Emeviler döneminde de Muaviye başta hükümdarlar halka yaptıkları zulmü o devir Müslümanlarının kaderine bağlamış onların kaderleri onu gerektirdiği için Allah’ın kendilerini zulüm yapmaya memur ettiğini söylemişti.

Ömrü hayatında her insanın karşılaşabileceği üç güç olabilir, fiziki( beden) gücü, madde( para) gücü, atanmakla ya da seçilmekle kazandığı mevki, makam gücü.

Bu güçleri veren irade insanları başıboş bırakmamıştır, kadın erkek ayırmaksızın hemcinsleri ve diğer yarattıklarıyla ilişkide gücünü kullanırken  adaletli ve hakkaniyetli davranmalarını emretmiştir.

Gücü elde ettiğinde kibirlenmekten, böbürlenmekten, insanlara tepeden bakmaktan, fakir, zengin, benden- senden ayrımından, yetim hakkına tecavüzden sakınması  istenmiştir.

Emredilen ölçünün dışına taşanların, zulmeden zalimlerin acıklı sonlarının bir teselli olarak da bu dünyada mazlumlara gösterileceği vaat edilmiştir ki,pek çok örneği vardır.

Buna rağmen insanoğlu güç kullanmada ölçüyü kaçırmış, sıkıştığında gücü ele geçirmek için din, milliyetçilik, ideolojiler başta her türlü değer ve duyguyu birer araç olarak kullanmıştır.

Bu anlamda insanlık tarihi muhterislerin gücü ele geçirme veya artırma savaşından ibarettir, dense yeridir. Çünkü gücü ele geçirdiğinde azgınlaşan insanoğlundan bazılarına dünya dar gelmiş daha ileri giderek Tanrı ile yarışa girmiştir.

İnsanın kendi egosu ile mücadelesinin savaşların en büyüğü olarak tanımlanması o nedenle boşuna değildir.

Çünkü insanda sadece devleti, seçimle gelinen yerleri değil bir şirketi, bir apartmanı hatta kendi ailesini doğuştan yönetme isteği vardır.

İnsanoğlu bu emeline ulaşmada, “nizam-ı alem” hakkı için diyerek öz kardeşinin kanını dökmekten çekinmemiştir.

Fırsatını bulduğunda Tanrı’nın kurduğu düzen yerine kendi sistemini ikameyi bile göze alacak kadar bencilleşebilmiştir.

İnsanoğlunun bu konuda hüküm, ferman tanımadığını en iyi anlatan yazarların başında Dostoyevski gelir.

O yazmış olduğu eserlerde insanın iç dünyasına en başarılı ayna tutma becerisi gösteren yegâne yazardır.

Dostoyevski Karamazov Kardeşler” romanındaki “Büyük Engizatör” bölümünde insanların Tanrı’nın düzeni değiştirerek dünya hırsıyla yerine kendilerininkini nasıl kurduklarını anlatır.

Hikâyenin geçtiği yer ünlü mutasavvıf İbn-i Arabi’nin memleketi, Endülüs Emevileri dönemindeki adı İşbiliye, günümüzdeki adıyla İspanya’nın Sevilla kentidir.

 Hikâye özetle şöyle…

Her gün onlarca insan “dini sapkınlık” nedeniyle meydanlarda diri diri yakılmaktadır. O nedenle Sevilla yanık ceset kokusundan yaşanmaz haldedir..

İnsanlar ise çaresiz, umutsuz, bir kurtarıcı beklerler. İsa Mesih tam da böyle bir ortamda yeryüzüne iner. Kimliği tam teşhis edilmese de insanlar onun hal ve tavrından İsa Mesih olduğunu anlar.

Gözleri doğuştan kör yaşlı bir adam “Bana şifa ver ki, seni görebileyim,” diyerek yalvarır. İsa’nın dokunmasıyla yaşlının gözleri açılır. Bu kez de bir kız çocuğu vefat etmiştir ama henüz defin işlemi gerçekleşmemiştir.

Bu sefer çocuğun annesi İsa’nın ayaklarına kapanır: “Sen O’sun dokun ki, yavrum dirilsin” diyerek yakarır İsa’nın dokunmasıyla çocuk da dirilir.

(Yeri gelmişken hatırlatmış olalım, doğuştan körlerin gözlerini açması ve ölüleri diriltmesi Hz. İsa’nın mucizelerindendir)

Bu arada bütün bu olup bitenleri mağrur gözlerle takip eden birisi vardır Kardinal yani Büyük Engizatör

Daha dün gece bir sürü sapkını ateşe atmıştır. Şimdi hiç beklemediği bir anda Mesih gelmiş kurduğu düzeni yıkıyor. İşte buna izin veremezdi o nedenle muhafızlara İsa’yı tutuklamalarını emretti.

Halk baskı ve zulümden bütün direncini ve itiraz melekelerini yitirdiği için İsa’nın hapse atılmasını seyretmekle yetinir, sesini çıkaran olmaz.

Gecenin bir bölüğünde Büyük Engizatör İsa’nın hücresine gelir ve Onu konuşturmadan aralarında hayli uzun sürecek bir monolog yaşanır.

Büyük Engizatör İsa’ya İncil’de geçen üç sapkınlığı hatırlatmakla söze başlar:

BİR: İsa aç susuz, perişan vaziyette çölde tek başınadır, bitki kökleri dışında yiyeceği bir şey yoktur. Şeytan gelir, etrafındaki bütün taşları ekmeğe çevirmesi teklifinde bulunur.

Bunu yaparsa insanlar özgür iradesini kaybedeceği için reddeder. Ona göre insanlar aç kalma pahasına inancı tercih ederlerse ancak o zaman Tanrı’ya olan bağlılıkları devam edecektir.

İKİ: İsa bir kilisenin en yüksek kulesinde bulunduğu sırada şeytanla bir kez daha karşılaşır. Şeytan bu sefer de ona kuleden atlayıp ölmeyerek insanlara mucizesini göstermesi teklifinde bulunur.

İsa bunu da kabul etmez. Çünkü Tanrı hiçbir mucizeye başvurmadan kayıtsız, şartsız sevilmelidir.

ÜÇ: Son karşılaşmalarında şeytan İsa’ya bu kez de bir yeryüzü hükümdarlığını teklif eder. İsa istemesi halinde her yeri hükmü altına alabileceği için şeytanın bu teklifini geri çevirir. Ona göre ruhsal krallığın yanında yeryüzü krallığının hiçbir değeri yoktur.

İşte İsa şeytanın önerdiği üç sapkınlığı da reddetmek suretiyle bu kötü tabiatlı insanı özgür bırakmış dolayısıyla da her türlü kötülüğün de önünü açmıştır.

O nedenle eğer bu gün çocuklar yeryüzünde acı çekiyorsa, insanlar onca dertle başetmek zorunda kalıyorsa bunun tek sebebi İsa’dan başkası değildir.

Ayrıca Büyük Engizatör’e göre insanın fıtratında kötülük vardır ki, bu yüzden başıboş kalmamalıdır.

 Bir varlıktan, bir kurumdan, bir otoriteden, bir kişiden mutlaka korkmalıdır.

Aksi takdirde her türlü kötülüğü yapabilir, her türlü günahı işleyebilir. İşte engizisyon mahkemeleri şimdi İsa’nın sebep olduğu bu kötülükleri ortadan kaldırabilmek için uğraşıp duruyor.

İsa’nın zamanında yapmadığı işleri yapıyor. Dirlik düzenlik sağlıyor, suçlu olanları ateşe atarak otoriteyi yeniden düzenliyor.

İnsanlar da bu mahkemelerden korkuyor. Şayet o mahkemeler de olmasaydı her yerde kan gövdeyi götürür, insanlar birbirini yer, bitirirdi.

Engizisyon insanlara ekmek vererek onları kendilerine bağlıyor, o yüzden insanlar gökyüzü krallığı yerine yeryüzü krallığını tercih ediyor.

Bütün bunların sonucunda Büyük Engizatör, İsa’nın böyle hiç beklemediği bir anda yeryüzüne gelip etrafa umut dağıtmasını kilisenin kurduğu “yeryüzü hâkimiyetine” çomak sokmasını kabul edilmez bir şey olarak görür ve İsa’nın suçluluğuna hükmederek şafakla birlikte diğer suçlularla birlikte yakılmasına karar verir

Bu uzun monolog karşısında hiç sesi çıkmayan İsa bir şekilde kurtulur ama Engizatör bir daha gelmemek üzere İsa’yı yeryüzünden kovar, defolup gitmesini söyler.

Emeviler döneminde de Muaviye başta hükümdarlar halka yaptıkları zulmü kadere bağlamış o devir Müslümanlarının kaderi onu gerektirdiği için Allah’ın kendilerini zulüm yapmaya memur ettiğini söylemişti.

Velhasıl mümkündür ki, gerek maddi gerek yönetim alanında gücü elinde tutmada ya da güçlü olana yakınlıkta insanların dökemeyecekleri kan, başvuramayacakları düzenbazlık, düşünemeyecekleri hile ve kurnazlık, veremeyecekleri taviz yoktur.

Tanrı ile yarışa bile girebilir,bilmez ki,mahkeme kadıya mülk değildir,her oturan vakti,saati gelince kalkar.