İlk ve orta öğretim kurumlarına emniyet güçlerinin girmesinde, mesele yalnız güvenlik değildir aynı zamanda bir medeniyet zafiyetidir...

Son zamanlarda Şanlıurfa’da Kahramanmaraş’ta ölümlerle sonuçlanan bireysel şiddet eylemleri ülke gündemindeki yerini koruyor.

İlk ve orta dereceli okullardaki beklenmedik bu tür üzücü olaylara karşı alınacak güvenlik önlemlerini araştıracak bir TBMM Araştırma Komisyonu kurulması gündemde.

Yaşananlar 12 Eylül 1980 öncesi anarşi ortamımda bazı fakülte ve yüksek okullarda derslerin güvenlik güçleri sayesinde yapılabildiğini hatırlatsa da eğitim-öğretimin asıl amacı bireyleri kaynaştıracak değerleri kazandırmak, ülkesini yönetecek nitelikli devlet adamalarını yetiştirmek, girişimci, icatçı, üretken nesillere imkanlar hazırlama gerçeğini değiştirmez..

Bu hedefler ve bunu gerçekleştirecek eğitim öğretimin paydaşları- iç içe üç halka- aile, okul ve çevre faktörleri siyaset üstü, tarafsız bir gözle yeniden mercek altına alınmalı ve görevler yeniden tanımlanmalıdır.

Üç halkadan en içteki ilki anne ve baba çocuklar için rol modeldir:

Çocuk değerler eğitimini ailede alır. Doğruyu, mertliği, dürüstlüğü, yalancılığın, iki yüzlülüğün kötülüğünü, yardımseverliğin erdemini, haramı,helali,ailede yaşayarak öğrenir ve davranışa dönüştürür.

Image-712

Bu da demektir ki, eğitim öğretimin asıl kaynağı ailedir. Fakat günümüzde anne-baba çalıştığından çocuklarına zaman ayıramadıkları da hayatın bir diğer gerçeğidir..

O nedenle kontrol dışı kalan çocukların çoğunluğu okuldan arta kalan vakitlerini ekran başında geçirmektedir. Bu sadece Türkiye’nin değil medeni her ülkenin bir sorundur.

Ama ne var ki, şikâyetçi çoğu ailenin susturmak ya da beslenmeleri için çocuklarının ellerine akıllı telefonları kendilerinin vermeleri toplumun bir diğer sosyal çelişkisidir.

Meclis Araştırma Komisyonu el atmaması olayın aydınlatılmasında büyük eksiklik olacak bu aile konusunu da mercek altına alacak mı bilinmiyor.

Okul ise yalnız bilginin değil aynı zamanda dengenin de mekânıdır.

Aileden alınan eğitimin üzerine bilginin eklendiği mekanlardır ve eğitim ve öğretimde ailenin payı yüzde 40 ise okulun yüzde 35’tir.İki temel direğinden ilki öğretmenlerdir diğeri yöneticilerdir.

Eğitim öğretimde öğretmenin görev aşkını ve enerjisini yok eden ne çocuklardır ne de yetersiz geçim şartlarıdır... Çocukların gerektiğinde gerçekleri saptırabileceğine asla ihtimal vermeyen ve her dediğine inanan güvensiz velilerin soluğu adliyede valilikte almalarıdır.

Nadir de olsa bu tür şikayetler öğretmenlerin tümüne birden “bana ne incindiği yerden kopsun” dedirtir.

İşin doğrusu nasıl ki, ailede veli egemen bir eğitim söz konusu ise okulda da geçerli olan öğretmen egemen öğretimdir.Önceleri eğitim de öğretmenlerin göreviydi.Fakat günümüzde okulun görevi yalnız öğretimdir.

Eğer eğitim görevi okulda olmaya devam etseydi görüşüme göre son zamanlardaki ölümlü eylemler büyük ihtimalle yaşanmayabilirdi.

Öğretmenlik genel kanının aksine bir ihtisas mesleğidir ve son derece kırılgandır Eğer bir veli okulda ya da dışarıda bir öğretmen şiddet görürse o öğretmenden görev beklemek beyhude olur.

Yöneticilere gelince onlar okulların kurmaylarıdır. Bilgi ve, tecrübesiyle müdürün öğretmen, öğrenci ve veli üzerinde ağırlığı olmalıdır Eğer bir ilköğretim Okulu müdürü gözde bir liseye müdür atanırsa,orada at izi ile ,it izine birbirine karışır.

Tam da bu noktada:

Her okula olur olmaz öğretmeni “müdür çakarken” iktidara yakın sendikanın Aydın eğitimini sınıfta çaktıracağını aklından geçirdi mi, acaba demekten kendini alamıyor, insan...

Oysa meşhur atalar sözüdür: “At sahibine göre kişner” Tecrübeli müdür okulundaki her öğrencinin ne olduğunu yürüyüşünden, konuşmasından anlar ve tedbirini de ona göre alır.

Ayrıca işinin ehli müdür koltuğu başının üstünde taşımaz oturduğu yerde kullanır, ne öğrenciyi öğretmene ne öğretmeni veliye ezdirir, Sezar’ın hakkını Sezar’a/İsa’nın hakkını da İsa’ya verir.

Demem o ki, eğitim-öğretim günümüzde çalkantılı bir dönemden geçiyorsa bunun nedenlerinden biri öğrenci-öğretmen-okul-öğrenci dengesini kuramayan tecrübesiz müdürler,ve onlara referans olan sendikalardır.

Çevre:ise sessiz ama en etkili öğretmendir.

Kenar mahallelerin sosyoekonomik yapısı çocuğun yetişmesinde okuldan da etkilidir..Merkezde çocuk için tehdit aracı sosyal medyadır çevrede ise buna ek olarak özenti kaynaklı mafyatik yapılardır.

Her ikisini birden tehdit eden ise yasaklı madde temini ve kullanımıdır. Emniyetin denetimlerini sıklaştıracağı yerler okullardan daha çok suçun üretildiği bu çevredir

.15 yaş altına getirilen sosyal medya yasağı bu anlamda olumlu bir adımdır.

Gerek okul gerek sınıf öğretmenler kurullarıyla gerek müdür yardımcılarının daha aktif hale getirilmesiyle okul veli ilişkileri yerli yerine oturtulabilir ve okullarda öğrenci ve öğretmen emniyeti sağlanabilir.

Sonuçta aile görevini yaparsa, okul veli-okul dengesini kurarsa, çevre emniyeti de kolluk güçleri tarafından sağlanırsa polise,bekçiye gerek kalmaz,okullar güvenli hale gelebilir.

Zira ilk ve orta öğretim kurumlarına emniyet güçlerinin girmesinde, mesele yalnız güvenlik değildir aynı zamanda bir medeniyet zafiyetidir..