresi) 1927 yılında işe başlamış ve ispirtodan içki üretimini tamamen yasaklayarak, özellikle yemeğe ve ihraca elverişli olamayan üzüm ve incir hurdasından başlayarak Paşabahçe fabrikasında rakı ham maddesi soma üretimine başlamıştı. Tekel İdaresi’nden soma alan özel kuruluşlar denetim altında rakı imal edebiliyor ve şişelenmiş olarak satabiliyorlardı. Rakı ve diğer içkilerin üretimi ve satışı henüz devletleştirilmemişti. 40 TEKEL İdaresi Fransa’dan getirttiği bir uzmanın önerileri doğrultusunda önce Tekirdağ sonra İzmir’de iki şarap fabrikası kurmuştu. Ayrıca özel şarap üreticileri de teknik anlamda destekleniyorlardı. Likör ve kanyak için İstanbul Mecidiyeköy’de bir likör ve kanyak fabrikası da kurulmuştu. Böylelikle Cumhuriyet döneminde içki üretim ve satışı ilkel düzeyden kurtarılmış ve vatandaşların sağlığa zararlı içki içmeleri önlenmişti. Tuz konusu da TEKEL İdaresi tarafından ele alınmış, İzmir Çamaltı ve Koçhisar (Tuz Gölü) tuzlaları ıslah edilmiş ve kaliteli sofra tuzu üretilmeye başlanmıştı. Bu meyanda tuz ihraç ürünlerimiz arasına girmişti. Ham olarak 1937 tuz ihracatımız 120 bin ton olmuştu. TEKEL İdaresi’nin 1935-36 mali yılında Hazine’ye devrettiği net gelir 32.5 milyon lira idi. Bu o yılın gelir bütçesinin yaklaşık olarak % 15’ine eşitti. 32.5 milyon liralık net gelirin 26.5 milyon lirası tütüne dayalı idi. 

1933 yılında Ankara’da kurulan Yüksek Ziraat Enstitüsü 41 gelişiyor. Bilimsel kadro 1938 yılında, Türk ve yabancı bilim adamlarından olmak üzere, 144 kişiye ulaşmış. Beş yılda yetmişi aşan bilimsel yayın yazılmış ve basılmış. Lise düzeyinde ziraat mektepleri İzmir, İstanbul, Adana ve Bursa’da çalışmalarına devam ediyorlar. Ziraat uzmanları yetiştirilmesi için Avrupa ve Amerika’ya öğrenci gönderiliyor. Köy eğitmenleri yetiştirmek için kurslar açılıyor. 1938 yılına kadar 1500 köy eğitmeni yetiştirilmiş. 1938 yılı sonunda toplanacak Birinci Köy ve Ziraat Kalkınma Kongresi’nin hazırlıkları devam ediyor. Bu kongre aralık ayında toplanmıştır.

En önemli konunun vasıflı tohum yetiştirilmesi olduğuna inanan Cumhuriyet Hükümetleri; Ankara, Eskişehir, Adapazarı ve Yeşilköy’de ‘Tohum Islah İstasyonları’ kurmuş. Ayrıca Eskişehir’de Dryfarming Deneme İstasyonu ve Çifteler’deki Tohum Üretme Çiftliği’ne ilaveten son beş yılda Antalya’da ‘Sıcak İklim Nebatları Islah İstasyonu, Kayseri’de ‘Yonca Deneme ve Yonca Tohumu Temizleme İstasyonu, Erzurum’da Tohum Islah ve Deneme İstasyonu, Lüleburgaz’da ‘Devlet Örnek ve Üretme Çiftliği kurulmuş. Bunlara ek olarak Ordu, Konya ve Çorum’da ‘Deneme Tarlaları’ tesis edilmiş. Bütün bunların sonucu olarak 1938 yılında 2 bin ton kaliteli tohum dağıtabilecek düzeye gelinmiş. 15. Yıl Kitabında değinilmemiş ama 11 Mayıs 1938 günü bugünkü TİGEM’in ilk adımı Devlet Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün kurularak ATATÜRK’ün HAZİNE’ye hediye ettiği çiftliklerin bu kuruluşun çatısı altında toplanması kararlaştırıldı.

Özellikle pamuk üretimindeki gelişmeler ilgi çekicidir:

1932 – 20 bin ton

1934 – 35 bin ton

1938 – 65 bin ton

Köylerin Durumu: 1938 yılında 38 494 köy var. Bunların 31 262’si için, ‘Acil

ve seri tedbirler alınması’nın zorunlu olduğuna işaret ediyor, 15 inci Yıl Kitabı.

Bir Köy Bankası düşünülüyor. Bu amaçla Belediyeler (İller) Bankası’nda bir

hesap açılmış. Köylerden gelen katkılarla 319 535 TL birikmiş hesapta.

15 inci yılda köylerin durumu kötü. Buna rağmen 12.5 milyon köylü-çiftçinin

1938 yılı tarımsal üretimi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.



‘On beş Yılda Neler Yaptık?’ başlığı altında verilen ayrıntılı bilgilerin kısa bir özeti:

‘Sığır Vebasını imha ettik. Asırlardan beri memleketimizde hüküm süren bu hastalık; Türkiye’ye muhtelif vasıtalarla ve daima kendi hudutlarının haricinden gelmiş, fakat tedbirsizlik yüzünden memleket içinde yerleşip kalmış ve menfi propagandalar hastalığı Türkiye’ye mal etmiştir…

Avrupa bilim adamları bu hastalığın imhasını “Türk inkılabının medeniyet alemine yaptığı en büyük hizmet” olarak tavsif ve ilan etmişlerdir.’

15. Yıl Kitabı’nın ‘Veteriner İşleri’ başlığı altında Sığır Vebası yanı sıra Dalak, Çiçek, Ruam, At Frengisi, Şarbon, Uyuz, Keçi Ciğer Ağrısı gibi hastalıklara karşı sürdürülen çalışmalar anlatılmış.

Ayrıca damızlık at ve sığır yetiştirme çalışmaları hakkında bilgi verilmiş ve Merinos koyunculuğu ile tiftik keçileri ıslah çalışmalarının devam ettiği açıklanmış.

3204 Sayılı Kanun ile Orman Genel Müdürlüğü kurulmuş. Son olarak çıkarılan 3444 sayılı Orman Kanunu da ‘orman idaresinin klasik ve bürokrat ruhunu değiştirmiş ve ormancılık faaliyetini yeni bir mecraya sevketmiştir’ tespiti yapılmıştır.

İşletmeler: Devlet Orman işletmeleri kurmaya başlıyor ‘Ferdi teşebbüs ve menfaate dayanan orman işletmeleri ormanlardan beklediğimiz umumi menfaatlerden bir kısmını temin etmediğinden ötürü sırf umumi menfaatleri kovalayan fakat kerestecilik, odunculuk, kömürcülük işleriyle geçinenlerin işine ve kazancına halel vermeyecek bir sistemle çalışan devlet orman işletmelerinin tesisi faydalı görülmüştür.’ İlk kurulan işletmeler Dursunbey ve Karabük (Büyükdüz) işletmeleridir.

‘Ormancılığa hizmeti dokunan milli sanayi’ başlığı altında İzmit’te kurulan kağıt ve selüloz fabrikalarının yılda toplam 100 bin m3 ladin ve köknar; Gemlik suni ipek fabrikasının 5 bin m3 kayın, üç kontraplak fabrikasının toplam 12 bin m3 kavak, kızılağaç, kibrit fabrikasının 3 bin m3 kavak, ahşap travers imalatı için 60 bin m3 kayın ve kömür madenleri için de 150 bin m3 ahşap maden direği 

ihtiyacı olduğu açıklanmıştır. 1937 yılında 823 bin m3 kereste, 13.6 milyon kental odun ve 755 kental odun kömürü üretilmiştir.

Keresteyi 20 lira/m3, odunu kilosu 1.5 kuruş, odun kömürünü ortalama (yaz-kış) 3 kuruş/kg üzerinden hesaplayarak yıllık orman ürünleri değeri 14.7 milyon lira olarak hesaplanmıştır. Sair ürünlerin de eklenmesi ile ormandan yılda 16 milyon liralık bir gelir sağlandığı açıklanmıştır.

Son olarak Osmanlı döneminde üzerinde durulmayan ağaçlandırma konusunun da ele alınarak Ankara, İstanbul (Florya), Sivas, Konya, Erzurum ve Elazığ’da fidanlıklar kurulmasının kararlaştırıldığı ve ağaçlandırma çalışmalarına başlanacağı belirtilmiştir.

1923 – Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (Türk Spor Kurumu) 43

1924 – Türkiye İş Bankası (26 Ağustos 1924)

1925 – Türk Tayyare Cemiyeti (Türk Hava Kurumu) – 16 Şubat 1925

1927 – Devlet Demiryolları İşletmesi Umum Müdürlüğü – 1 Haziran 1927

1927 – İstatistik Umum Müdürlüğü

1927 – Emlak Bankası (1927)

1928 – Türk Maarif Cemiyeti (Türk Eğitim Derneği)

1929 – Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti – 18 Aralık 1929

1931 – T.C. Merkez Bankası (3 Ekim 1931

1931 – Türk Tarih Kurumu – 15 Nisan 1931

1932 – Türk Dil Kurumu – 12 Temmuz 1932

1933 – Sümerbank

1933 – İller Bankası

1933 – PTT Umum Müdürlüğü

1935 – Etibank

1935 – MTA

1937 – Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğü

1938 – Denizbank

1938 – Tarım İşletmeleri Umum Müdürlüğü – 13 Ocak 1938

1938 – Toprak Mahsulleri Ofisi – 14 Temmuz 1938

1938 – Devlet Hava Yolları İşletmesi Umum Müdürlüğü

1938 – Halk Bankası Umum Müdürlüğü

Ziraat Bankası - 1863

Posta Telgraf İdaresi

Vakıflar İdaresi

Kızılay

Çocuk Esirgeme Kurumu (1921)



banner218