Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Nisan ayının sonunda "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" adı verilen yeni müfredata ilişkin çalışmaları duyurmuştu. Bakanlığın internet sitesi üzerinden bir haftalık süre boyunca görüş bildirilebilen müfredat taslağı, konuları yetiştirmek için ders saatlerini artırmak yerine müfredatta %35 seyreltmeye gidildiğinin açıklanmasıyla çeşitli eleştirilerin hedefi olmuştu. 

Konu hakkında Milliyet'ten Abdullah Karakuş'a konuşan Bakan Tekin, gelen tepkilerin ardından yeni müfredatı "Çağı yakalamak için yapılması gerekiyor" diyerek savundu:

"Bilgiye erişmenin zor olduğu dönemde mümkün olduğunca fazla bilgi yüklemek üzerine oluşturulmuş. Çağ değişti. Bilgiye ulaşmanın kolay olduğu dönemde biz hâlâ bilgi yüklemeye devam edersek o zaman biz çağdaş ülkelerden kopmuş oluruz. Onlar revize etmişler. Müfredatı hafifletmişler. Öğrencinin yükünü azaltmışlar. Biz de aynısını yapmak, yükü hafifletmek istiyoruz. Bu dönüşümü mutlaka yapmamız gerekiyor."

İdeoloji tartışması

Müfredat metninde kimi kavramların Türkçesi yerine Arapçalarının kullanıldığı ve kimi tasavvuf terimlerinin de müfredata girdiği görülüyor. DW Türkçe'ye konuşan eğitim uzmanı Onur Soğuk'a göre yeni müfredatın adının Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli olması tesadüf değil: "Eğitim demiyor, maarif diyor. Bu bile ideolojik yaklaşımın bir göstergesi." 

Öğretim porgramlarının ortak metninde "millî bilince sahip şahsiyetlerden oluşan bir toplum oluşturma" hedefi dile getiriliyor. Kimi uzmanlar, eleştirel bakış ve sorgulamanın ikincil hedefler arasında yer aldığını söyleyerek programı eleştiriyor. 

Bakan Tekin ise metnin okunmadan eleştirildiğini iddia ediyor:

“‘Biz bu felsefeyi değiştirmenize müsaade etmeyiz’ derseniz bu hukuk devleti ile çelişir. Biz Millî Eğitim Bakanlığı’nda bunun araştırmasını yaptık, bir mantığı değiştiriyoruz, beceri temelli bir eğitim sistemi kuruyoruz. Eksikler olabilir, atladığımız olabilir, onlardan yararlanıyoruz.”

"Dini ve ideolojik yönlendirme ve atıfların laik eğitim sisteminde kabul edilemeyeceğini" belirten Eğitim İş ve Eğitim Sen sendikaları ise yeni müfredatın geri çekilmesini talep ediyor. Bu iki sendika yeni müfredatta bilimsellik vurgusunun olmadığını ve Atatürk ile ilgili konuların ağırlığının azaldığını savunuyor. Müfredat değişikliğini önemli bir ihtiyaç olarak gören ve hükümete yakınlığıyla bilinen Eğitim Bir Sen ise, yeni müfredatla "Batı karşısında ezilmemiş, özgüveni yüksek, kendi tarihini ve kültürünü bilen" nesillerin yetiştirileceğini savunuyor.

  • Kocaeli Valiliği önünde biraraya gelen Eğitim Sen üyeleri "Siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini gözeten laiklik ve bilim karşıtı yeni müfredatı reddediyoruz" açıklamasında bulunmuştu.

Eğitimciler ne diyor?

T24'ten Gözde Yel'e konuşan Eğitimci Özgür Bozdağan da yaptığı değerlendirmede "Türkiye Yüzyılı" ifadesinin AK Parti’nin seçim sloganı olduğuna dikkat çekerek, "eğitim" kavramından kaçınılarak "maarif" kavramının kullanılmasının içerikle ilgili mesaj verdiğini vurguluyor: 

"Bu modelle ilgili kamuoyunun, akademinin bir bilgisi yok. Üzerinde uzlaşı olan bir modelden değil, siyasi saiklerle oluşturulmuş bir modelden bahsediyoruz. Derslerin hemen hemen hepsinde dini içerikler, müfredatın geneline serpiştirilmiş. Biyoloji, tarih ya da herhangi bir dersin farklı ünitelerine baktığınızda her bölümün bir dini motifle ilişkilendirildiğini görüyorsunuz."

Eğitim Uzmanı Ali Taştan da T24'e yaptığı açıklamada "Ders bazında baktığınızda laikliği görmüyorsunuz, Arapça kelimelerle donatılmış bir öğretim kuramı görüyorsunuz" diyerek, inkılap tarihi programında "laiklik" kelimesinin yalnızca bir kez geçtiğine vurgu yapıyor.

Müfredatı Aposto için değerlendiren Eğitimci Yazar Ayşe Alan ise programın bazı konuların çıkarılması ve terminoloji değişiklikleri dışında yeni bir pedagojik model ortaya koymadığını ifade ediyor: "Tek tek derslerin programlarını incelediğimizde birbirinden kopuk ve birkaç farklı yöntemin aynı çuvala konularak harmanladığı eklektik bir yapı görüyoruz."

“Ortak metinde altı çizilen eğilimler ve değerler, haklarını bilen ve kullanan aktif vatandaşı değil, aklı yerine kalbiyle karar veren

muhafazakâr –MEB deyimiyle “kâmil”– insanı tanımlıyor. Yeni müfredatın her alanında karşımıza çıkan bu değerlerse evrensel değerlerin çok uzağında. Evrensel değerler, millî ve manevi değerlerin gölgesinde kalmış.

Müfredatın çocuğun akademik, sosyal-duygusal becerilerini hassas bir dengede tutacak biçimde oluşturulması gerekir. Bu programda değerler eğitimi akademik eğitimin önüne geçmiş. Modelde her öğrenme alanına, eski adıyla ünitelere, değerler eklenmiş. Değerlerin konularla ilgisiyse göz önünde bulundurulmamış. Örneğin ortaokulda "Evimiz Doğa" ünitesinde değer olarak "vatanseverlik" verilmiş.

Özellikle yeni sistemin merkezine yerleştirilen “kökler” konusu, Türk-İslam sentezine sıkı sıkıya bağlı bir anlayışı işaret ediyor.

Türk-İslam mirası üzerine kurulmuş bir geçmiş anlatısına ek olarak, çok çarpıcı biçimde okul öncesi programında bile değer eğitimi “millî ve manevi” değerler ile bağlantılı. Ayrıca değerler eğitiminde,  pedagojik bir yöntem olarak kabul edilemeyecek “telkin”, bir öğretim metodu olarak gösteriliyor. Özellikle okul öncesi programda telkinin yer alması sakıncalı. Bu öğrenciye bir fikri doğrudan empoze etmek anlamına geliyor.

Programı açıklanan 26 dersin 7 tanesi din dersleri. Bu derslerden bazıları "Peygamberimizin Hayatı" ve "Kuran-ı Kerim" gibi seçmeli din dersleri. Programı açıklanan başka bir seçmeli ders yok! Hakeza yabancı dil derslerinin programları da açıklanmadı. Öğrencilerin 4. sınıftan 12. sınıfa kadar aldığı temel derslerin önemli bir kısmını Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi oluşturuyor. Çocuğun tüm öğretim hayatı boyunca sanattan, spordan daha çok din dersi alması, başlıbaşına pedagojik bir sorun.

Yeni müfredatta eleştirel düşünme bir beceri olarak mevcut, ancak buradaki kilit nokta eleştirel düşünmenin bilişsel olduğu kadar

Bakan Tekin 20 bin atama olacağını açıklamıştı: İşte yeni mülakat sistemi taslağı Bakan Tekin 20 bin atama olacağını açıklamıştı: İşte yeni mülakat sistemi taslağı

toplumsal yönünün de vurgulanabilmesi ve her anlamda farklılığın bir değer olduğunun merkeze alınması olmalıydı. Bireyi toplumsal bir varlık olarak ele almaması, programın en kritik eksiklerinden biri. Aynı şekilde olumlu bir gelişme olan farklılaştırma yöntemi sadece öğrenme farklılığı üzerinden ele alınmış. Oysa öğrencilerin kültür, dil ve kırılgan gruplarda yer alma gibi farklılıkları var. Bunların öğretim programına dahil edilmesi kapsayıcı bir eğitimin olmazsa olmazı. Sonuç olarak muhafazakar sağ bir geleceğe uyumlanabilecek vatandaşlar yetiştirilmek üzerine hazırlanan bir müfredat.”

Müfredattaki değişiklikler

Türkçe: Müfredatta, Türkçe'nin öğretimi ve etkili kullanılmasına yönelik becerilerin kazandırılması tüm derslerin ortak hedefi olarak belirlenmiş. Türkçe ve edebiyatta ezbere dayalı konuların azaldığı, okuma ve anlama konularına ağırlık verildiği kaydediliyor.

  • Bu tercihte lise ve üniversite giriş sınavlarında son yıllarda düşük seyreden Türkçe ve edebiyat netleri ile PISA olarak bilinen uluslararası öğrenci değerlendirme sınavında Türk öğrencilerin okuma alanı başarısındaki düşüşün etkili olduğu değerlendiriliyor.

Tarih: OdaTV'ye konuşan Tarihçi Mustafa Solak, sorunun temelinde Atatürk ve laiklik kavramlarının müfredatta yeterince geçmemesi değil, doğru anlatılmaması olduğunu vurguluyor: 

“Atatürk, laiklik, Atatürk'ün Kur’an meali, tefsiri, Türkçe ezan gibi dinle ilgili çalışmaları, 2017 müfredatından sonra yazılan ve 4. sınıftan 12. sınıfa kadar okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarından, imam hatip meslek lisesi kitaplarından, öğretim programlarından çıkarılmıştı. Yeni öğretim programlarında da yok. Dahası İmam Hatiplerde okutulan Kelam kitabında ‘Laiklik İslam için tehlikelidir’ gibi bir ifade var.”

  • Solak, tarih müfredatındaki diğer değişiklikleri ise şöyle listeliyor: 

“8. sınıf programında Şeyh Said İsyanı yok. 12. sınıf programında da cumhuriyet karşıtlığı, İngiltere'nin desteği, Musul’un kaybıyla bağlantısı gizlenerek ‘Doğuda görülen isyan’ gibi ifadelerle Şeyh Said'in adı anılmamış. 

Menemen Olayı ve Kubilay’ın katli 8. sınıfta yok, 12. sınıf ders kitabında yer alıp almayacağı da belli değil. Köy Enstitüleri'ne yer verilmiyor. Atatürkçülük yazılı ama tanımı yapılmıyor. 8. sınıf İnkılap Tarihi programında 'inkılap' kavramına yer verilmiyor.

Yeni ders kitabında ‘Osmanlı Devleti’nin son padişahı Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İstanbul’dan ayrıldı’ cümleleriyle İngilizlerle işbirliği yaptığı gizleniyor.”

Matematik: Lisede integral konusu programdan çıkarılarak limit ve türev kavramları daha kapsamlı şekilde ele alınıyor. Lise konusu olan fonksiyon, 8. sınıftan itibaren işlenmeye başlanıyor

  • Öğrencilerin güçlük yaşadığı gerekçesiyle "kesirler, zaman, sıvı ölçme, standart ölçme araçları ve işlem süreçleri ile takvim okuma" konuları İlkokul 1. sınıftan 2. sınıfa alınıyor. 
  • Ortaokulda öğrencilerin algoritmik düşünme becerilerini geliştirmek amacıyla matematiksel içeriklere ilişkili algoritma konusu programa ekleniyor, istatistik ve olasılık konularına daha fazla ağırlık veriliyor.