Bir musibet bin nasihatten iyiymiş. 15 Temmuz bu anlamda bedeli çok ağır bir ders oldu.
Keşke hiç yaşanmasaydı bunlar.
Onca askerimiz, polisimiz ve vatandaşımız şehit dahi olsa, vatanından, milletinden ve ailesinden ayrılmasaydı…
Kurumlarımız yıpranmasaydı.
Güvensizlik travması oluşmasaydı.
Kırk yıllık uykular olmasaydı.
Aldananlar aldanmasaydı...
Keşke… Keşke…
Şimdi temennim odur ki, en azından can verenlerin geride bıraktığı çoluk çocuklarının hatırı için; cumhuriyetin, demokrasinin, birlik-beraberliğin ve de bağımsız hukukun değeri yeterince anlaşılmıştır.
Sonra bu işlerin hatır-gönül; ahbap-çavuş ilişkileri ile yürümeyeceği,
Allah’a karşı görevlerimizden olan namaz, oruç gibi ibadetleri yapıp yapmadığımızın; devlet işlerinde ölçü olarak alınmasının büyük yanılgılara sebep olabileceği,
Ve şeriatın yalnız başına bir din; lâikliğin de dinsizlik olmadığı anlaşılmıştır.
Yine inşallah diyorum;
İnancımız,
Etnik kökenimiz,
Ve dünya görüşüne katıldığımız siyasal partiler sadece bizi ilgilendirirken;
Vatandaşlığımızın ise hepimizi ve bütün vatanı ilgilendirdiği, özellikle anlaşılmıştır.
Evet sevgili dostlar,
Dil, din, mezhep gibi farklılıklarımız sosyal ve kültürel zenginliklerimizdir. Değişik motif ve renklerle dokunmuş bir kilim gibidir. Her bir rengin, her bir motifin anlamı, değeri ve bütüne kattığı bir güzellik vardır.
Yalnız bunu böyle zenginlik olarak kabul etmek kelimelerle olmuyor. Dil için güzel kelimeleri telaffuz edivermek hiç de zor değil.
Özellikle de şu günlerde bir liyâkattır aldı başını gidiyor.
Liyâkat…
İçeriği çok güzel bir kelime.
Toplumsal ve resmi hastalıklarımızın en önemli ilacı diyebiliriz. Arapça olup bir işe uygun olan, lâyık olan, yaraşan, en iyi yapabilecek olan anlamlarında.
Ama bizler için iki kere ikinin dört ettiği gibi net değil işte. Zaten mesele de bu değil mi? . Kime göre uygun, neye göre lâyık…
İşte tam burada duru bir akıl ve engin bir gönüle sahip olmak gerektir desek, her halde yanlış olmaz.
Hani eğitim şart, her şeyin başı eğitimdir diyoruz ya; bundandır ki eğer uzun vadede bir çözüm istiyorsak; bir kere okullarımızdaki eğitim anlayışı kuru ezber ve test yarışından bir an evvel alınıp, fazlasıyla bilim, sanat ve ahlâka yöneltilmelidir.
Bir toplumun madden ve manen kalkınma yollarından en önemli üç unsuru kesinlikle bilim, sanat ve ahlâktır. Kiraya verilmeyecek aklın da, ‘’Yaradılanı sevdim Yaradandan ötürü’’ felsefesinin de yolu bilim, sanat ve ahlâktır.
Değerli dostlar,
Eskiler kendisinden ayrı bilip ön yargılı oldukları bir kimsenin olumlu bir davranışını gördüklerinde; bu tutumlarından pişman olup vazgeçtiklerini ifade etmek için ‘’İnsan olsun, çamurdan olsun’’ derlerdi.
Ne güzel bir anlayış ve ne kadar içten bir ifade değil mi?
Gelin biz buna bir de şunu ekleyelim:
‘’İyi vatandaş olsun çamurdan olsun…’’
Evet aynen böyle “İyi vatandaş…”
Ve bundan sonra da sosyal hayatımızda insanlığı,
Devlet işlerinde de iyi vatandaşlığı ölçü alalım.
Bu bize yakındır, bunun alnı secdeye değiyor, bu ağzından Allah kelamını düşürmüyor, yok bu bizim dava arkadaşımızdır, yok yoldaşımızdır gibi yakınlık ve benzerlikleri sosyal hayatımızda ve özellikle de devlet işlerinde ölçü olarak almayalım. Tek ölçümüz iyi insan ve iyi vatandaş olsun.
Böyle yaptığımız takdirde siyasal, sosyal ve ekonomik pek çok sorunumuz kendiliğinden çözülecek; bu güzel vatanın cefakâr insanları gün yüzü görmeye başlayacaktır.
Sağlıcakla kalın…