Eğer bir memleket toprağına, ağacına sırtını dönerse bir süre sonra sadece aidiyeti olan toprağını değil hafızasını, üretim kültürünü ve sonunda geleceğini de kaybeder.
Benim iki büyük nimetim var/Biri anam biri yarim/İkisine de hörmetim var/Biri anam biri yarim, der bir türküsünde Bozkır’ın tezenesi Neşet Usta...
Aydın’ın da vardır iki nimeti... İlki beyaz incisi pamuğu,ikincisi siyah incisi zeytini..
.Bu iki nimeti o kadar değerlidir ki19.yüz yılda İngiltere, 1860’lı yıllarda pamuk aldığı ABD’den Özgürlük Savaşı nedeniyle tedarikte engelleri aşamayınca çareyi Aydın’a demiryolu döşemekte bulmuştu.
O yıllardan bu yana pamuk küreselleşmenin başlangıcı 1990’lı yıllara kadar Aydın halkının ayrıca Konya’ya kadar gurbetçilerin geçim kaynağıydı.
İkinci stratejik nimeti zeytini devlet kanunla koruma altına almıştı.(1 Şubat 1939/ 3573 Sayılı Kan.)
Çünkü ortalama ömrü 300-600 yıl arasında değişen zeytin ağacının ömrü uygun koşullarda 1000-3000 yılı bulabilir.
Bu da bir zeytin ağacı insanlığın bu kadar yıl besin ve yağ ihtiyacını karşılayabilmesi demektir ki, Aydın zeytin konusunda hem besinde hem de ticarette oldukça şanslıdır.
2024 TÜİK verilerine göre toplam 25 milyon 110 bin 538 zeytin ağacına ev sahipliği yapan Aydın. Ülke genelinde sofralık zeytin ihtiyacının yüzde 13’nü karşılar.
Yağlık zeytinde de yüzde 14’lük bir paya sahiptir.
2024 TÜİK verilerine göre gerek sofralık gerek yağ zeytini üretiminde Aydın Ülke üçüncüsüdür..
Zeytin ağaçlarının büyük çoğunluğunun yamaçta bulunması gerek bakımında gerek z hasadında ve taşınmasında ek masraf demektir.
Yeri gelmişken:
Düz araziye zeytin dikiminde son 30-40 yılda Didim ve Karacasu’nun öne geçtiğini, Aydın’da Zeytin Festivali düzenleyen tek ilçenin de Didim olduğunu yeri gelmişken söylemiş olalım.
Bu arada Didim’de bulunan boş arazileri turizm yapılanmasından kurtararak zeytin dikilerek tarıma kazandırmada emeği geçen Didim/Akyeniköy eski belediye başkanı Yılmaz Öz’ün de hakkını teslim etmek gerekir.
Zeytincilikte asıl gelişme Aydın Ticaret Borsası’nın başvurusuyla geçen yıl (2025) Aydın Memecik Zeytinine Avrupa Birliği tarafından Coğrafi İşaret Belgesi verilmiş olmasıdır.

Ama ne var ki, bütün bu olumlu gelişmelere rağmen Aydın’ın siyah incisini kara günlerin beklediği de bir gerçektir.. Nedeni de:
BİR: Bunca zeytin varlığına rağmen Aydın bir yana Türkiye’nin rakibi İspanya,İtalya ve Yunanistan ile gerek zeytinde gerek zeytinyağında katma değerini artıracak bir markası bulunmuyor..
Öyle olunca bu ülkeler dökme olarak Türkiye’den satın aldıkları yağı paketleyerek satarak Türk üreticinin faydalanacağı katma değerden o ülke tüccarları ve insanları yararlanıyor.
Tabi devlet paket dışında dökme zeytinyağı satışını yasaklayınca yerli üretici 1- Yerli tüccarın fiyatları düşürmesinden 2- Buna katma değerdeki kaybının da eklenmesiyle zararı ikiye katlanıyor..
İKİ: Üretici aleyhine piyasaya olan güveni asıl yok edense zeytinyağına kalitesini bozacak, asidini yükseltecek ya da azaltacak tağşiş, yani başka bitkisel yağların karıştırılmasıdır.
Maalesef Aydın zeytinyağının yurt içi piyasada bu yönde kötü bir şöhreti var.Her ne kadar hilekar firmaları Tarım Bakanlığı zaman zaman kamuoyuna açıklasa da kuldan utanmayan, Allah’tan korkmayan yaptığı ahlaksızlıktan vazgeçmiyor..
Daha da kötüsü adı geçen firmaların sahipleri bulundukları meslek odalarından bile atılmaz ticarete devam ederlerse bu kulak çekme olayı kamuoyunda devletin acizliği olarak yorumlanabiliyor.
ÜÇ: Zeytinliklere maden ruhsatı verilmesi, konut alanına dönüştürülmesi, oto yollara kurban edilmesi, tedbiri önceden alınmayan orman yangınları ve her biri zeytinliklerin geleceğine dair tehlikelerdir.
Kaldı ki zeytinlikler sadece zeytin ağaçlarından ibaret de değildir. Hayatını zeytine borçlu yığınla kurt, kuş, çakal benzeri canlılardan oluşan eko-sistemin eski halini alması zeytin ağacının yetişmesinden daha uzun sürer.
DÖRT: En büyük tehlike de tarımdan geçimini sağlamakta zorlandığını gören genç nüfusun kırsaldan kente doğru olan göçlerle üreticilikten tüketiciliğe evirilmesidir.
Bu göçte gerek belediyelerin gerek ilçelerdeki sosyal dayanışma vakıflarının kim yardıma muhtaç,kim değil araştırmadan bol keseden, referansla yapılan yardımların taşrada çalışan kesimin azalmasında payı olduğu muhakkak..
Hazırcılık gündelikleri iki katına çıkarınca kazancı masrafını karşılamayan üretici kendi çabalarıyla gücü yettiği kadarını toplar gerisini hasat edemez, zeytin başında kalır.
İşte tam da bu dönemin başlangıcındayız.
Çünkü göçlerin boşalttığı kırsalda, kuraklık nedeniyle boş yılı olmasına rağmen Koçarlı, Çine, Karpuzlu, Köşk gibi ilçelerin dağlık bazı kesimlerinde üçte biri sahibinin üçte iki hisseyle toplayacak ortak bulunamadığından zeytin toplanamadı ve başında kaldı.
Sonuç olarak demem o ki, zeytini dalında kalan her zeytin ağacı aslında kırsaldan kopan bir hayatın, yaşlanan bir üreticinin ve sahipsiz kalan bir bereketin hikâyesidir.
Zira zeytin nazlı bir ağaçtır. Sahibi ile sohbeti sever,eğer ilgi göstermezse o da meyve vermez ve sahibine küser.
Eğer bir memleket toprağına, ağacına sırtını dönerse bir süre sonra sadece aidiyeti olan toprağını değil hafızasını, üretim kültürünü ve sonunda geleceğini de kaybeder.
Çünkü toprağın terk edildiği yerlerde önce sessizlik ardından da yoksulluk büyür. En sonunda da bir zamanlar bereket fışkıran dağlardaki zeytinlerin diplerinde çürüyen zeytinler kalır.