1 Kasım seçimleri; bir defa daha teyit etti ki demokrasimizin sorunu iktidar değil muhalefet sorunu.
Yine bu seçim gösterdi ki muhalefetin başarılı olamamasının onlarca nedeni var.
Ancak tüm sorunların kaynağı muhalefetin TÜRKİYE’LEŞEMEMESİ.
Belki başlığı okuyanlar bu sorunun sadece HDP ile ilgili olduğunu algılayacaklar.
Fakat en az HDP kadar, CHP ve MHP'nin de asıl meselesi TÜRKİYEŞELEMEMEK.
HDP’nin Türkiyeleşme gibi bir derdi olduğuna belki 7 Haziran öncesi bazı odaklar ve Sn. Erdoğan düşmanları inandı.
1 Kasım seçimleri geldiğinde buna inanmayanlar oyları ile cevap verdi.
İki seçim arasında bu partinin böyle bir derdi olmadığı, Kandil-İmralı arasında git gel üstlendiği görüldü.
Eş başkanları da sırtlarını nereye dayadıklarını söyleyince Türkiyeleşme gibi bir hedefin olmadığı iyice su yüzüne çıktı.
Diğer Türkiyeleşemeyen; CHP ve MHP'ye kısaca bakalım.
Demokrasilerde ana muhalefet daima iktidara hazır ve ülkenin tüm kesimlerine hitap eden bir konumdadır.
CHP'ye bakıyoruz, bu sefer AKDENİZ kıyılarını da kaybettiği için KIYI PARTİSİ unvanını kaybetti.
Sadece 6 ilde birinci,34 ilde milletvekili çıkaramadı.
Doğu’da küsurat şeklinde tabela partisi halinde.
Seçmenin artmasına rağmen bilmem kaç seçimdir yerinde saydığı ve sadece 2 milletvekili kazandığı için seviniyor.
MHP’nin durumu daha vahim.
Kendini HAYIR PARTİSİ şeklinde konumlandırmış.
Yıllardır, kalesi durumundaki İç Anadolu ve Karadeniz illerinde bırakın varlık göstermeyi milletvekili dahi çıkaramamış.
CHP gibi ülkenin doğusunda esamesi okunmuyor.
Ülkenin yarısında milletvekili yok temsil edilmiyor.
5 ay gibi kısa bir sürede elindeki milletvekillerinin yarısını kaybetmiş.
Düşene daha fazla söz söylemeyip bu tespitleri burada bitirelim.
Şimdi düşünelim.
Yukarıdaki tespitler CHP ve MHP'nin de HDP gibi TÜRKİYE'LEŞEMEMEK diye bir sorunları olduğunun en büyük kanıtları değil mi?
Bu sorun sadece lider değişikli ile giderilebilir mi?
Muhalefetin yaşadığı bu deprem sadece enkazı kaldırmakla çözülebilir mi?
Yeni bir yapılanma, yeni Türkiye'yi okuyup anlama, dünyanın döndüğünü fark etmeyi, hala 1900’lü yıllarda olmadığımızı görebilmeyi gerektirmiyor mu?