Anadolu Coğrafyasını Yazar Alemdar Yalçın altından sel, üstünden yel geçen bir köprüye benzetir.

Biz Türkleri de bu köprü üzerinde kurulu çadırda hayat süren bir millet…

Siz de takdir edersiniz böyle bir yerde tehlikesiz yaşamanın kolay olmadığını… Hele bir de bu millet bir dinin ve medeniyetin taşıyıcısı ve temsilcisi ise…

Kuşağınızı sağlam bağlamazsanız bir anda sırtınızı yerde görürsünüz.

Korkunun yegâne kaynağı bu taşıyıcılık ve temsilcilik…

O nedenle bu topraklara ayak bastığı 1071’den bu yana bu milleti bu coğrafyadan kovmak için üzerine kimler çullanmadı ki…

Kimler ne bahaneye sığınarak bu toprakları istilaya kalkışmadı…

Haçlılar Türk’ü bir türlü kabullenemediler… Sarı ırktansınız… Medeniyet düşmanısınız…”Yeriniz burası değil Orta Asya stepleridir”,dediler.

Binlerce kişilik ordularla onlarca sefer düzenlediler Anadolu’ya… Onlar bu uğurda ne kanlar akıttı… Ne insanlarını feda etti.

Biz ne şehitler verdik… Vermeye de devam ediyoruz.

Onun içindir ki, milliyeti ne olursa olsun Avrupalıdaki bu husumet ve kin o günden bu yanadır ne azalır ne de biter.

Oyunun birini alt edersiniz diğerini devreye sokarlar…

Sadece Batılılar mı?

Moğolların bu millete çektirdikleri eziyet Haçlıları aratmadı.

İnsanlık adına, medeniyet adına ortaya ne koyduysak Moğol sürüleri hepsini hak ile yeksan etti.

Kütüphanelerimizi mi yakmadılar… Camilerimizi mi tahrip etmediler… Şehirlerimizi mi talan etmediler… Çekirge sürüsü gibi ne varsa yok ettiler.

O bakımdan bu coğrafyada gücünüzü yitirdiniz mi, yandınız… Cümle akvam-ı beşerin bir anda üzerinize çullandığını görürsünüz.

Sadece dıştan mı?

Yeryüzünde kendine içinden bu kadar düşman yetiştiren başka bir millet gösterilebilir mi, acaba?

Başka bir şey değil… Siz zayıflamayadurun… İçinizde ne kadar çıban varsa fırsatını bulan düşman kaşır.

Yani gücü yeten, fırsatını bulan kendi evladınızı kendi emellerine hizmet için başvurmadık denemedik yol bırakmazlar.

Kimilerinin hıyanetinden, kimilerinin gafletinden, kimilerinin de güçlü milli duygularından ya da heyecanından faydalanırlar.

İnsanın içini acıtan, boynunu büken, elini zayıflatan yaptığı işin nereye varacağını, hangi sonuçlara doğuracağını bilmeyen iyi niyetli gafiller… Ya da öfkesine yenilenler… En kötüsü de bu.

Tıpkı Abdülhamit tahttan uzaklaşırsa İmparatorluğun kurtulacağına inanan İttihat ve Terakki kurucusu Enver Paşa gibi.

Tıpkı tek başına devlet kurtarmak için Bab-ı Ali’yi basan ve kendine hain diyen Müşir Nazım Paşa’yı alnının çatından vuran Yakup Cemil gibi.

Tıpkı 27 Mayıs İhtilalının amacından saptığı iddiasıyla o günün hükümetine karşı ayaklanan Talat Aydemir gibi.

Bizde böyle serdengeçtilerin ne arkası kesilir ne önü alınır… Bu konuda mümbit bir toprağımız var.

Nerede, ne zaman biteceği olmaz… Bazen insanın burnunun dibinde, kendi karargâhında biter.

Ama son hadise de gösterdi ki, yenilerle eskiler arasında bir hayli fark var.

BİR: Eskiler gafildi bu günküler ise hain…

Mesela Yakup Cemil fedailerini mahkûmlardan seçmişti ve görevlerinin ne olduğunu Sinop Cezaevinde dürüstçe ve mertçe söylemişti.

Bu günküler emrindeki askerleri “tatbikat yapacağız” yalanı ile kışla dışına çıkartıyor ve halka ateş ettiriyor. Dinlemeyene de kurşun sıkıyorlar.

İKİ: Böylece kendine emanet edilen o saf ve temiz gençleri ölüme sürüklemekle kalmıyor ilelebet alınlarından silinmeyecek “vatan haini” damgası yemelerine neden oluyorlar.

ÜÇ: Onları vatana hizmet etsin diye asker ocağına gönderen anne, baba ve yakınlarına evlat acısı yetmezmiş gibi alınlarından ömrübillah izi silinmeyecek bir kara sürüyorlar.

DÖRT: Yanlış da olsa eskiler bu kalkışmaları vatanın selameti milletin, bekası için yaptıklarını iddia ederlerdi. Günümüzdekiler terfi ve ikballeri uğruna yapıyorlar.

BEŞ: Dün bu işlere girişenler başarmadıklarında Süleyman Askeri gibi ya intihar ediyor ya da Yakup Cemil gibi idam mangasına ölümü için ateş emrini kendileri veriyordu.

Bu günküler ise sıkıyı görünce kaçıyorlar ve bıraktıkları askerlerin teslim olma anları hafızalarda Türk askerinin onuruna yakışmayan kötü bir iz olarak kalıyor.

Bunlara çakma Yakup Cemil’ler denmez de ne denir?

Milletimize geçmiş olsun…

Allah böyle bir kâbusu milletimize bir daha yaşatmasın… Bu uğurda şehit olan asker, sivil vatandaşlarımıza Allah rahmet etsin.