Spor salonlarında sıkça karşılaştığımız bir yanılgı var: Ne kadar çok terlersek, o kadar doğru çalıştığımızı sanıyoruz. Oysa ter, başarıyı değil; yalnızca vücudun ısı düzenleme mekanizmasını gösterir. Bilinçsiz yapılan antrenmanlar, kısa vadede “iyi hissettiriyor” gibi görünse de, uzun vadede bedene ciddi bedeller ödetir. Terlemek, kalori yakımının ya da kas gelişiminin doğrudan göstergesi değildir. Vücut; ortam sıcaklığına, giyilen kıyafete, stres düzeyine ve bireysel metabolik özelliklere göre terler. Buna rağmen hâlâ birçok kişi, bilimsel temeli olmayan bu algıyla kendini sınırlarının ötesine zorlamaktadır. Sorun tam da burada başlar. Bilinçsiz antrenmanların ilk faturası sinir sistemine kesilir. Sürekli yüksek yoğunluklu, dinlenmesi planlanmamış egzersizler; merkezi sinir sisteminde tükenmeye yol açar. Bu durum, performans artışı yerine performans düşüşü, uyku bozuklukları, motivasyon kaybı ve konsantrasyon problemleri olarak geri döner. Kişi daha çok çalıştığını zannederken aslında geriye gitmektedir. İkinci büyük bedel hormonal dengede ortaya çıkar. Özellikle sürekli “kendini zorla” mottosuyla yapılan antrenmanlar, kortizol seviyelerini yükseltir. Yüksek kortizol; yağ yakımını zorlaştırır, kas kaybını artırır ve bağışıklık sistemini baskılar. Yani kişi fit olmak isterken, vücudunu savunmasız hâle getirir. Kas-iskelet sistemi de bilinçsiz yüklenmelerden payını alır. Yetersiz ısınma, yanlış egzersiz seçimi ve tekrar eden hatalı hareket kalıpları; diz, bel, omuz ve boyun problemlerine zemin hazırlar. “Bir şeyim yok” diye geçiştirilen küçük ağrılar, zamanla kronik sakatlıklara dönüşür. Sporun iyileştirici gücü, yerini tedavi sürecine bırakır. Oysa doğru antrenman; kişiye özel, planlı ve sürdürülebilir olandır. Amaç, bedeni her seferinde tüketmek değil; doğru uyaranla güçlendirmektir. İlerleme, antrenman sonrası hâlâ ayağa kalkabiliyor olmakla değil; haftalar ve aylar içinde gelişim gösterebilmekle ölçülür. Bir antrenör olarak şunu net biçimde söyleyebilirim: Terlemek bir sonuçtur, hedef değildir. Gerçek başarı; vücudu tanımak, sınırlarını zorlamakla değil, anlamakla başlar. Bilinçli antrenman, bedeni düşman gibi görmekten vazgeçip onu bir sistem olarak ele almayı gerektirir. Aksi hâlde spor, sağlığa giden bir yol değil; yavaş ama istikrarlı bir yıpranma sürecine dönüşür