Bir insan için sağlıklı olmak, sağlığına yönelik olumsuzluklardan korunarak, yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmek en temel insan haklarındandır. Ulusal ve uluslar arası düzenlemelerle koruma altına alınan ‘’hasta haklarından’’ her vatandaşın faydalanması esastır.

Bir sağlık kurumuna başvuran hastayı kabul etmek esastır.  Hele acil bir durum söz konusu ise hiçbir şart koşulmadan gelen hasta tedavi edilmelidir. Tıp etiği bunu gerektirir. Hekimlik mesleği etik kurallarından biriside yansızlıktır. Hekim yan tutmadan, tarafsız olarak hastayı tedavi etmekle yükümlüdür.

Aynı durum Hasta Hakları Yönetmeliği’nde yer almaktadır. Hastanın herhangi bir sağlık kuruluşundan tedavi olma hakkı vardır. Sağlık kuruluşuna başvuru hakkı bulunan her hastanın o sağlık kuruluşunda tedavi olma hakkı engellenemez. Dili, dini, ırkı, cinsiyeti, vs, ne olursa olsun bu hakka sahiptir. Kişinin doktor olması, memur olması, işçi olması bu hakkın kullanılmasında ayrıcalık yaratmaz.

Ayrıca hekimlerimizin yaptığı bir mesleki yemin vardır. Bu yeminde de herkesi tedavi edeceklerini belirtirler. Bu şartlar altında hasta haklarına saygılı olmak, sağlık kuruluşuna başvuran hastaya uygun tedaviyi önermek doğru olacaktır. Kişisel çekişmeler hasta hakkının elinden alınmasına sebep olmamalıdır.

Son günlerde gerek yerel basın, gerekse ulusal basında kendine yer bulan ve Sayın Rektör Cavit Bircan’ı paralel olmakla suçlayan G.S. isimli şahıs gündemi oldukça meşgul etmekte. G.S’nin şikâyeti sonrası ilginç olaylar zinciri başlamış durumda. Burada bana göre önemli olan sağlık ile ilgili olan durumdur. Karşılıklı yapılan suçlamalar, FMF ‘’Ailevi Akdeniz Ateşi’’ ve şeker hastası olan G.S’nin ADÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavisinin engellenmesine kadar ilerlemiştir.

FMF ve şeker hastası olan ve bu durumu %48 işgücü kaybı olarak aynı hastane tarafından raporla tescillenen bir hastanın muayene, tedavi ve reçete verilmesinin engellenmesinin hiçbir tutar yanı yoktur. Hele hele ataklar halinde seyreden bu hastalığın atak döneminde olduğu doktor raporu ile tescillenmiş iken. Şimdi bu hasta kendisini tedavi eden, hastalığının seyrini takip eden bu hastanede tedavisinin engellenmesinden dolayı sağlığında kötü bir durum oluştuğunda bunun hesabını kim verecek?

Olaya başka bir açıdan bakalım. Tıp Fakültesi Hastanesine her gün binlerce hasta gelmekte. Bunun bir eksik ya da bir fazla olması hastane yönetimine ne kazandırır, ya da ne kaybettirir? Neymiş, şikayet etmiş. Tamam, ettiyse ne olmuş? Bir insanın hayatı bu kadar değersiz mi? Yapılan hesaplar bu kadar küçük olmamalı. Çünkü insan hayatı küçük hesaplara dahil edilemeyecek kadar değerlidir. İnsan hayatının ne kadar değerli olduğunu doktorlardan başka kimse bu kadar iyi bilemez.

Sözün özü, bir hastane yönetiminin, hele hele üniversite yönetiminin bir hasta ile uğraşması, hastayı sistem dışına atması düşünülemez. Bu durum Anayasa’da ifadesini bulan temel insan haklarına aykırıdır. En önemli şey insan hayatıdır. Kimse doğrudan veya dolaylı olarak bu haktan mahrum edilmemeli. Hele üniversite hastanesinde yaşanmamış olmalı. Empati en güçlü yol göstericidir