Bizim okuduğumuz dönemlerde ilk defa okumayı söken öğrencilere kırmızı kurdele verilirdi. Bu kurdeleyi göğsünün üstüne takanların sınıf içinde ayrı bir havası olurdu. Diğer öğrencilere havalanır, onlara tepeden bakarlardı. Ama aslında olan fark, benzerler arasında tepki farkıydı. Biri diğerinden iki gün önce okumuş olurdu.
Danışman; ilham veren, yol gösterendir. İçinden çıkılamayan konularda fikir danışılandır. İş yoğunluğu fazla olan yöneticilerin can simididir. Konusunun uzmanıdır. Zaman kazandırandır. Şöhretinin değil, bilgisinin bedelini ödeten kişidir. En önemlisi fikirleriyle farkındalık yaratandır.
Merkezi ve yerel yönetim unsurlarının en büyük destekçileridirler. Ama çoğunluğu diyet ödeme, dost ve akraba çalıştırma, siyasi rant tahsil etme gibi sebeplerle istihdam edilmektedir. Sanki ‘’danışmayın, danışmayınız’’, anlamına gelmektedir. Farklı meslek gruplarının üst düzey yöneticilere danışman olduğu çok görülmüştür ülkemizde. Bu kişiler bilgileri ile değil şöhretleri ile bu görevlere gelmişlerdir.
Elbette bu danışmanların birinci görevleri, patronların ya da yöneticilerin içlerini rahatlatmak, onların siyasi diyet borçlarını ödettirmektir. Yoksa görevleri gereği oluşan problemleri çözmek değil elbette. Yeri gelmişken, görevlerini hakkı ile yerine getirenleri tenzih ederim.
Bazı danışmanlar ise fazla kurnazdırlar, patronun masasından takvimi alıp, bu takvime bakıp fikirlerini söylerler. Yani; çayın taşı ile çayın kuşunu vurup, pişkin pişkin görevlerini yaparlar. Yapmadıkları görevleri icabı yüklüce ücretlerini de aynı şekilde, pişkin pişkin alırlar.
Yerelde en önemli sorun, danışmanların nasıl seçildiği konusudur. Siyasi gelişmeler ve tercihler, isteyerek ya da istemeyerek bu kişilerin belirlenmesinde doğal olmayan yolların tercih edilmesine sebep olmaktadır. Böylece ihtiyaçtan değil, zorunluluktan danışmanlar belirlenmektedir. Böylece şehir planlamacısın yerine terzi, yerel yönetim uzmanı yerine elektrikçi danışman olabilmektedir. Hal böyle olunca da danışmanlık görevi, boş gezenin boş kalfası görevi ile eşdeğer olmaktadır.
Geldiği yeri tanımayan, sokaklarda kaybolan, yöre halkının kültürüne yabancı, işi bilmeyen, kentin eksiklerinden habersiz danışmanlar birçok belediyede cirit atmakta. Hatta bazı danışmanlar görevli olduğu kente hiç gelmemekte, sadece bankamatikler ile telepati kurmakta. Ondan sonra kentin sakinleri de belediyeden hizmet beklemekte. İmam evinden aş, ölü gözünden yaş misali.
Olması gereken ise gayet basit. Yerel yönetimlerde yeteri kadar konularında uzman danışman kişiler görevlendirilmeli. Bu danışmanlar mümkünse oralı olmalı. Kenti ve kentin sorunlarını iyi bilmeli, çözüm konularında deneyimli olmalı. Çevresi ile barışık olmalı, oturduk yerden ahkâm kesmemeli. Yaşı geçmiş, işi bitmiş olmamalı. Enerjisini danışmanı olduğu kişiye ya da kuruma verebilmeli, gerçekten danışılan olmalı. Yoksa sadece laf olsun orada dursun anlayışı ile görevlendirilmiş olurlar. Bu anlayışın da ne kenti yönetene, ne de kente zerre kadar faydası olmaz. Olan halkın parasına ve umutlarına olur. Hani derler ya, bana danışmanını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim, işte öyle bir şey. Benden söylemesi.