Son yıllarda spor dünyasının en büyük dönüşümü salonlarda değil, ekranlarda yaşanıyor. Sosyal medya; egzersizi erişilebilir kıldı, evet. Ancak aynı zamanda sporu yüzeyselleştirdi, tek tipleştirdi ve en önemlisi bireyselliğini yok etti. Bugün pek çok kişi, hiç tanımadığı bedenler için hazırlanmış antrenmanları kendi vücuduna uyguluyor ve bunun bedelini sessizce ödüyor.

Sosyal medya antrenmanlarının temel problemi, “herkese uygun” olduğu iddiasıdır. Oysa insan bedeni standart değildir. Yaş, cinsiyet, metabolik yapı, hormonal durum, geçmiş sakatlıklar, stres seviyesi ve yaşam tarzı gibi onlarca değişken varken; tek bir egzersiz videosunun milyonlarca kişiye hitap etmesi bilimsel olarak mümkün değildir. Buna rağmen bu videolar, hızlı sonuç vaadiyle sorgusuzca uygulanmaktadır. İkinci büyük risk, hareket kalitesinin göz ardı edilmesidir.

Sosyal medyada paylaşılan egzersizlerin büyük kısmı; estetik olarak etkileyici, biyomekanik olarak ise sorunludur. Kamera karşısında “iyi görünen” bir hareket, eklem sağlığı açısından doğru olmayabilir. Üstelik bu videolarda düzeltme, geri bildirim ya da bireysel adaptasyon yoktur. Yanlış yapılan bir hareket defalarca tekrar edilir ve hata, zamanla bedene yerleşir. Bir diğer sorun da yüklenme mantığının tamamen kopuk olmasıdır. Antrenman; gelişigüzel egzersizlerin arka arkaya dizilmesi değildir. Doğru planlama; yoğunluk, hacim, dinlenme ve toparlanma döngülerini kapsar.

Sosyal medya içerikleri ise çoğunlukla “ne kadar zor, o kadar iyi” algısını besler. Bu yaklaşım kısa vadede yorgunluk hissi yaratır, uzun vadede ise tükenmişlik ve sakatlık üretir. Psikolojik etkiler de en az fiziksel zararlar kadar ciddidir. Sürekli kusursuz bedenler ve aşırı performans görüntüleri izleyen birey, kendi bedenini yetersiz görmeye başlar. Bu durum; motivasyon kaybı, suçluluk hissi ve spordan tamamen uzaklaşmaya kadar gidebilir. Spor, iyileştirici bir araç olmaktan çıkar; baskı unsuru hâline gelir.

Bir antrenör perspektifinden bakıldığında net bir gerçek vardır: Egzersiz kişiseldir. Doğru antrenman; kişinin ihtiyacına, kapasitesine ve hedeflerine göre şekillenir. Sosyal medya, ilham verebilir; ancak yol haritası olamaz. İlham ile program arasındaki farkı ayırt edemeyen birey, bedeniyle deneme-yanılma yapar. Sonuç olarak mesele sosyal medyanın varlığı değil, ona yüklenen roldür. Ekrandaki bir video sizi harekete geçirebilir; ama sizi sağlıklı bir noktaya taşıyamaz. Sağlık ve performans, algoritmalarla değil; analizle, bilgiyle ve doğru rehberlikle inşa edilir. Spor, izleyerek değil; anlayarak yapılır.