Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden kaleme aldığı mektupla kamuoyuna seslendi. Günel, mektubunda hem yargı sürecine hem de Türkiye’deki hukuk sistemine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Hayatı boyunca hukuka uygun yaşadığını belirten Günel, kamu görevinde bulunduğu süre boyunca belediyenin kaynaklarını korumak için çalıştığını vurguladı. Siyaseti ahlak çerçevesinde yürüttüğünü ifade eden Günel, mektubunda birlik ve mücadele mesajı verdi.
Günel mektubunda: Her hafta sanki, el heykelinde ben de sizinle buluşacakmışım gibi heyecanlanıyorum. Sizlere sevgili eşim Duygu aracılığı ile mesajlarımı iletirken, oradayım aslında ruhum sizinle. İnsan ruhu ve vicdanı hapsedilemez başkalarınca. O hapis kararı ancak insanın kendi tarafından verilebilir.
İnsan ancak kendi fikir ve vicdanını hapsedebilir. Şükürler olsun ki tutsak edilen sadece bedenim. Asıl tutsak olanlar kendi istekleriyle, her şeylerini kiraya verenler, satanlar. Zavallılar!

Silivri’de ara ara denetimler oluyor; yasaklı bir malzeme var mı, kurallara aykırı bir faaliyet var mı diye. Bu denetimler sırasında içten içe gülümsüyorum; hayatım boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurallarına uygun yaşadım. Vergimi ödedim, mesleğimi kurallarına uygun icra ettim, Cumhuriyetin ana ilkelerinin en ateşli savunucusu oldum. Adalete inandım, o inanışla, inandığım değerleri savundum. Belediye Başkanı seçildim. Kamunun bir kuruşuna sahip çıkmak için elimden geleni yaptım. 6 ay maaşları ödenemeyen belediyeden, 5 yılda 4,5 milyar yatırım yapan; çalışanının, emeklisinin, öğrencisinin, bebeğinin, yani doğumundan ölümüne hemşehrisinin yanında olan bir belediye yarattım. Yarattık! Hep birlikte.
Siyaseti ahlakla yaptım, partimi, bana güvenenleri satmadım, 6 m2’den korkup toplamadım. Yol arkadaşlarımı satmadım. Gıda paketi dağıttıklarımı tehdit etmedim. Onları 2 kuruşluk destek paketi ile onurlarının arasına sıkıştırmadım. İşe alıp, ekmek verdiklerimi benimle beraber toplamadıkları için sürmedim, işten çıkarmadım.
Peki sonra ne oldu? Tüm kurallara uyan, hayatını böyle yaşayan biri şimdi işte Silivri’de, “Acaba, kurallara uygun yaşadım” diye mi!
25 yıllık meslek hayatında bir kere yargılanmayan, 7 yıllık Belediye Başkanlığı görevinde hakkında dava olmayan birini, iki tane şerefsiz iftiracının mesnetsiz ifadesi ile 4 duvar arasına koyuyorlar?

Sanmayın ki, hayatımı böyle yaşadığım için pişmanlık duydum da size sesleniyorum. Hayır, asla. Çocuklarıma bırakacağım tek miras onurla ve şerefle sürülmüş bir hayattır.
Bugün eğer; “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin yerini, “şüpheden savcı yararlanır” ilkesi aldıysa ve ben, onlarca masum 4 duvar arasında, ailelerinden, çocuklarından kopartıldıysa, bunun nedeni Türkiye Cumhuriyeti’nin “HUKUK DEVLETİ” olma ilkesinin ağır hasar görmesindendir.
Eğer bugün İran-ABD/İsrail savaşına girmediğimiz halde, pazar maliyetiniz 2 kat arttıysa bunun nedeni “hukuk devleti” ağır yaralıdır.
Eğer, savaşta olmamamıza rağmen, devletin rezervinin 1/3’ü eridiyse, maliyeden sorumlu bakanımız ve merkez bankası başkanı kapı kapı gezip yatırımcılara “bize gelin, aman gelin” diye dolaşıyorsa, Türkiye’de hukuki güvenliğin büyük risk altında olmasındandır.
Sizin, bizim izleyici değil, talep eden, mücadele eden olmamız şarttır.
Yürekten inanıyorum ki, kötüler kaybedecek, iyiler kazanacaktır. Aslında, mücadeleden vazgeçtiğimizde kaybederiz. Mücadeleye devam” dedi.




