Geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz… Gençler geleceği hayal ederek yaşlanırlar, yaşlılar da geçmişi hayal ederek ölürler, sözleri insan oğlunun yaşam felsefesini kısadan anlatan özdeyişlerdir.
İnsan hayalini süsleyen hayata ilk merhaba dediği yerlerin sokaklarıdır… Oyun alanlarıdır… Tarihi yapılarıdır… Hanaylarıdır… Çeşmeleridir… Su taşıdığı kuyularıdır.
Daha… Kütüphanelerdir… Ulu çınarlarıdır… Kahveler, pastanelerdir… Bize özgü bir kültür mirası sadaka taşlarıdır.
Bu eserler bir şehrin, beldenin tarihidir… Kimliğidir… Ne yazık ki Aydın’ın eksiği bu kültürel zenginlikten yoksun oluşudur.
Bu kimliksizliğe birinci neden bu eserlerin kıymetini bilecek entelektüel yönü eksik belediye başkanlarınca yönetilememesi ise ikinci neden de bu eserleri üç kuruşluk ranta tercih eden halkın kendisidir.
Oy derdine yapmadık kültür katliamı bırakmayan yerel yöneticiler ile kendi rantından başka bir şey düşünmeyen türedi zenginlik heveslileri iş birliği ederek Aydın’ın kültür mirasını yok etmişlerdir.
Başta gelen örnek de eskiden Tabakhane Deresi’ndeki Taş Köprü üzerinde ve Ramazan Paşa Camii avlusunda bulunan ancak şehrin başka yerlerinde de var olduğu bilinen atalarımızın asalet ve merhamet simgesi “sadaka taşlarıdır…”
O ne âlicenaplıktır ki, hayırsever gün ağarmadan sadaka taşına para(sadaka) bırakır o ne kanaatkârlıktır ki, fakir oradan ancak çorba parasını alır, gerisini diğer ihtiyaç sahiplerine bırakırdı.
Tüketmekten başka derdi olmayan günümüz gençliğine verenin de alanın da nasıl bir asalete sahip olduğunu gösterecek bundan güzel bir örnek olabilir mi?
Her ailenin yeri geldiğinde şikâyet ettiği günümüz tüketici neslinin böyle yetişmesi biraz da kendi gafletlerinin eseri değil mi?
Ne yazık ki, bizi geçmişe bağlayan, hayallerimizi süsleyen cami, çeşme, anıt gibi maddi unsurlar, düğünler,nişanlar, yardımlaşma gibi örf ve adetler ya da bize insanlık dersi veren sadaka taşları gibi manevi unsurlar yanında geçmişin çocuk oyunlarını günümüz endüstri ve teknolojisi yok etti.
Diyelim ki, bu değerler hırsın ya da makineleşmenin kurbanı oldu devletin kayıtsızlığına mesela milli eğitim müdürlüklerinin günümüz öğrencilerinin yabancısı olduğu laboratuar malzemelerinin ya da atölye makinelerinin sergilendiği bir müze açmamasına ne demeli?
Bu gün birinci derecede devlet kurumlarının yapması gereken bu işi kendi mütevazı imkânları ile gerçekleştiren bir okulumuz var.
Eski Bakan İsmet Sezgin, sanatçı Kıraç eski milletvekili Semiha Öyüş, milletvekili M.Lütfi Baydar gibi birçok ünlünün okuduğu, mazisi 132, binası 7 yıllık Yedieylül İlkokulu…
Ne yazık ki, okulun mevcut binası 2009’da taşındığı 3.yeri… Üzerinde “İptidaiye Mektebi” ya da “Musalla Mektebi” tabelası olan ilk iki bina yerinde bu gün yeller esiyor… Eğer o yapılar bu güne erişseydi hem öğrencilerin hatıraları canlı tutulur hem de günümüz mimarisine örnek olabilirdi.
Başta müdür Selim Çakmak okul yönetimi, Aile birliği Başkanı Cevdet Baba ve öğretmenler el ele vermişler adı eski kendisi yeni bu okula tarihine uygun bir hafıza kazandırmayı düşünmüşler.
İlk iş olarak günümüz çocuklarının yabancısı daktilolar, karbon kâğıtları, teyp, deney araç ve gereçleri, teksir makinesi, mumlu kâğıt, kollu hesap makinesi, manüel telefon, pilli radyo vs gibi araç, gereçlerin sergilendiği okul ölçeğinde bir müze açmışlar.
Müze değerinde yaptıkları diğer bir iş de eski kıyafet koleksiyonu... Aydın’a has kıyafetleri değişik yörelerin giysileri ile de zenginleştirerek bir kıyafet koleksiyonu yapmışlar.
Öğrenciler arasında ip atlama, halat çekme, dokuztaş, beş taş, mendil saklama, uzun eşek, birdir bir, saklambaç, sandalye kapma vs gibi eski çocuk oyunları yarışmaları düzenlemişler.
İdareci, öğretmen ve okul aile birliği başkan ve üyeleri her öğrencinin en az bir oyunda yer aldığı, ödül ücretlerini kendilerinin karşıladığı ödüllü yarışmalar düzenlemişler.
Ve yönetici, öğretmen, veli ve öğrenci işbirliği ile okula geçmişine yakışan bir bellek oluşturmaya çalışmışlar.
Ne de iyi yapmışlar...
Emeği geçenlerin ellerine, yüreklerine sağlık...