Ülke olarak enteresan bir siyaset anlayışımız var. Sanki siyasi olarak fikirlerimizi yarıştırmıyor, adeta kavga ediyoruz. Özellikle son yıllarda kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştiren, adeta küstahlık düzeyinde bencil olan ve pervasız bir siyasetle karşı karşıya bulunuyoruz. Kısacası siyasetin çivisini yerinden çıkarıp bir daha bulunup yerine tekrar konulmasın diye denize atmışız.

Parti adı fark etmeksizin, kendi üyelerini takmayan, örgütü adam yerine koymayan, örgüt hiyerarşisini umursamayan, özellikle parti içi demokrasi konusunda ciddiyetsiz, kimseye hesap vermeyen ya da vermek istemeyen bir siyasi anlayış var ülkemizde.

Bugün kağıt uzerinde egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu mevcut sistem bile kaotik durum nedeniyle kilitlenmiş durumda. Hakimiyet artık ne yazık ki milletin değil. Halkın yarısı sandıktan bir fazla çıkanlar tarafından ötekileştirilmek, hatta şeytanlaştırılmaktadır.

Sözün özü; siyaset halka dayanarak yapıldığında ve halk için yapıldığında herkes için faydalı bir konumda olacaktır. Onun için halka güvenmek ve ona danışmak yerinde bir davranış olacaktır ama malesef halk umursanmıyor.

Her siyasi parti bu eleştiriden kendine düşeni almalı, "Biz temsil ettiğimiz halk için ne yapıyoruz" diye derin derin düşünmelidir. Bu tek adam olma hevesine dayanan sakat siyasi anlayış zamanla devletin her kademesine, küçük büyük yerel yönetimlerine, hukuk sistemine, eğitim kurumlarına, askeri kuruluşlara, sağlık teşkilatına, emniyete, üniversitelerine kadar sirayet etmiştir. İliklerimize kadar işlemiş olan bu hastalıklı siyaset Türk halkını için için kemirmekte ve dostluk üzerine kurulmuş yapımızı bozmak üzere.

Toplumun huzuru, refahı, mutluluğu, her yerde adaletin uygulanması, insanlık için talep edilmesi gereken temel değerler siyasilerin kendi kişisel çıkarları hesaplanarak göz ardı edilmektedir. Bu çürümeye yüz tutmuş, sağlıksız yapıda doğru yaklaşımlar yerini yandaşlığa, lidere itaat etmeye ve yönetici kadrolara kayıtsız şartsız biata bırakmıştır.

Görünen o ki, önümüzdeki seçimler için bugün Türkiye'de hiç bir parti ön seçime gitmeyecek ya da göstermelik olarak birkaç bölgede gidecektir. Siyasi olarak adaylık konusunu tartışmanın bile külfet olarak görüldüğü bir durumla yüzleşmek zorunda kalacağız. Bu durum siyasetin içinde köşe başlarını tutmuş mevcut yönetim kadroları dışındakileri siyaseten etkisiz hale getirecektir. Ne yazık ki uzunca bir süredir öyle de olmaktadır. Üsttekiler vizyonsuz yöneticiler tabandan gelen isteklere kulaklarını tıkamış durumdadır.

Sonuç olarak, partilerin en üstlerinden başlayarak en alt kademeye kadar herkes rakipsiz tek adam olma özentisi içinde.  Bunu da her fırsatta ortaya koymaktan çekinmiyorlar. Parti tabanları olarak ortak hareket alanı giderek daralıyor, parti içi demokrasi can çekişiyor, durum böyle olunca birlik, bütünlük söylemlerine kimse itibar etmiyor. Parti liderlerinin tek adam olma özentisi ve isteği en küçük belde örgütü yöneticisine kadar yayılmaktadır.

Her demokratik partinin dilinden düşürmediği ön seçim bu nedenlerden dolayı yapılamamaktadır. Sözde herkes demokrasiye inanmakta ama iş kendisine gelince işin rengi değişmektedir. Herhangi bir partide aday belirlemeye yönelik ön seçim yapılırsa hem demokrasinin bir gereği yerine gelmiş olacak, hem de aday adaylarının yapacağı çalışmalarla örgüt daha dinamik bir duruma gelip seçmenin konsolide edilmesi kolaylaşacaktır. Yani hem parti, hem örgüt, hem de halk kazanacaktır.

"Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır." (Platon)