HDP seçimlere parti olarak katılma kararı alınca,  bir anda seçimin en fazla konuşulan partisi haline geldi.

Zira şimdiye kadar seçim kanunumuzda var olan %10 barajına takılacağını inanıyordu.

Bu sebeple, Kürt yurttaşlarımızın yoğunluklu yaşadığı yerlerde bağımsız adaylarla seçimlere katılıyordu.

Kürtçü siyasi hareket en son 1991 yılında SHP listelerinden seçimlere katıldı.

SHP (daha sonra CHP oldu) milletvekili olarak mecliste Kürtçe yemin etmek istediler diye mecliste polis marifetiyle derdest edildiler.

1991 seçimlerinde “Demokrasi ve özgürlük” havarisi kesilen ,“Ödünç oy” isteyerek “Kürt realitesini tanıyorum” diyen Demirel Başbakanlığında DYP-SHP hükümeti kuruldu.

Bu tarihten sonra sadece Kürtlerin yoğun olduğu iller değil, ülkenin bir çok yerinde yaşananlar herkesten çok Kürt siyasetçilerinin hafızalarında canlılığını koruyor olmalıdır.

Biraz hatırlayalım.

90’lı yıllar Kürtler ve Kürt siyasi hareketi için zor yıllardı.

Faili meçhuller bu dönemin ürünüydü.

JİTEM aynı dönemde kuruldu.

Adeta ülkemizin bir bölümünde ve bir etnik kökene bağlı insanlar için ayrı bir hukuk vardı.

12 Eylül yönetiminden kalma “Olağan üstü hal kanunu” bu bölgede en şiddetli şekilde uygulandı.

Rahmetli Özal’ın başlattığı “Demokratikleşme ve özgürlükler” sanki hiç yaşanmamıştı.

Ülkenin demokratik kazanımları bu dönemde rafa kaldırılmış, güya yerine “Birlik ve beraberliğimizi korumak, kamu düzenini sağlamak” için yoğun mücadele başlatılmıştı.

Bu dönemden sonra iktidara gelen Refah partisi-Doğru Yol Partisi iktidarının devlet içinde verdiği demokrasi mücadelesi, 28 Şubat darbesine toslamış, iktidar el değiştirmişti.

Darbe sonrası yapılan operasyon ve Abdullah Öcalan’ın ülkemize şartlı iadesi.

Bu rüzgarla ülkeye hediye edilen üçlü koalisyon.

Bu koalisyon döneminde ülkede yaşanan banka hortumlamaları.

Ülkenin fakirleştirilmesi.

Yıl 2002 alınan seçim kararı.

Sonra ülkenin mahkum edildiği kaostan sandık yoluyla kurtuluşumuz.

Tek başına AK Parti iktidarları.

13 yıllık tek başına iktidar döneminde yaşananlar.

İktidarın devrilmesine yönelik yapılan hukuksuzluklar.

Parti kapatma teşebbüsleri, “Vesayetçi anlayışın” devlet içindeki uzantılarının iktidara çelme takma çabaları.

Bütün bunlar siyaset ve sandık eliyle bertaraf edildi.

Ülke hep demokratikleşme ve zenginleşme yolunda ilerledi.

Ak Partinin attığı demokratikleşme adımları, en çok bu konuda sıkıntı çeken kesimlere fayda sağladı.

En fazla faydalananlar dindarlar ve Kürtler oldu.

Ak Parti sayesinde “Çözüm süreci” diye tanımlanan demokratikleşme hamleleri başladı.

Bu süreci milletimize anlatmada Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Partisinin emeği çoktur.

Bu sorunun çözümü için “Gövdemi taşın altına koyarım” diyen R.T. ERDOĞAN’dır.

Ülkemiz bu kararlılıkta başka lider görmemiştir.

Sorunun diğer tarafı gibi görünen HDP ise yardımcı olmak bir tarafa sürecin üstüne gölge düşürmekten başka iş yapmamaktadır.

Seçimler marifetiyle anlaşılmıştır ki;

Bu HDP'yle çözüm süreci sürdürülemez.

HDP’nin “Çözüm odaklı” düşünmediği ortadadır.

Seçimlerde kimlerle ittifak yaptığına bakmak yeterlidir.

Çözüm için risk alan ve çözümün gerekliliğini insanımıza inandıran liderlere ve AK Parti'ye karşı açılan cephenin umudu olmak HDP'ye yakışır mı?

Cevabı muhatapları versin.

Ancak türlü zulümler görmüş ve barış isteyen Kürt kardeşlerimize, AK Parti’nin yaptıklarını unutmak yakışmaz.

İşte 7 Haziran’da sandık önümüzdedir.

Ya “Çözümden ve büyümeden” yana olacağız, yada kazanımlarımızı riske atacağız.

Herkes tercihini bu gerçeğe göre yapmalıdır.

Sonradan yaşanacak pişmanlık, kayıpları ve tüketilen ümitleri geri getirmez.

Sırf “Kürtlerin partisi” HDP’ye oy vermek ne kadar doğru olur?

Yapılanlara ve yaşananlara baktığımızda Ak Partinin, demokratikleşme ve Kürtlerin karşılaştığı sorunlara karşı daha duyarlı politikalar ürettiği aşikardır.

Bizden söylemesi