banner339
banner313

Bizde de artmaya başlayan çağımızın yeni belası! 'Afet' hastalığı: Eko-anksiyete

Cayır cayır yanan ormanları görünce gözleriniz mi kararıyor? Sel sularının yarattığı tahribatı izlerken nefesiniz mi daralıyor? Siz de 'dünyanın yok olmaya mahkûm olduğunu' düşünüp gelecek adına kaygılanıyor musunuz? Yanıtınız 'evet' ise aman dikkat... 'Eko-anksiyete'ye yakalanmış olabilirsiniz. İşte adını daha fazla duymaya başlayacağımız ‘eko-anksiyete' ve onunla başa çıkmanın yolları.

Bizde de artmaya başlayan çağımızın yeni belası!  'Afet' hastalığı: Eko-anksiyete
banner401
banner427


Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Aydınpost'a abone olun

Aydınpost'a Google News'te abone olun

Orman yangınları, seller, kuraklık, kasırgalar. İklim krizine bağlı yaşanan afetler sağlık literatürüne yeni bir 'hastalık' daha kazandırdı: Eko anksiyete.

Dünyada son birkaç yılda adı telaffuz edilmeye başlanan 'eko-anksiyete' uzmanlar için Danimarka örneği ile gündeme geldi.

DANİMARKA'DAKİ VAKA İLE GÜNDEME GELDİ

2008 yılında Jennie Ferrara isimli kadın kocasının getirdiği gazetedeki bir haberi görünce düşüp bayıldı.
Ferrara'nın bayılmasına neden olan haber ise Kanada'daki bir petrol haberiydi. Haberde; dünyanın önde gelen petrol şirketlerinden bazılarının Kanada'nın katranlı kumlarından daha fazla petrol çıkarmak için harekete geçtiğine yer veriliyordu. Aslen Teksaslı olan ve Danimarka’da yaşayan Ferrara, çevre konusunda duyarlı kişiliğiyle tanınıyordu.

"NEREDEYSE KOMAYA GİRDİM... VÜCUDUM UYUŞTU ETRAF SESSİZLEŞTİ..."

Tedavisinin ardından ancak kendine gelebilen talihsiz kadın, fenalık geçirmesine neden olan gazete haberini ve yaşadıklarını “Haberi görünce neredeyse komaya girdim. Birden vücudunuz uyuşuyor ve etrafınızdaki her şey sessizleşiyor... Tüm enerjinizi kaybediyorsunuz ve yaşama isteğinizi sorguluyorsunuz.” diye tanımladı.

Peki Ferrara'nın hastalığını ortaya çıkaran bu tramva neydi? Cevabı Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) veriyor; Ferrara APA'nın ‘iklim krizinden doğan derin endişe’ şeklinde tanımladığı ‘eko-anksiyete’ yaşıyordu.

ABD'LİLERİN YÜZDE 40'I!

Örneğin Yale Üniversitesi tarafından yayınlanan bir anket, ABD’lilerin yüzde 40'ından fazlasının gezegenin durumu hakkında ‘çaresiz’ hissettiğini ortaya koydu. APA tarafından 2020'de yapılan bir ankete göre ise, ABD’lilerin yarısından fazlası iklim değişikliğinin kendi zihinsel sağlıkları üzerindeki etkisi konusunda endişe duyuyor.

Uzmanlara göre bu yaz Akdeniz, Güney Avrupa ve Kuzey Amerika'daki orman yangınları da yüzlerce insanın 'eko-anksiyete'sini tetikledi.

TÜRKİYE'DE DURUM NASIL?

Ege ve Akdeniz şeridindeki orman yangınları, Karadeniz'deki seller, Marmara'daki müsilaj derken Türkiye de iklim krizine bağlı afetlerle daha sık yüzleşmeye başladı.

Henüz 'eko-ansiyete' kavramı üzerine derinlemesine bir bilimsel çalışma bulunmasa da uzmanlara göre Türkiye'de de durum farksız. Klinik Psikolog Dr. Kahraman Güler'e göre de ülkemizde benzer kaygılar artmaya başladı.

PSİKOLOG DR. GÜLER: İLK BAŞTA NORMAL GELEBİLİR AMA....

'Eko-anksiyete'yi "sel, yangın, müsilaj gibi felaketlerin bireylerde korku, kaygı, endişe gibi duygulara neden olması" olarak tanımlayan Kahraman Güler şu tespitlerde bulundu:

-Bu tarz travmatik olayların yaşanması kişinin iç gerçeklikle dış gerçekliği arasındaki dengenin bozulmasına neden olur. Bozulan bu denge ilk olarak güvende hissetmeyi zedeler. İnsanın koşullarına olan güveni onun daha stabil ve tutarlı davranışlar sergilemesini sağlar. Anormal yaşantılar olarak değerlendirilebilecek olan bu felaketler karşısında bireylerin yaşadığı bu anksiyete ilk etapta normal tepki olarak değerlendirilmeli. Ancak bu kişinin iş hayatına, ilişki hayatına ve sosyal ilişkilerine olumsuz etkilerde bulunmaya başladıysa daha ciddiye alınmalıdır.

EN ÇOK ZORLAYAN ŞEY 'ÇARESİZLİK'

-Güven duygusunun kırılması, kişinin dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılamasına ve bu tehlikeler karşısında da çaresiz hissetmesine neden olur. Aslında bireyi en çok zorlayan düşüncelerden birisi de “çaresizim” düşüncesi. Bireyin dışında gelişen olaylar olduğu için kontrol olanağı neredeyse yoktur. Anksiyetenin bireyin ruhsal dünyasında ortaya çıkan çatışmalardan kaynaklandığını düşünürsek bütün bu olumsuzluklar karşısında kişinin kendini kontrol edebilmeyi öğrenmesi en gerçekçi yoldur. Çünkü birey dış koşulları kontrol edemez.

'KAYGI İŞLEVSELLİĞİ ARTIRIYOR'

-Yoğun anksiyete yaşayan kişiler genellikle her ne kadar bu durumdan kurtulmak isteseler de kontrol edilebildiği takdirde kaygı, işlevselliği arttırmaktadır. Belirli düzeyde yaşanan kaygı kişiyi koruyan, gelişimine ve hayatta kalmasına yardımcı olan bir durumdur. Buna sınav sürecinde yaşanan kaygıyla bir örnek verebiliriz. Belirli düzeyde yaşanan bir sınav kaygısı kişinin akademik başarısına daha fazla yatırım yapmasına, sınava hazırlık sürecini verimli geçirmesine olanak sağlayacaktır. Ancak yoğun kaygı yaşayan bir öğrenci tüm hazırlıklarına rağmen gerçek potansiyelini sergileyemeyecek, hakim olduğu konularda bile başarısızlığı deneyimleyecektir.
-Dolayısıyla buradan yola çıkarak eko-anksiyete de kişinin sahip olduğu kaygı dolayısıyla yaşadığı dünyayı koruma ve iyileştirme girişimine olanak sağlayacaktır. İşlevsel olduğu nokta da burasıdır. Ancak kaygımız bizi kontrol ediyorsa durum zorlayıcı olmaya başlamaktadır.

'KAYGILARLA BAŞA ÇIKMANIN YOLU DAYANIŞMA'

-Bu kaygıyla başa çıkabilmenin yollarından birisi dayanışmadır. Dayanışma, endişeyi azaltmakta, işlevselliği arttırmaktadır. Bu süreç, çaresizliğin yarattığı dehşet duygusunu deneyimlemektense yerel topluluklarla bağ kurarak yönetilebilir. Ek olarak, yaşanan felaketlerle ilgili sürekli fotoğraf ve videolara bakmak, yazılar okumak, haberler izlemek travmatize edici nitelik taşımanın yanı sıra kaygıyı da arttırmaktadır.

'GÜNDEMİ YÜZEYSEL TAKİP EDİN'

-Bu nedenle gündemden haberdar olacak kadar takip etmek, aşırıya kaçmamak önemlidir. Kaygıyla başa çıkabilmenin diğer yollarından biri ise meditasyon, yoga gibi egzersizlerdir.

-İnsanlık tarihi boyunca yaşanan iklim değişimleri, doğal felaketler, büyük kazalar büyük toplum travmaların nedeni olduğundan şu an bireylerin verdiği tepkilerin kuşaklararası travmalarla da bir ilişkisi olduğunu gösterir. Ortaya çıkan korku, kaygı, endişe bazen koruyucu da olabiliyor. Örnek vermek gerekirse alınan önlemlerin artması, bilinçlenme çalışmalarının sürdürülmesi bunlardan birkaçıdır. Özetle doğayı kontrol etmek mümkün değil, doğayla uyumlu olmak, kendimizi kontrol etmek mümkün olan. Unutmamak gerekir ki insan adaptif bir canlı. Bütün koşullara gerekli süre tanındığında uyum gösterir.

DAVENPORT'A GÖRE ARTMASININ SEBEBİ FARDINDALIK

İklim psikolojisi danışmanı ve terapisti Leslie Davenport Insider'a verdiği demeçte ise "Böyle değişen bir dünyada yaşayarak olanlara duygusal bir tepki hisseden insan sayısında artış görüyoruz. ‘Eko-anksiyete’ yaşayanların sayısının artmasının önemli bir nedeni bence şu; insanlar iklim değişikliğinin onları kişisel düzeyde de çok fazla etkilediğinin farkına varmaya başladı” diyor.

‘ETKİLER ARTTIKÇA TEPKİLERİMİZ DE ARTIYOR’

"Geçmişte iklim değişikliğini uzak bir zamanda, başka bir yerde bir başkasının başına bir şey geliyormuş gibi tutmak daha kolaydı. Ama şimdi, etkiler arttıkça, tepkilerimiz de artıyor” diyen Davenport, şöyle devam ediyor: “Bazıları Ferrara gibi çok güçlü fiziksel duyumlar yaşayabiliyor. Nefes almakta güçlük çekiyorlar veya kalp krizi geçiriyor gibi hissediyorlar. Diğerlerinin daha belirgin semptomları oluyor; rastgele ağlıyorlar, geceleri uyuyamıyorlar veya genellikle sinirli ve gergin hissediyorlar.”

ZİHİN KONTROLÜ ÇOK ÖNEMLİ

Eko-anksiyete ile başa çıkmayı amaçlayan Force of Nature'ı kuran İklim Aktivisti Clover Hogan'a göre ise zihin kontrolü çok önemli.
Bir gecede değiştirebileceğimiz şeyin zihnimiz olduğunun altını çizen Hogan, “Eğer meseleler hakkında düşünme şeklimizi değiştirebilirsek, bu duygulardan kaçmak yerine onlara tepki verme şeklimizi değiştirebilirsek, onlara yer ayırabilir ve onların değişim yaratma gücünü düşünebilirsek, daha güçlü hissedeceğiz” tespitinde bulundu.
banner218