İslamiyet kıt olan kaynakların eşitçe paylaşımını öngören sistemlerin başında gelir. Böylece her Müslüman kişinin, var olan kaynaklardan olabildiğince eşit şekilde kullanılması esası getirilmiştir. Böylece toplumsal adalet oluşturulmaya çalışılmıştır. Bunun için fitre, zekât, kurban gibi çeşitli yardımlaşma ve kıt kaynakları paylaşma yoluna gidilmiştir. Bunlara ek olarak var olan sadaka kavramı daha da yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır.

Sadaka, fakir ve ihtiyacı olan kişilere karşılıksız olarak yapılan yardımdır. Evrensel olarak bakıldığında, her yeni doğan günü gören varlıklı kişilerin yapması gereken bir yardımlaşma şekli olarak söylenebilir. Ekonomik adaleti tesis etmenin en önemli enstrümanlarındandır. İnsanlar arasındaki ayırımcılığı ve farklılıkları ortadan kaldırmaktadır. Dayanışmayı artırıp beraberinde sevgiyi ve mutluluğu çoğaltmaktadır. Bağlılığı ve dostluğu da artırıcı bir unsur olduğu söylenir.

Osmanlı döneminde sadakaya farklı bir boyut getiren yaklaşımlardan biri de sadaka taşıdır. Sadaka taşı özellikle ibadet yerlerinde, önemli yol geçitlerinde, insanların çok geçtiği yolların köşe başlarında bulunmaktaydı. Bu taşlar kullanıldığı zamanlarda yardımlaşmaya ve sosyal adaleti sağlamaya yeni bir yol olmuştur. Sadaka alıp vermeye yeni bir boyut getiren sadaka taşı, veren el ile alan el arasında bir köprü kurmuştur. Bu gizli köprü aynı zamanda insanların sadaka almasının ezikliğini de ortadan kaldırmayı amaçlamış, ayrıca zenginlerinde karşısındaki kişiler üzerinde üstünlük taslamasının önüne geçilmiştir. Özellikle küçük yerleşimlerde sık sık karşılaşan insanlar arasında sadaka alıp vermenin sıkıntısını ortadan kalkmasını sağlamıştır. Yani, alan da veren de birbirini görmeden iç huzuru ile işlemi tamamlamıştır.

Yardımlaşma kültürünün en ince örneğini oluşturan sadaka taşları ortalama olarak 1-1.5 metre boyutlarında ve genellikle silindir seklindedir. Üzerinde sadakanın koyulacağı bir oyuk bulunmaktadır. Sadakayı bırakanın ve alanın görünmemesi için konulduğu yerin çok aydınlık olmaması istenmiştir. Böylelikle ihtiyacı olan ve burada bulunan paralardan ihtiyacı kadarını alan insanların rencide olmasının önüne geçilmiştir.

Bu kadar ince bir düşünceden günümüze nasıl gelindiği ise ayrı bir araştırma konusudur. Günümüzde bu tür ince düşünen kişi ya da kurumlar yok denecek kadar azınlığa düşmüştür. Yardıma muhtaç olanlara yapılan yardımlar insanların gözüne sokularak yapılmaya başlanmış, yardım işleri kişisel şova dönüşmüştür. Gizlice yapılması gereken yardımlar basın yayın yolu ile yedi düvele duyurulmaya başlanmış, toplu iftar sofraları aynı şov ortamına dönüşmüştür. Hatta bu yemeklerin müdavimleri fakir halk yerine yemeği verenlerin çevresindekiler olmaktadır. Oysa o yemekleri ihtiyacı olanlar yemelidir, şürekalar değil. Fakir ama çekingen duran insanlar buralara gelememekte ve üstü başı perişan kişiler bu yemeklerden uzaklaştırılmak istenmektedir. Yani amaç yardım yerine kişisel hesap ve şova dönüşmüştür. Aklı yerinde yönetici ve önder kişilerin bu sorunu çözmeleri için acilen önlem almaları yerinde olacaktır. Adalet sağlarken adaletsizlik yapmak bizim kaderimiz olmamalı, zengin fakire saygılı olmalıdır.