banner158

Hâlâ sahnede olmama şaşırmalarına şaşırıyorum

Hâlâ sahnede olmama şaşırmalarına  şaşırıyorum
banner192


Sahneye ilk defa Galatasaray Lisesi’nde ortaokul öğrencisiyken çıktı, Yale Üniversitesi’nde aldığı tiyatro eğitiminin ardından ABD’deki çeşitli tiyatrolarda oyunculuk ve yönetmenlik yaptı. 1955’te önce Beyoğlu’nda Cep Tiyatrosu’nu, iki yıl sonra da Feriköy’de Dormen Tiyatrosu’nu kurdu. 70 yıldır sahnede...Dormen’in aynı anda dört oyunda birden oynamışlığı, ayda 23 kez sahneye çıkmışlığı var. Nisan ayında 92 yaşına basan Haldun Dormen, salgın nedeniyle aylarca uzak kaldığı tiyatro sahnesine 13 Ağustos’ta geri dönüyor ve çok mutlu.

Söyleşiler böyle başlamaz ama... Nasılsınız?

Çok iyiyim. Evde otururken ‘Geç mi Acaba’ diye bir oyun yazdım. Tiyatrocu olmaya karar veren orta yaşlı bir hanımın hikâyesi... Hatta Eskişehir Şehir Tiyatrosu ve İzmir Sahne Tozu Tiyatrosu da sahnelemeye karar verdi.

Dormen Akademi’de şimdiye dek yüzlerce öğrenci yetiştirdiniz. Aralarında orta yaşta tiyatrocu olmaya karar verenler var mıydı?

Vardı. 73 yaşında bir talebem bile oldu. Zaten ilhamı ondan aldım. Bana “Oyuncu olmak istiyordum. Çocukken ailem bırakmadı. Evlendim, kocam bırakmadı. Çocuklarım oldu, vaktim kalmadı. Şimdi torunlarım oldu, hepsini bıraktım, geldim” demişti. Sahneye çıkıyor mu bilmiyorum ama ders almak bile onu mutlu etmişti.

Sizin de var mı gerçekleşmesini beklediğiniz hayalleriniz?

Allah’a çok şükür yok.

92 yaşında hâlâ sahnedesiniz. Ayda 23 kez sahneye çıktığınız oluyor. Kendinizle gurur duyuyor musunuz?

Duymuyorum çünkü bu bana çok normal geliyor. İnsanların hâlâ sahnede olmama şaşırmasına da şaşırıyorum. Enerjim ve sağlığım yerinde.

Son birkaç haftadır sahneye çıkamadığınız için bunaldınız mı peki?

Bunalacak vaktim olmadı ama seyirciyi ve alkışı çok aradım. Öğrencilerimi çok özledim çünkü bu hayatta en çok ders vermeyi seviyorum. Alkışı, evet, her oyuncu sever ama “Alkış mı yoksa öğrencilerin mi” derseniz, ben öğrencilerimi seçerim. 

Bütün bunları yaparken yorulmuyor musunuz?

Yorulma kabiliyetim yok ki... Asistanlarımın uykusu geliyor mesela, benim gelmiyor. Günde beş buçuk - altı saat uyuyorum, bana fazlasıyla yetiyor.

Tiyatro salonları uzun zamandır kapalı. Bu size ne hissettiriyor?

Tiyatroların kapalı olması, sahneye çıkamamak ve ekonominin böyle karmakarışık olması beni rahatsız ediyor. İnşallah geçecek. Ben umudumu hiç kaybetmedim.

Önceki röportajlarınızı okurken dikkatimi çekmişti, hiçbir konuda karamsar konuşmuyorsunuz.

Öyleyim ve insanları da karamsar olmamaya yönlendirmeye çalışırım.

Uzun yaşamın sırrı biraz da bu mu yoksa?

Bence evet. Hiçbir zaman hiçbir konuda karamsar olmayın. Ayrıca ben insanların iyi tarafını görmeye, kötü tarafını görmemeye çalışırım. O yüzden bazen kazık yerim. Çok yakın, harika dostlarım oldu, hâlâ da varlar ama bana kazık atan insan sayısı da çok.

“Beni yok etmek için ellerinden geleni yaptılar. Başkası olsaydı ruhsal olarak çok yaralar alırdı” demişsiniz. Kim onlar? Neler yaptılar?

Mesela 1950’lerde ABD’den döndüğümde, “Zengin çocuğu, (Dormen Tiyatrosu’nu kastediyor) bir hafta sonra kapatır. ABD’de de uşak rolleri oynuyormuş” dediler. Sanki uşak rolü oynamak kötü bir şeymiş gibi... Ben kulağımı kapattım, işimi yaptım. Çok ünlü bir aktör vardı. “Onun parası var, niye bizim işimize karışıyor?” demişti. Kalbimi kırmadı bilakis bana güç verdi.

Dormen Tiyatrosu 18 yıldır yok. Bir eksiklik hissediyor musunuz? Belki doğru kelime olmadı ama...

Ne demek istediğinizi anlıyorum. Dormen Tiyatrosu görevini yaptı, bence efsane oldu ama ben artık o sorumluluğu almak istemiyorum. Zaten yine aynı şeyleri yapıyorum, yine insanlar yetiştiriyorum ama bunları sorumluluk almadan yapmak daha güzel. Maddi telaşım yok, “Maaşları, kiramı ödeyebilecek miyim” diye düşünmüyorum. Oyun tutar mı tutmaz mı, bu çocuk olur mu olmaz mı; bunlarla ilgileniyorum.

Bugüne dek Türk tiyatrosuna sizce en çok kim yön verdi?

Ben. Eminim. Tevazu gösteremeyeceğim. Bir sürü insan yön verdi ama en çok yön veren benim galiba. Piyeslere doğru düzgün dekor yapılmıyordu, uydurma şeyler konuyordu. Sadece klasik piyeslere dekor yapılıyordu. Evde ne varsa o giyiliyordu. Öyle şey olur mu? Selam diye bir şey de yoktu. 1955’te bunu ben getirdim. Hızlı, enerjik oyunları da ben getirdim.

Siz ‘Hamlet’ oynamayı hiç sevmezmişsiniz, neden?

Sevmem. Ben kendimi o kadar aktör olarak görmüyorum zaten. Ben yönetmenim. Komedi oynamayı, insanları güldürmeyi, eğlendirmeyi tercih ediyorum.

‘Kibarlık Budalası’ndaki Monsieur Jourdain rolüyle 650’den fazla kez sahneye çıktınız. 17’nci yüzyıl Fransa’sında yaşayan bir adamın hikâyesi bugünün Türkiye’sinde neden bu kadar ilgi görmüştür?

Karakterin hangi yüzyılda olduğu fark etmiyor. Orada kibar olmaya çalışan, parasıyla bir yerlere gelmeye çalışan bir adamı anlatıyorum. Bugün onlardan binlerce var. Eski bir oyun olmasına rağmen seyircimizin yüzde 90’ı genç.

En severek oynadığım rol, ‘Şahane Züğürtler’ oyunundaki Prens Mikael... Rusya’dan kaçan bir asilzade... Fransa’ya sığınıyor ve yeni zengin bir ailenin yanında uşak oluyor. Bu rolü hem 1960’lı hem de 1990’lı yıllarda oynadım. Yakın zamanda, ‘Haldun Dormen’in 70. Sanat Yılı’ etkinliği yapılacak. O etkinlikte Nevra Serezli’yle birlikte ‘Şahane Züğürtler’deki bir sahnede oynamak istiyorum. Üç-dört dakikalık kısa bir şey. 
Suna Keskin ile birlikte.
‘Rus Gelir Aşka’ oyununda, 1970.

Nasıl bir 92 seneydi sizin için?

Bana 250 sene gibi geliyor. Bitiyor diye telaşlanıyorum. Bir cumartesi daha geçti diye konuşuyoruz. “Keşke geçmese” diye düşünüyorum. Hâlâ yapmak istediğim çok şey var. Daha çok çocuğa, daha çok gence yardım etmek istiyorum. Salgında bile bunu ihmal etmedim, buraya gelen giden çok oldu. 

Sahnelere dönmenize çok az kaldı. Nasıl hissediyorsunuz?

Evet, 13 Ağustos’ta KüçükÇiftlik Park’ta ‘Kibarlık Budalası’nı oynayacağım. Sahneye çıkacağım için çok çok mutluyum. Oraya 450 kişilik bir tiyatro salonu yapılıyor. Bu, Türk kültürü için, Türk halkı için çok önemli.

Türkiye’de hayatı boyunca bir kere bile tiyatro oyunu izlememiş çok kişi var. Hayatlarında ne eksik?

Yaşam eksik. Ama onların olduğu yerde mümkün olduğu kadar tiyatro yapmak lazım. Bu görev bize düşüyor.
banner184