Gözü pek jöntürk’ün 100. ölüm yıldönümü

Dönemin gazetecisi Hüseyin Cahit Yalçın, “Biz, vatan ve millet sözcüklerini ağzına alamayan ve kimsenin ağzından işitmeyen bir kuşağın çocuklarıyız" der. İşte bu kavramları ve daha fazlasını Enver Paşaların önderlik ettiği Jön Türk Devrimiyle kazandık. Emperyalizme karşı verdiğimiz büyük savaşla Cumhuriyeti kurduk

Jön Türk Devriminin liderlerinden Enver Paşa’nın bu yıl 100. ölüm yıl dönümü. Büyük halk hareketinin atak ismi, Cumhuriyete giden yolda yaptıklarıyla tarihe yön verdi. 3 Temmuz 1908’de Makedonya dağlarında başlayan büyük yürüyüşe çıktığında Binbaşı rütbesindeydi. Atak ve gözü pekti. Çıktıkları yol 23 Temmuz 1908 günü başkent İstanbul’da zafere ulaştı ve anayasal düzene tekrar geçilerek tarihi süreçte yeni bir safha başladı.

İmparatorluğun emperyalist güçler tarafından her tarafından çekiştirildiği bir dönemde elini taşın altına koydu ve bu hayasız saldırıyı göğüsledi. Meclis-i Mebusan tekrar açılarak ülkenin kaderine, halkın temsilcilerinin el koymasını sağladı. Çürümüş Sultan rejiminde köklü değişiklikler yapma fırsatı bulamadan Büyük Savaş başladı. Vatan savunması için İttihat ve Terakki kadroları canla başla öne atıldı. Örgütlenme ustası Enver Paşa, bu süreçte askeri önder olarak büyük vazifeler yaptı. Balkan Harbinde kaybettiğimiz Edirne’yi tekrar geri aldı. Burada kararlılık gösterdi. Londra anlaşmasını yırtıp attı. Libya’ya koşarak İmparatorluğun her karış toprağını savunacaklarının mesajını verdi. Büyük güçlere teslim olan ve devrimci kadroları biçmeye çalışan İngiliz yanlısı Kâmil Paşa yönetimine 23 Ocak 1913 Babıâli baskınıyla son verdi.

Gelmekte olan büyük savaş için orduyu tepeden tırnağa yeniledi. Halkı örgütledi, kapitülasyon zincirini kırıp attı. Mali kaynak yarattı… Abdülhamit döneminin yeteneksiz subaylarını tasfiye etti. Genç kurmay subayların yolunu açtı. Savaşan bir ordu kurdu. Vatansever ve fedakâr… Bu ordu Cihan Harbini iki yıl uzattı. En büyük güç İngiltere’yi Çanakkale Boğazına gömdü. Almanya, Avusturya-Macaristan-Bulgaristan ittifakıyla en büyük düşmanımız Rusya’da çarlık rejimini çökertti. Bolşevik devrimiyle dünyayı sarsan yönetim, İstiklal Harbinde de bize yardım etti.

VATANSEVER ÖRGÜTÇÜ

1918 Ekim’inde Almanya’nın savaştan çekilmesiyle biz de işin sonuna geldik ve gelmekte olan işgale karşı düşman eline düşmemek için İttihatçı liderler Talat Paşa Almanya’dan, Cemal Paşa Afganistan’dan, Enver Paşa da Rusya’dan vatan mücadelesine devam etti. Ankara’da Mustafa Kemal önderliğindeki Millî Mücadeleyi desteklediler. Enver Paşa, Mustafa Kemal hareketi başarısız olursa Ankara’ya gelip bayrağı devralmayı düşünüyordu. Kemal Paşa ile liderlik sorunları olsa da Enver Paşa’nın da aklında hep vatan vardı. Hatta yeni dönemde Türk dünyasını birleştirmeye çalışıyordu. Bu uğurda giriştiği harekât sırasında hayatını kaybetti.  

Enver Paşa’nın en büyük hatası Ekim 1921’de başlar. Tanımadığı ve sosyoekonomik gerçekliğini bilmediği Türkistan’ı Bolşevik Rusya’dan koparmaya gittiği Pamir Dağlarında can vermiştir. Bu girişim Bolşeviklerin Ankara’ya güvenini de sarsar…

İşte yakın arkadaşlarının gözüyle Enver Paşa:

TALAT PAŞA’NIN UYARISI

İttihatçıların son Sadrazamı Talat Paşa, Berlin’den Enver Paşa’ya “Sâi” (Çalışan) takma ismiyle gönderdiği 26 Şubat 1920 tarihli mektubunda onun Kafkasya’ya gitmesini istemez. Bunu tehlikeli bulur. Paşa bu konuda şunları iletir:

Senin öyle serseri serseri dolaşmaklığından bir faideli netice çıkacağını ve hattâ Kafkasya'ya gitmeye muvaffak olsan dahi yine bir faide te'min edilemeyeceğini zannediyorum ve şahsını tehlikeye koyacağını hissediyorum. İşine ve mülâhazatına karışmaya hakkım yok, istediğin gibi hareket edebilirsin, yalnız ben kendi mülâhazatım olarak Almanya'ya gelmeyi ve burada vaziyeti takip ve atîyi görerek hareket etmenizi muvafık buluyorum.” (Murat Bardakçı, Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi, 4. Baskı, Everest Yayınları, İstanbul, 2009, s.162.)

Aslında, iki İttihatçı lider bazen çatışsalar da aralarında birlikte mücadeleye dayanan bir dostluk vardır. Talât Paşa, ölümünden kısa süre önce Herbert Aubrey’le yaptığı görüşmede, Enver Paşa’nın “yürekli bir adam ve vatansever olduğunu” vurgular. Onun “ülkesi için elinden geleni yaptığını” söyler. (Talât Paşa, Hatıralarım ve Müdafaam, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2006, s. 213, 217.)

 

‘ENVER MUVAFFAK OLAMAZ’

Enver Paşa’nın silah arkadaşı, Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa, Avrupa’dan Afganistan’a dönerken Tiflis’ten Mustafa Kemal Paşa’ya 9 Temmuz 1922 tarihinde gönderdiği mektupta Enver Paşa’yı eleştirir ve tuttuğu maceracı yolda başarılı olamayacağını vurgular:

“Bizim Enver, Buhara emiri namı altında Buhara hükümet-i Cumhuriyesi aleyhine harp ediyor. Sovyet Rusya hükümeti de Buhara Cumhuriyetinin müttefiki sıfatıyla ordusuyla o hükümete yardım ettiğinden, bittabi onlarla Enver arasında muharebe ilan edilmiş bulunuyor. (...) Acaba Enver bu hareketinde muvaffak olabilecek mi? Bence hayır, bin kerre hayır! Enver kat'iyyen muvaffak olamaz ve Enver'in teşebbüs ettiği hareket ne kadar çok mukavemet ederse, neticede duçar olacağı harabi o kadar şedid olacaktır. (...)

Biz, Enver'e karşı gayet sarih ve kat'i mevkimizi tayin etmeli ve onun hareketini tasvip etip etmediğimizi açıkça söylemeliyiz. Afgan Emeri'ne yazdığım mektubun bir suretini size gönderiyorum. Ondan da istidlâl edersiniz ki, ben artık (okunamayan bir kelime) tamamiyle izhar ettim. 'Enver Paşa hata-yı azim-i siyasi irtikab etmiştir. Ona yapılacak muavenetlerden hiçbir netice ve muvaffakiyet çıkmaz. Enver, behemahal mağlup olacaktır. Mağlubiyeti ne kadar şedid bir mukavemet neticesinde zuhura gelirse, âlem-i İslâm için hemân o kadar büyük olacaktır. (...) 

Bu zavallı Müslümanlara Enver'in şimdiki teşebbüsünün fenalıklarını şimdiden söylemek, onları merhametsizce cezalara dûçar olabilecekleri çılgınca teşebbüslerden tevakkiye davet etmek mecburiyetindeyiz. En mühimi de, Rusya Sovyet Cumhuriyeti, Ankara'nın ve onun sayesinde bulunan âlem-i İslâm'ın kendisine hakikaten dost olduğunu görerek Anadolu'ya yaptığı muavenetleri mertebe-i âzamiye isâl eder. (...) Enver'in hareket-i âhiresini tevbih eder tarzda bazı beyanatta bulununuz.” (Murat Bardakçı, İttihaçılar'ın Sandığı, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2014, s.311-315.)

 

MUSTAFA KEMAL: ‘HAYALCİYDİ’

Enver Paşa’nın kişisel olarak Mustafa Kemal Paşa’yı kıskandığı bilinir. Bundan da önemlisi, ikisinin arasındaki fark geleceğe yönelik siyasidir. Kemal Paşa milli devletten yana, Enver Paşa ise hâlâ İmpratorluğu yaşatma, hatta büyütme derdindedir... Kemal Paşa onu şöyle değerlendirir:

“Öyle sanıyorum ki Enver Paşa ile aramızda en büyük fark da birimizin gerçekçi, diğerimizin hayalci oluşudur. Bakın, Talat Paşa onun gibi hayalci değildir. Kendisi ile iyi anlaşıyorduk. Hatta Millî Mücadeleye atıldıktan sonra şehit edilmeden önce bana Berlin’den mektuplar göndermiş, tutmuş olduğum yolu övmüştü.” (Sabiha Gökçen, Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Hazırlayan: Oktay Verel, THK Yayınları, İstanbul, 1982, s.157.)

Şunu da hatırlatalım, Kemal Paşa mütareke sonrası İstanbul’da görüştüğü Rahip Frue’ya İttihatçıların vatansever olduklarını belirtir… Onlara yönelik karalamaya tepki verir.

İSMET PAŞA: ‘KORKU NEDİR BİLMEZ’

Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın Hareket Şubesi Müdürü İsmet Paşa, anılarında o dönem için şunları söyler: “1908 İnkılâbı bir fedakârlık, samimiyet ve vatanperverlik hareketidir. (...) Enver Bey’in genç yaşında Harbiye Nazırı olması, orduda yadırganmadı, gayet iyi karşılandı. Büyük bir tasfiye hareketiyle, derhal ordunun ıslahına girişti. Teşebbüs gerçekten başarılı oldu. Enver Paşa, bu tasfiyeyi yaptıktan sonra, bütün gücünü orduyu siyasetten ayırmaya hasretti. (...)

Enver Paşa, İmparatorluğun kaderinde birinci derecede rol oynamış olan insandır. Memleketin Cihan Harbi’ne girmesini sağlayan odur. Bütün harp esnasında onun stratejik fikirleri birinci derecede rol oynamış, harbin sevk ve idaresine hâkim olmuştur. Enver Paşa, şahsi meziyetleriyle, iyi bir asker, iyi bir subay, iyi bir insan olarak, cemiyetin kusur olarak bildiği unsurlardan, insanın tasavvur edemeyeceği kadar nasibi olmayan bir tiptir. Asker vasıfları bakımından, vazife sever, çalışkan ve korku nedir bilmez müstesna bir kahraman olarak, askerliğin aradığı ölçülerin en yukarı seviyesinde yer almıştır.” (İsmet İnönü, Hatıralar, Birinci Dünya Harbi, Yeni Gün Aş. İstanbul, 1999, s.88-93.)

ALİ FUAT CEBESOY: ‘VATANINI ÇOK SEVERDİ’

21 Kasım 1920-10 Mayıs 1921 tarihleri arasında Moskova’da Türkiye Büyükelçiliği yapan General Ali Fuat Cebesoy, Enver Paşa ile gurbet elinde yakından temas kurar. Anılarında ona ilişkin önemli bilgiler verir. Ölümüne ilişkin şu değerlendirmeyi yapar: “Enver Paşa, Meşrutiyet İnkılâbından sonra Türk ordusunun düzenleme ve gençleştirilmesinde büyük hizmeti olan, vatanını çok seven, vatanından ayrı kaldıktan sonra onun aşkı ile yanıp tutuşan, onun hizmetine koşmak için çırpınan fedakâr bir askerdi. Ne yazık ki, kader onun yolunu değiştirdi.” (Ali Fuat Cebesoy, Moskova Hatıraları, Temel Yayınları, İstanbul, 2002. s.339.)

AYDEMİR: ‘DİSİPLİN ADAMIYDI’

Enver Paşa’nın hayatını üç ciltlik bir eserde yazan Şevket Süreyya Aydemir, onu şöyle anlatır: “Muhakkak ki bir aksiyon adamıydı. Ve tarih içinde bir büyük misyonu olduğuna inanıyordu. Ama çağı, çağın şartlarını ve akımlarını, jeopolitik denilen tarihi-coğrafi şartlar kombinezonlarını değerlendirmekte, muhakkak ki yetersizdi. Kumandan olmaktan ziyade teşkilatçı, ama güçlü bir disiplin adamıydı. Fakat İmparatorluk yıkıldıktan sonra, seçtiği yollarda ve yaşadığı serüvenlerde, ölçüsüz ve ataktı. Onu Pamir eteklerindeki gelişmelerde, karşı tarafın silahlarından ziyade, jeopolitik şartlarla, çağın gelişmeleri ve hiç tanımadığı bir ülkenin sosyal çarkları yendi.” (Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, C.3, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972, s.688.)

MUHİTTİN BİRGEN: ‘HARİÇTE İSMİ BÜYÜKTÜ’

İttihat ve Terakki’nin gazetesi Tanin’in başyazarı Muhittin Birgen, İstanbul’un işgalinden sonra Ankara’ya geçer ve buradan da 1921 yılında Azerbaycan’a gider. Enver Paşa ile görüşme imkanı bulur. Anılarında bu görüşmelere geniş yer verir ve uzun uzun Enver Paşa değerlendirmesi yapar. En önemli saptaması da Enver Paşa’nın ölçüsüz girişiminin, Bolşeviklerin İttihatçılara olan güvenini sarstığı şeklindedir:

“Enver Paşa ile Moskova inkılapçıları arasındaki münasebetlere gelince, orada bulunduğum müddetçe yaptığım muhtelif konuşmalar neticesinde şu fikirlere vasıl oldum: Enver Paşa ve İttihat Terakki isimleri, hariçte dahildekinden çok fazla büyümüştü. Bilhassa Çarlığın yıkılmasına neden olan Çanakkale müdafaası, bu iki ismi Rusya' da fazla büyütmüştü. (…) O sırada Şark memleketleri arasında değil, bütün dünyada garba karşı isyan halinde bulunan tek memleket Türkiye idi. (…) (Muhittin Birgen, Haz: Zeki Arıkan, İttihat ve Terakki'de On Sene (İttihat ve Terakki Neydi), Cilt 2, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2006, s.743.)

“Enver Paşa Taşkent'e, Afganistan'dan gelmekte olan Cemal Paşa'yı karşılamak maksadıyla gitmişti. Fakat Halil Paşa ile Küçük Talat'a göre bu, zahiri bir sebepti; "Onun kafasında başka bir proje var, diyorlardı; Taşkent'ten cenuba gidip Basmacılarla bir olmak ve Türkistan'da, Bolşevizme karşı bir isyan çıkarmak!" Bu izahat önce hayretimi mucip oldu. Şaka söylüyorlar yahut alay ediyorlar gibi geldi. Enver Paşa'nın Türkistan'a gidip, Basmacılara istinaden Bolşevizm aleyhine bir isyan çıkarması için ne gibi bir sebep olabilirdi ve bundan ne gibi netice elde etmek mümkün olurdu? Bu suale zihnen bir cevap bulmaya imkân olmadığı için evvela hayret ettim.”

‘DELİCESİNE TEŞEBBÜS’

“Enver Paşa'nın bu hareketi, Sarıkamış muharebesinden daha delicesine bir teşebbüs idi. Yalnız bir isme güvenerek ve içinde bulunduğu şartları hiç hesaba katmayarak, böyle bir işe atılması için, ortada macera ihtiyacından başka hiçbir sebep yoktu. Hiçbir sebep, hiçbir yardımcı kuvvet, hiçbir siyasi veya içtimai şart, onu böyle bir karar vermeye teşvik etmiş olamazdı.”

“Hangi taraftan bakılsa, meydanda kendi kuvvetinden başka bir şey yoktu. Para ve silah kuvvetinden başka dayanmasına muhtaç olduğu bir kütle lazımdı ki işin en mühimi de bu nokta idi. Türkistan'ın milli bir fikirle hareket etmesi, istiklal davasıyla ayaklanabilmesi için lazım gelen şartların hiçbiri ortada yoktu.”

“Basmacılara gelince, bunların adları üstünde idi: Hepsi de bir çapulcu zümresini teşkil ediyordu. (…) Bu nevi şuursuz ve sırf çapulcu kuvvetlerle, Rus inkılabının artık teşkilatlanmaya başladığı bir sırada merkezi Bolşevik kuvvetlerine karşı muvaffak olmanın imkânı yoktu.” (Birgen, s.756-760.)

ENVER PAŞA’NIN ŞAŞIRTAN KÖŞKÜ

İttihatçılar hakkında -özellikle savaş içinde- yolsuzluk, karaborsacılık yaptıkları, servet düşkünü oldukları şeklinde iftiralar atılır. “Zengin oldu” denilenler aslında halkla birlikte aynı sıkıntıları yaşamışlardır… Dönemin gazetecisi Hüseyin Cahit Yalçın anılarında Enver Paşa’ya ilişkin olarak şunları yazar:

“Savaş içinde Enver'in namus ve doğruluğu konusunda aykırı birçok şeyler söylendi. Boğaziçi'nde, büyük korusuyla bir çiftlik satın alması dillerde dolaştı. Bizleri bir kez bu çiftliğe yemeğe çağırmıştı. Dedikodusunu işite işite büyük bir şato görkemiyle hayalimde yer etmiş olan bu köşkü görünce şaşkınlık içinde kaldım. Gülmek istiyordum. Avrupa'da küçük bir fabrika sahibinin ve tüccarın bile edinebileceği önemsiz, basit, konfordan yoksun, döşeme bakımından süsten ve değerden uzak bir yapıydı. Eşi olan Sultan Hanımın ötesini berisini satarak Enver'in burayı almasını sağlamasından doğal bir şey düşünülemezdi. O temiz karakteri, yüksek onur ve şeref duygusu, sınırsız yurtseverliğiyle Enver'in yetkilerini kötüye kullanmasına kesinlikle olasılık tanımam.” (Hüseyin Cahit Yalçın, Siyasal Anılar, 2 baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s.280.)

ERCAN DOLAPÇI

ittihatcı onderlerenver pasa1