• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033

    Tek gecelik ilişki itirafı

    11.04.2012 21:25
    Engin Günaydın, Yeraltı filminden, Muhteşem Yüzyıl'dan, Meral Okay'dan, ve zevklerinden bahsetti.
    Tek gecelik ilişki itirafı
    Tek gecelik ilişki itirafı Tek gecelik ilişki itirafı Tek gecelik ilişki itirafı


    Engin Günaydın 13 Nisan'da gösterime girecek Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filminden, Muhteşem Yüzyıl'dan, Gülağa'dan, Burhan Altıntop'tan, Gülse Birsel'den, Binnur Kaya'dan, ailesinden, korkularından, seks ve hatta siyasetten bahsetti.

    Yeraltı Zeki Demirkubuz'la ikinci filmin. Zeki Demirkubuz zor biri mi?

    İyi bir hazırlığın yoksa, Zeki Demirkubuz zor birisi olur. Yani hazırlığı olan insanları seviyor. Biraz uyduruk davranmak, kaçamaklar falan, bu tip şeyler Zeki Demirkubuz'un hoşuna gitmiyor. Direkt ve net olduğun zaman, daha da kolaylaşıyor. Zeki, bilinenin aksine çok sempatik, güleç bir adam, her şeye güler mesela. Neşeli birisidir. Belki çocuğu olduktan sonra da olmuş olabilir. Yazgı doğduktan sonra kendisinde çok büyük değişimler olduğunu söyledi. Hatta filmin bir sahnesinde, bir adamın değişiminden bahsediyor. Çocuğu oldu, o aksi adam gitti, yerine dünya tatlısı bir adam geldi, gibi. Bir yandan da aslında kendisini tarif eden bir tirattı orası. Tabii belki dışarıya karşı da öyle davranmak isteyebilir, bilmiyorum.

    Filmi sevdin mi?

    Film bir defa enteresan bir film oldu. Değişik, diğer filmlere benzemeyen. Diğer filmlerde görülen bazı sahnelerin olmadığı, tamamıyla kendine ait, bağımsız sahnelerin olduğu, insanın iç dünyasındaki ruha, duygulara yakınlaşan bir tarafı olan, bunları başaran bir film. Sinemaseverlerin sinemada izlemelerini tavsiye ettiğim bir film. Bence güzel bir film izleyecekler. Onun için sinemada izlemelerini istiyorum. Yoksa öbür türlü bu tür filmler yapamayacağız galiba, çok zor olacak. Bazı sinemaseverler Türk sinemasından elini eteğini çekmiş durumda. Sinemaya gitmiyor, sonradan izliyor. Bu da bu tip hikaye sinemalarının önünü gerçekten çok kapatıyor. İleride çok daha büyük tehlikeler yaratacağını düşünüyorum.

    Kitapla birebir aynı eksende gitmiyor değil mi?

    Hayır, hayır. Dostoyevski demese bile olur. Çünkü film Türkiye'de geçen bir film, yani bu ülkenin sahnelerini barındırıyor. Ondan dolayı demese bile olur diyorum, ama bir yandan demesi gerekiyor tabii.

    Proje ilk ortaya çıktığında karakter Engin Günaydın üzerine mi düşünülmüş, yoksa sana teklif sonradan mı geldi?

    Senaryo ortaya çıktıktan sonra senaryoyu okuyan kişiler benim bu karakter için iyi olabileceğimi söylemiş. Çevresindekiler beni söyleyince kendi de düşünmüş, bana 'çoğu kişi seni söyledi' dedi.

    Muhteşem Yüzyıl nereden çıktı?

    Meral Hanım (Okay) heralde "Engin'i Osmanlı'nın içerisine atsam acaba ne yapar" diye düşündü. Evet, bunu düşündüğüm oldu. (Gülüyor)

    Gülağa nasıl bir adam? Seviyor musun?

    Gülağa güvenilir bir adam. Benim gibi kararlar veriyor Gülağa. Mesela ben de olsa Hürrem'e yazılırdım. Çünkü onu daha etkili bir karakter olarak görürdüm. Verdiği kararlar benim vereceğim ya da verdiğim kararlara benziyor. O anlamda çok hoşuma gidiyor. Bir de tabii ben kızları da çok seviyorum. Orada 40 tane kız var. Bütün erkeklerin hayalidir kızların ortasında durmak. (Gülüyor)

    Gülağa rolünün ne kadarı doğaçlama?

    Bu rolde pek doğaçlama yapamıyorum. Çünkü cümleler çok dikkatli seçilmiş. Dolayısıyla herhangi bir oynama yapamıyorum. Bir de ben güncel birisiyim, yaptığım her şey güncele kaçıyor. O da döneme uymuyor. Aslında oynarken çok sıkışık bir yerde hareket ediyorum.

    Televizyonda oynadığın karakterler hep eğlenceli. Bu özel bir tercih mi?

    Evet. Televizyonda oynadığım karakterin eğlenceli olmasına dikkat ediyorum. Drama çok zor. Bir de televizyonda çok uzun süreler çalışılıyor, insan bunalıma giriyor. Çünkü karakterin psikolojisinde olmak zorunda kalıyorsun. Bu da, rolün bunalımsa 8-9 ay bunalım yaşamak demek. Ondan dolayı tercih etmiyorum.

    Sette dedikodu var mı?

    Bizde sette dedikodu yasak. (Gülüyor)

    Tamam sormuyorum. Peki dizi izliyor musun?

    Normal dizi izlemem. Ben çok kötü dizileri severim. Yani oynanamayan, kötü yazılmış, kötü çekilmiş dizileri çok seviyorum. Şimdi isim vermeyeyim ama geceleri yayınlanıyor genelde. Sarhoşken epey eğlenceli oluyor o diziler. (Gülüyor)

    Dizi izlemiyorum dedin ama denk geldiğinde Yalan Dünya'ya bakıyor musun?

    Sahne olarak bir-iki bakıyorum, sonra geçiyorum.

    Burhan Altıntop Nişantaşı'ndan Cihangir'e taşınsa nasıl olur?

    Onunla ilgili anket bile yaptılar. Aslında farklı bir şey olmazdı. Sonuçta Burhan Altıntop aynı ritimde yürüyen bir karakter. O ritmin altına düştüğünde Burhan Altıntop olmuyor. Zaten onu bırakma nedenim de o, enerjisi o kadar patladı ki, benim önüme geçti. Artık o enerjiyi yakalayamıyordum.

    Gülse Birsel nasıl bir kadın?

    Çok çalışkan biri. Ne yazacaksa onunla ilgili çok araştırma yapıyor, Adana şivesiyle ilgili bir şey yazacaksa her şeyi çıkartıyor falan. Benim gördüğüm en çalışkan senaristlerden biri.

    Zevkli mi onunla çalışmak?

    Çok kızdığım da oluyordu, bana çok sahne yazıyordu, gerçekten çok zorlandığım zamanlar oluyordu. Ne olur bir tane sahne at diye yalvardığım oluyordu, atmıyordu, oynatıyordu. (Gülüyor)

    Muhteşem Yüzyıl olmasa ve Yalan Dünya'dan teklif gelseydi dahil olur muydun?

    Yok olmazdım, yenilik her zaman iyidir. Bir de Muhteşem Yüzyıl olmasaydı, bu sene dizi düşünmüyordum.

    "YALNIZLIK BENİ ÇOK FENA KORKUTUYOR"

    Sabah kalkar kalkmaz bir rutinin var mı?

    Kahve ve bol su içiyorum. Eskiden kahvaltı yapmazdım, şimdi yaşım ilerliyor herhalde, bir anksiyeteler falan başladı, 40 yaşındayım, 'elim mi titriyor ya benim, tansiyonum mu düştü acaba' gibi şeyler geliyor aklıma. 40'a gelince 'tripçi' oluyor insan galiba. Bol bol trip var. (Gülüyor)

    Bir röportajda 'günüm korkularımı yenmeye çalışmakla geçiyor' demişsin. Bu ne demek?

    Gün olumsuz başlıyor bende. Bu fiziksel bir durum da olabilir. Olumsuz düşüncelerle güne başlıyorum ve bu olumsuz düşünceler beni korkuya doğru götürüyor. Bazen çok korktuğum oluyor. 'O neydi, bu neydi, onu kafaya takma, amaaaaan şimdi ne düşünüyorsun' diye diye akşamı buluyorum işte. (Gülüyor)

    Seni ne mutlu eder?

    İçki içmek. Arkadaşlarımla beraber içki içmeyi, sohbet etmeyi, onlarla duygularımı paylaşmayı çok seviyorum. O zaman yalnızlığımdan kurtuluyorum. Yalnızlık beni çok fena korkutuyor.

    Yalnız bir adam mısın peki?

    Yalnız olmamak için elinden geleni yapan birisiyim ben. Hatta çok para kazanmayı bile yalnızlıktan korktuğum için reddettim. Zengin olmak istemedim, belli bir yerden sonra arkadaşlarımla ilişkilerim kopabilir, ailemin küçük oğullarının çok para kazanan bir adam haline gelmesinden korktum. Birçok şeyi yalnızlığımdan kurtulmak için yaptım ve başardım da, ama yine zaman zaman düşüyorum yalnızlık korkusuna.

    "GÖZÜMELALAR DERLER BİZE"

    Tokat'a gidiyor musun?

    Tokat uçağı olduğu zamanlarda gitmek çok kolaydı. Isparta uçağı düşünce, bu tip yerlerdeki tarifleri kaldırdılar. Eskiden kolaydı, akşam yemeğine Erbaa'ya gidebiliyordum.

    Tokat'ta ünlü olmak nasıl bir durum?

    Bizim esnaf için mahallenin çocuğuyum sonuçta. Galip'in oğlu, Adnan'ın kardeşi, elektrikçiler falan gibi tanıyorlar.

    Ailenin yöre adı var mı?

    Gözümelalar derler bize. Ela gözlü demek heralde.

    "EN AĞIR LAFLARI GENELDE SEVGİLİLERİMDEN İŞİTİYORUM"

    Aşk ilişkilerinde nasılsın?

    Kadın – erkek ilişkilerinde ciddi sorunlarım var. En ağır lafları genelde sevgililerimden işitiyorum. (Gülüyor) Hiçbir yerden işitmiyorum, ne devletten, ne arkadaşlarımdan, vergi dairesinden, askerlik şubesinden falan. Hiçbir yerden bir azar yok ama sevgililerimden en fenalarını işitiyorum.

    Neden?

    Aslında ben kendimi iyi bulurdum. İlk zamanlarda daha evcimen birisiydim. Evde oturmayı, beraber vakit geçirmeyi falan seviyordum. Sonrasında baktım ki, seyir birbirine çok benziyor, ikinci sevgilimde de aynı şeyleri yaşadım, üçüncü sevgilimde aman dedim aynı şeyler olmasın bir daha, bu ilişkiyi başaracağım dedim ama nihayetinde yine aynı şeyler oldu.

    Üçünün de bitme sebebi aynı mıydı?

    Hepsi aynıydı.

    Evlilik düşünmüyorsun sanırım.

    Hayır.

    'TEK GECELİK İLİŞKİYİ SEVİYORUM'

    İlişkilerin hep tek gecelik mi oluyor?

    Ben tek gecelik ilişkiyi seviyorum. En büyük enerji aslında orada oluyor. Büyük aşklar orada oluyor. İnsan kendini yıldızlı zannediyor, hani yıldızlı pekiyi almışsın gibi. İlişkileri de biraz ondan sevmiyorum. O ilk gecenin verdiği heyecan sonra olmuyor. Tek gecelikçiler biraz da o ilk gecenin verdiği hazzın dozundan dolayı bırakamazlar.

    Bu yüzden mi evlilik düşünmüyorsun?

    Evlilik kafa demek. Belirli bir kafada olmak istemediğimden dolayı. Yaşam biçimi haline geliyor. Hele çocuğun varsa gideceğin yer belli, çocuğu göndereceğin okul belli, ona göre senin konumlanman gerekiyor, bunlardan çekiniyorum, korkuyorum. Kendimi bu sistemin içinde göremiyorum.

    Annen demiyor mu evlen artık diye?

    Eskiden derdi, şimdi demiyor. "Aman sen evlenme, senin alacağın kadın bizi eve sokmaz" diyor. (Gülüyor)

    Kadınlarda ilk dikkatini çeken ne?

    Yakınlık. İçtenliği her zaman çok erotik bulmuşumdur. Kuralcıları hiç sevmem. Evet içtenlik.

    Hiç bir erkek dikkatini çekti mi?

    Ne anlamda?

    Seksüel anlamda.

    Yok, benim arkadaşlarım hep erkektir zaten, biraz erkek dünyasını bildiğim için şimdi bir erkekle de ne uğraşacağım. (Gülüyor) Kadınlar çok güzel yaratıklar, ne kadar anlaşamasam da onların yanında olmak istiyorum. Çok kafa dengi kız var tabi ama genelde arkadaş olarak tercih ediyorsun onları. Şimdi sevgili olup da kızı heba etmeyeyim diyorsun. (Gülüyor) E sevgililik demek kafasına sıkmak gibi bir şey. En hoşlandığın kızın kafasına bir buçuk sene sonra sıkıyorsun.

    1+1 dergisindeki röportajda okudum, abin 'kızlar eve gelip gidiyor' demiş. Bir ara Aydan Şener'le birlikte olduğunu da söylemiş. Nedir bu işin aslı?

    Abim öyle ya. Kendisi nasıl istiyorsa öyle konumlandırıyor beni.

    Neden Aydan Şener ki?

    Herhalde çok beğeniyor.

    Her şeyi basitleştiren bir tarafın var. Nasıl yapabiliyorsun bunu?

    Uzun zaman romantik ve hayalperest birisiydim. Çocukluğum öyle geçti, sürekli hayal kurardım. Sonrasında, düşündüğüm gibi olmadığını anladım, memleketin, mesleğimin... Büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaştım aslında. Her şeyin yerli yerinde ve derli toplu olduğunu düşünüyordum. Sonrasında şunu fark ettim, hayal kurmak insanın hayatı için önemli bir şey, ama hayat için en önemli şey bence 'gerçek'. Kendi gerçeğime baktığım zaman, çok da önemli biri olmadığımı anladım. Çok önemli cümleler kurmayan, attığı adımlar önemli olmayan biriyim. Ablam, abim, ailem, arkadaşlarım da öyle. Gerçeğe baktığımda bunu gördüm. Konuşmayan birisiydim ben. Çok uzun süre konuşmadım. Hep sessiz sessiz oturan adamdım. Aşkım Aşkım dizisi zamanında Emel Sayın beni problemli birisi olarak görüyordu ve dansa falan kaldırıyordu, 'haydi çocuğum biraz sosyalleş' falan gibi... (Gülüyor) Gerçeğe bakınca konuşacak çok şey olduğunu fark ettim. Çenem açıldı, daha rahat ettim. Bu da her şeyi basit olarak görmeme sebebiyet verdi. Mesela bir ilişkide çok zor bir duruma girdiğim zaman diyorum ki bu ilişki olmaz. Eskiden neden olmuyor diye sorardım, sende mi arıza var, bende mi, bunu tartışalım, konuşalım falan derdim. Şimdi artık öyle bakmıyorum. Periyod bitti, o zaman sonuna geliyoruz diye bakıyorum. Biraz matematikten de kaynaklanıyor. Matematiğim çok iyiydi benim. Senaryo da matematik demek zaten. Senarist olduğum için olayları çabuk kurgulayabiliyorum. İlişkilerde mesela, yeni tanıştığım birisinde herhangi bir davranışı yüzünden bu ilişkinin ileriki boyutlarda zarar göreceğini ve düşeceğini görebiliyorum. (Gülüyor)

    O halde ilişkilerde ön görün çok yüksek...

    Atıp tutmam çok yüksek. Çok güzel atıp tutarım. (Gülüyor)

    Burhan Altıntop (Engin Günaydın) ve Şahika Koçarslanlı (Binnur Kaya)

    "BENİMLE İLGİLİ EN GİZLİ ŞEYLERİ BİNNUR BİLİR"

    Hayal kuruyor musun?

    Hayal kurmazsam benim işim çok zor, hatta hayatımı yürütemeyebilirim. O kadar önemli bir boyutta. Hayallerimi yapamadığımı düşündüğüm an, bir iki saat içerisinde saçlarım beyazlayabilir. O kadar hızlı olduğunu düşünüyorum. (Gülüyor) Hayal kurmayı ve hayallerimi yapmayı bir yaşama nedeni olarak görüyorum.

    Şu sıralar hayalin ne?

    Yeni yazdığım senaryo, o çok güzel oldu. Vavien'den önce düşündüğüm bir projeydi ama o çok pahalıya mal olacaktı. O çok büyük bir hayalim. İnşallah istediğim şekilde olur. Ondan dolayı bekliyor. Layıkıyla olacaksa olsun, olmayacaksa yapmayalım.

    Senaryo ne aşamada?

    Bir sene kadar oldu bitireli. Bir – bir buçuk ayda yazdım bitirdim. Zaten çok uzun bir hazırlığı olduğu için kolay ilerledi. Onun dışında, Hücreler diye bir oyunum var, olsun diye onu çok hayal ediyorum. Bir de büyük bir tiyatro hayal ediyorum. Avrupa standartlarında bir tiyatro, her anlamda çok iyi bir tiyatro, ses, ışık falan... Rahatlıkla büyük prodüksiyonların yapılabildiği bir tiyatro olsun istiyorum.

    Ünlü olmaktan hoşnutsuz olduğunu söylemişsin bir röportajında, hala öyle misin?

    Ya aslında ben ünlü olmak hiç istemedim. Ben hep yazmak istedim. Çok gezen biriyim ben. Her yerde yemek yerim, böyle keşifleri falan çok severim, her yere yürürüm, çocukluğumdan beri bir alışkanlıktır yürümek. Şimdi kasketler, şapkalar, gözlükler, bilmem neler... Hatta bazen sadece yağmurlu havalarda yürüyorum, çünkü insanlar kafasını kaldırmıyor, kaldırmadığı için beni görmüyor. Bu durumdan dolayı ünlü olmayı sevmiyorum.

    Ama güzel bir tarafı da var ünlü olmanın, tanımadığın o kadar insan seni seviyor, tanımak istiyor...

    O tarafı tabii güzel. O güvende hissettiriyor. Ama hırt adam da seni tanıyor. Sana saran adamlar var. Bazen bana sarmasındalar diye bara gitmiyorum, barı terk ettiğim bile oluyor. Mesela canlı müzik olmayan yere gitmiyorum. Çünkü orada sahneye bakıyorum. Sahne olmayınca bu sefer bakacak yer bulamıyorum. Adama baksan o hoş karşılanmıyor, kadına baksam o zaten hiç hoş karşılanmıyor, e nereye bakacağım, buralara bakıyorum (kafasını öne eğiyor) acaba bacağına mı bakıyorum, şuraya bakıyorum birine mi bakıyorum! Duvara baktığım çok olmuştur. (Gülüyor) Onun için canlı müzik olmayan yere gitmiyorum.

    Kimlerle dışarı çıkıyorsun?

    Bizim bir dışarı çıkma tayfamız var. Sarp'la (Apak) çıktığımız oluyor, Özgür'le (Çevik) çıkıyoruz, Timuçin'le (Esen) çıkıyoruz. Bazen bende toplanıyoruz, içiyoruz, sonrasında müzik dinlemeye gidiyoruz. Artık kim denk gelirse, işi yoksa, ertesi gün çekimi yoksa falan.

    "KADIN KONUŞMASINI KABALIK OLARAK GÖRÜYORUZ"

    Muhabbetiniz nasıl?

    Daha çok eski günleri konuşuruz. Bizim birlikte çok eğlendiğimiz zamanlar var. En mutsuz olduğumuz dönemler bu dönemler. Mesleki konuşmalar da oluyor, sinema, tiyatro falan.

    Kadın?

    Kadın konuşmasını pek sevmiyoruz. Onu bir kabalık olarak görüyoruz. Kadınların olmasını da pek sevmeyiz. Çünkü çok itirafçı oluyoruz. (Gülüyor) Duyulmasını pek istemiyoruz.

    Seninle ilgili en gizli şeyleri kim bilir?

    Benimle ilgili en gizli şeyleri Binnur (Kaya) bilir. Binnur'a anlatabiliyorum.

    Binnur Kaya nasıl bir kadın?

    Binnur rahat rahat konuşabiliyorsa, konuşur. Kadın dünyasıyla ilgili önemli bilgiler de verir. O da çok itirafçı biridir. Biz Binnur'la kadınları çok iyi tanıdık. Onu tanımak demek kadınları tanımak, kadınların özel dünyasını tanımak demek zaten. O da bizi çok iyi tanıdığı için, erkekleri tanıdığı için, ilişki kuramıyor. Bütün erkekler de sizin gibiyse ben hiç almayayım falan... (Gülüyor)

    Keşke benim arkadaşım olsa dediğin biri var mı?

    Yok sanırım.

    Senin arkadaşın olmak için ne yapmalıyım? Nasıl etkilerim seni?

    Yaşamışlığımızın olması lazım. En etkilendiğim şey o. Zor durumlara beraber düşmemiz gerekiyor. O durumda birbirimizi satmamamız gerekiyor. Beni idare etmen gerekiyor, bir-iki sene bana bakman gerekiyor. Hiç çalışmamam lazım. (Gülüyor)

    Zor...

    20 yılı bulur tüm bunlar. (Gülüyor)

    Çabuk gülen birisin. En çok neye gülersin?

    Evet. Şapşallık hala çok güldürüyor. Daha yeni, bir kere ablam bir şey konuşuyordu, çok da heyecanlandı onu konuşurken, sonrasında nefesi yetmedi ve dudakları oynamaya devam ediyor. (Gülüyor) 'Abla ne yapıyorsun' dedim, 'yetiştiremedim' diyor. Böyle şeyler çok komiğime gidiyor.

    Stand-up'ı neden bitirdin?

    Son gösterimde, Urla'da 20 dakika boyunca sahnede durdum ve anlattığım hiçbir şeye tepki alamadım. Tek kişi sahneye çıkanların kabusudur bu, seyirci hiçbir dediğinle ilgilenmezse ne olacak? Bir de ben birisi dinlediği zaman anlatabilen birisiyim. Gösteri öyle bir gösteriydi. Oraya bakıyorum, o kafayı çeviriyor. Buraya bakıyorum, bu kafayı çeviriyor. Bir tane kadın ilgileniyordu, ona anlatayım bari o kurtarabilir gösteriyi dedim, sonra o da bıraktı beni. O da bırakınca sağa sola baktım kimse dinlemiyor. Bir de sahne üstünde bir dakika 10 dakika gibidir. 20 dakika soğuk soğuk terler döktüm, tabi heyecan, korku birden arttı, ne yapacağım diye düşünmeye başladım. Dedim bari seyirciye bunu söyleyeyim ben. Böyle böyle bir durum var, ben böyle devam edemeyeceğim, ama biletler iade edilecek, ulaşım falan her konuda yardımcı olacağız, kusura bakmayın dedim. 'Aaaa olur mu öyle şey' dediler, belki dedim tekrar ilgilendiler mi acaba diye biraz bir şeyler yapayım, ama yok, kimse ilgilenmedi.

    Kalabalık mıydı?

    Salon doluydu. Üç sene boyunca 180 gösterim oldu, bu olayın üstüne bütün turne planlarını iptal ettim. Büyük bir yıkım oldu benim için.

    Tekrar stand-up düşünüyor musun?

    Düşünüyorum. Biraz daha korkularımdan kurtulduğum zaman çok daha rahat anlatabileceğimi düşünüyorum. Belli bir zamandan sonra rahatlarım gibi geliyor bana.

    "BURHAN ALTINTOP: VAVİEN'İ BİTİRDİM, ÇOK YORGUNUM, DİNLENİYORUM"

    Şu sıralar izlediğin bize tavsiye edeceğin bir film var mı?

    Bir Ayrılık (A Separation) Son zamanlarda izlediğim en iyi film. İran filmi. En iyi yabancı Oscar'ını da aldı. Muhteşem bir film.

    Gazete, dergi okur musun?

    Aşağı yukarı bütün gazeteleri alıyorum. İnternetten de takip ediyorum. Dergi okumayı çok severdim eskiden. Artık sayfaları çevirme üzerine kurulu oldu. Eskiden Tempo alırdım, Aktüel alırdım. Ki o zamanlar param da yoktu. Şimdi artık öyle değil.

    Kıyafetlerini aldığın bir yer var mı? Nereden giyiniyorsun?

    Diesel, Nord West, New Balance

    Alışverişe özellikle çıkıyor musun, yoksa beğendiğin bir şey denk gelirse mi alırsın?

    Depresyonda olduğum zamanlarda alışverişe gidiyorum. Onun dışında pek gitmiyorum. Çok ağır bir depresyondaysam, çok kötü uyandıysam, belki biraz açar diye alışveriş yapıyorum. Genelde aynı mağazalara gittiğim için tanıyorlar, ben kabinde bekliyorum, modelleri getiriyorlar, deniyorum. Çok uzun süre de kalamıyorum, çünkü orada da anksiyete oluyor, daralıyorum. Bir saatte bitirmem lazım.

    Teknolojiyle aran nasıl?

    Geride kalmıyorum. Gelişmiş teknolojileri takip ediyorum. Körkütük bir hastalığım yok ama ilgim var. Sinema teknoloji demek biraz da.

    Twitter – Facebook?

    Çok bir mana göremiyorum. Özellikle Twitter'da. Neden düşüncelerimi bilgisayara gireyim diye düşünüyorum. Facebook'a bir kere gireyim dedim, çok böyle langır lungur konuşan da var. Bir – iki gün içinde çıktım. Doğru dürüst bir muhabbet pek olmuyor.

    Her ikisinde de senin adına çok hesap var.

    Evet, yakın arkadaşlarım bile 'sen misin bu' diye soruyor.

    Burhan Altıntop hesabı bile var.

    Vavien'i bitirdim, çok yorgunum, dinleniyorum diye yazmış. (Gülüyor)

    Müzik ne dinlersin?

    Rock dinliyorum genelde. Özellikle canlı müzikte rock dinliyorum. Enerjisi daha yüksek, yaşama, duygulara dönük bir tarzı var. Bir de enstrümanların sesini çok seviyorum, trombon, trompet, keman... Onları canlı dinlemek çok keyif veriyor. Evde daha çok Küba müzikleri, Cesaria Evora dinliyorum, Ayo dinliyorum. Müzik çok dinliyorum, günde aşağı yukarı dört saat dinlerim.

    Türkçe seviyor musun?

    Türkçe pek dinlemiyorum. Esin Engin seviyorum, evet bazen onu dinliyorum, o da bir Cesaria Evora kafasındadır, iyidir yani. Bizim Türk müzikleri çok ağır duyguları anlatıyor, çok büyük dramlardan bahsediyor. Ondan dolayı moralimi de bozuyor. Bir de ben sözleri anlamam, merak edip baktığım da olmamıştır. Müziğin getirdiği ruh çok ilgimi çekiyor. Türkçe anladığım için bağlantı kuramıyorum.

    "BENİM TEK DERDİM CANLI MÜZİK"

    Gece dışarı çıktığında gittiğin mekanlarda değişiklik var mı?

    Yok. Hayal Kahvesi, Mojo, Line, Mask. Çünkü üçünde de canlı müzik var. Benim tek derdim canlı müzik.

    Hangi gün çıkıyorsun?

    Cuma ve cumartesi çıkmıyorum. Cumartesi çıkmamın tek nedeni Soul Stuff sadece cumartesileri çıktığı için. Pazar güzel bir gündür. Pazartesi bazen güzel olur, Perşembe de öyle... Hafta içi çıkanlar için bu günler güzel. Çarşamba, hafta içi çıkanların cumartesisidir. Daha az seyirci olur ama daha kafa dengi tipler olur.

    Tatil için nereye gidiyorsun?

    Foça'yı çok seviyorum. Bodrum falan pek fazla duramıyorum ben oralarda, anksiyete oluyor. Çok fazla, anormal içiyorum. Zaten çok fazla içtiğim yerde fazla durmam. Bu benim rahatsızlığımı gösterir. Ne kadar az içiyorsam o mekanı daha çok severim. Foça'da o var, bir – iki kadehle kafanız güzel olur. (Gülüyor)

    "TUVALETTEN DÖNDÜĞÜM ZAMAN BİRDEN İNTİHAR DÜŞÜNEBİLİRİM"

    Depresif misin?

    Çok yatkınım. Her an olabilirim. Tuvaletten döndüğüm zaman birden intihar düşünebilirim. (Gülüyor)

    En son ne için ağladın?

    En son senaryomu yazarken çok ağladım. Hatta doktora kadar gittim. Gözlerim artık rahatsız olmaya başladı. Senaryoyu bitirdikten sonra da çok rahatladım.

    Neden ağladın ki?

    Film biraz ailemizle alakalı. Duygusal bir film. Bizim ailemiz çok mutlu bir aileydi. Çok gülen, bağıra çağıra konuşan, çok neşeli bir aileydi. Komşularımız da öyleydi. Herkes öyleydi. Sonra 12 Eylül belası yüzünden bütün komşularımızla ayrılmak, taşınmak zorunda kaldık. Abimler bir yerlere gitmek zorunda kaldı. Neredeyse mahalledeki herkes taşındı. Büyük bir yıkım oldu aslında 12 Eylül. Bunları hatırladıkça çok üzüldüm tabi. Mahallemi kaybetmek, vedalaşmak gibi bir şeydi yani.

    Kenan Evren yargılanmaya başladı. Bu ne hissettiriyor sana?

    Olan oldu artık. Büyük üzüntüler yaşattırdılar. Geri dönüşü olmayan büyük trajediler oldu. Yargılansalar ne olur...

    Siyaseti tek soruyla geçiştirelim diyorum ne dersin?

    Siyaseti olgunlaşmış görmüyorum. Siyasette bir dil yok. Her alanda bir dil arayışı var, sinemada, müzikte... Siyaseti biraz şuna benzetiyorum; beyin iki lobdur. Birinci lob çok içgüdüsel davranır. Karnın açıktı, yemek ye, şudur budur. İkinci lob ise öğrendiklerinle alakalı. Bilgiler, tecrübeler falan. Bu iki lob partileşmiş gibi geliyor bana. Birisi içgüdüsel davranıyor, diğeri tecrübeleriyle hareket ediyor. Fakat bu iki lobun tartışmasıyla insan oluşur. İnsan bu tartışmaların ışığında karar verir. Bu da bence bu ülkenin politika açısından gerçek dili. Bizde bu iki lobun tartışmasından, zihin tartışmasından yeni bir Türkiye, yeni bir dil çıkmıyor. Bence siyasetteki bütün sorun da bundan kaynaklanıyor. Buradan akılcı bir düşünce çıkarabilen herhangi bir parti Türkiye'nin partisi olmaya aday. Fakat bu gidişata göre bu lob tartışması, zihin tartışması devam edecek gibi duruyor. Bir yandan sizi yönettikleri için acaba müdahil olmak gerekir mi, konuşmak gerekir mi diyor insan, ama evet, siyaset sinemacıların sevmediği bir alan.
     

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim