İktidar yanlısı gazetenin 15 Aralık günü manşeti kur ihanetinin arkasındaki üçlü;
BANKA-BANKER-TEFECİ'ydi.
Hatırlayalım, Maliye Bakanı Nebati'de yaşananlar hakkında, iktidarın ve onların ağzına bakarak pozisyon alan partililer ve trollerin aksine yaşananların müsebbibi "Dış güçler değil" dedi.
Neden?
Çünkü boşluğa, kamuoyuna değil, olaylardan etkilenmenin yanı sıra süreçleri uzmanlarıyla takip eden muhataplarına konuşuyordu.
Onların yanında öyle hesapsız kitapsız konuşursa politikalarına destek bulamazdı.
Hoş! Buna rağmen istediği desteği bulduğunu sanmıyorum.
Bu sebeple olsa gerek, asgari ücretlinin kaybedecek bir şeyinin olmadığını başarılı olamazlarsa esas kaybın kendisi üzerinden örnekleme yaparak sermaye-işyeri sahiplerinin olacağını söyledi.
Bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, aslında, gazetenin iddia ettiği gibi BANKA-BANKER-TEFECİ iddiası da boş ve temelsiz.
Sorun ülkenin iyi yönetilememesinde değil,
bizatihi yönetilememesinden kaynaklanıyor..
Gerçek şudur; buğun iktidar ülkeyi yönetememekte, sorunların kaynağı hakkında reel tespit yapamamaktadır.
Yaşananların esas sebebi budur.
Dışarıda veya içeride suçlu aramaya gerek yok!
Ülkemizin ağır güvenlik ve askeri maliyetini dillendirmeye de gerek yok!
Ülkemiz bu maliyetlerle uzun yıllardır yaşıyor.
Yani maliyetler yeni değil.
İktidarın bu maliyetleri de karşıladığı dönemlerde başarılı olduğunu da biliyoruz.
Bu sebepler üzerinden mazeret ileri sürmek abes..
Peki, ne oldu da iktidar ülkeyi yönetemez oldu?
Cevap belli.
Otoriterleşmek arzusu.
İktidar vesayetten kurtulacağım diyerek; demokrasiden, hukuktan, istişare kültüründen, ortak akıldan vazgeçtiği, bunu talep eden ehil kadroları dışlayarak, "taman efendim, baş üstüne efendim, nasıl emrederseniz efendim" diyenlerle yol yürümeyi tercih ettiği için bu haldeyiz.
İktidar bu tercihiyle ülkede güven yoksunluğuna sebep oldu.
Hukukun ayaklar altında "paspas" edildiği, özgürlükler ve insan haklarının yok edildiği, mahkeme kararlarına alenen uyulmadığı, İçişleri Bakanı tarafından yapılan itirafların, ithamların sorgulanmadığı, insanları özensiz bir dille terörist, iç düşman ilan etmeyi tercih ettiğimiz için güven duyulmuyor.
Böyle bir ülkeye yatırımcı gelmez.
Netice de olanlar bundan ibaret.
“Paramız niye değer kaybediyor?” Sorusunun cevabı bile isteye girdiğimiz yeni yönetim anlayışıdır.
Yaşananlar asla ve asla tesadüf değildir.
Kuvvetle muhtemel ucuz işgücü pazarı olmak için bu yol, iktidar için zorunlu tercihe dönüştü.
İktisatçılar iyi bilir ve öğrencilerini de öğrettikleri böyledir.
Para, egemene güvenin sembolüdür.
Bizim paramızın değersizleşmesinin sebebi de egemene güven kaybından.
Çünkü güven erozyonu yaşanıyor ve maalesef paramıza biz bile güvenmiyoruz.
Neden?
İktidar/egemen uluslararası piyasalara ve vatandaşına güven vermiyor.
Ne zaman ne yapacağı belirsiz.
Bu sebeple yönetenler paramızın değerini koruyamıyor, paramızın değeri "güneş görmüş kar gibi eriyor."
Bize pahalı gelen mal, emtia ve ürünlerimiz parası değerli olana ucuz.
Bu yüzden sınırlarımızdan gelen komşular mallarımıza hücum ediyor.
Emek gücümüz değersizleştiği için komşuya ucuz gelen ürünler bize ateş pahası..
Asgari ücretin ve paramızın alım gücünün buharlaştığı bu günlerde ne demek istediğimiz anlaşılmıştır sanırım.
Aslında paranın günlük %4 oranında değer kaybettiği bir dönemde ücretlerin yıllık olarak belirlenerek sabit tutulması, sabit ücretli emek sahipleri ve dar gelirli küçük esnafların, bırakın refahtan pay almayı, yoksulluğu her geçen gün artmakta.
Para-güven ilişkisi, alım gücü ve ötesini de derinden etkilemektedir.
Yönetenlerin öncelikle güvensizliği gidermesi gerekir ama düşman üretmekten güven üretmeye fırsat bulamıyorlar.
Güven, kişiler ve kurumlar arasında uyulması gereken hukukla sağlanır.
Hukuk yoksa haklar, görevler, ücretler standarda bağlı olarak teminat altında değildir.
Nasıl sağlanacağını bilmek ve yapmak yönetenlerin ehline danışarak bileceği iş.
Onlar ise, 19 yılın sonunda yeni model arayışında.
Bir bakıyorsun "Çin modeli" diyorlar, bir bakıyorsun "Türk modeli…"
Anlayacağınız kafalar bir hayli karışık.
Kafa karışıklığı da dillerine vuruyor.
Biri dış düşman diyor, diğeri iç düşman.
Millet de biliyor ki, ülke yönetilemiyor.
Adeta, "Rüzgârın önünde savrulan kuru yaprak" gibi.
Hazan dönemi sonunda karşılaşacağımız ise "kara kıştır."
Boşuna değil Bakara suresinden ayet okunması…
İhtiyaç var!
Allah bizlere kolaylık versin.
Ya sabır!
"Kara gün kararıp kalmaz" demiş atalar.
Bu günlerde geçer Ya Hu!
Vesselam!