Kimlik ve kişilikleri belirleyen etkenlerden biri de coğrafyadır… Aydın’ın sıcak yazı gibi insanları da sıcakkanlıdır.

Anonim yaşamak ona göre garibanlıktır… Eski Bakanlar İsmet Sezgin, Nahit Menteşe’den kalan alışkanlıkla bir milletvekilinin telefonunu taşımak, onu aramak kendine güç verir.

Gururludur… Altıncı hissi güçlüdür… Burnu büyükten ve tepeden bakandan hoşlanmaz… O tiplerin burnu sürtülsün, ister. Geçimi topraktan olduğu için mütevazıdır.

Gözünde ışık, elinde sıcaklık hissetmediği, selamı, kelamı sakınan, eşraftan olana oy vermez… Yanılıp yenilip verdiyse bile günü geldiğinde sandıkta cezasını verir.

Bu saydıklarım Aydınlının şifreleridir… Çözemeyen siyasetçi, tüccar ve bürokrat bu çukurun insanını yönetmede başarılı olamaz.

Kanıtı 1 Kasım öncesi AK Parti’nin Aydın’daki durumudur.

Bu parti Aydın’da 2009’ da demokrat kitleyi kazanabilmek için eski demokrat, “eşraf”  bir aileden Sadık Atay’ı il başkanı yaptı.

Ama o ne beklendiği gibi demokratları peşinden getirebildi ne de partiyi büyütebildi. Bunlar olmadığı gibi tavanla taban arasında kopukluk oldu… Kırığı, döküğü toplayacak “ağabey” de olmayınca partide ne huzur kaldı ne de ahenk…

Onun döneminde siyasetin kanseri hizipçilik parti politikası oldu… Camiada ne birlik kaldı ne de dirlik… Herkes birbirine düştü, duygudaşlık bağı hak ile yeksan oldu.

Partiye gönülden bağlı “mücahitlerin” yerini parti sırtından iş kotarmak isteyen ”müteahhitler,” selden kütük kapma derdindeki “müsaitler” aldı.

At izi ile it izi bir birine karıştı… Gücünü yönetimden alan taşeron işçiler bile parti adına çalıştıkları kuruma ayar verir oldu… Kamu kurumlarında iktidarın ağırlığı kalmadı.

Her müdür bir milletvekilinin arkasına sığınarak vatandaşın ensesinde boza pişirdi… Diğer milletvekillerini o müdür adamdan saymadı.

İktidara yakın sendikalar mevki makam kapmak hırsıyla yanıp tutuşanların yolgeçen hanına döndü.

Her şey ayağa düştü… Torpil ve iltimas ‘ilişkili olunan gönül dostlarına’ kadar yaygınlaştı… İşin cılkı çıktı… Öyle olunca cezayı hak etti.

Aslında vatandaş cezanın ilk işaretini 2014’de verdiği oylarla partiyi Aydın’da 2011 seçimlerinin de gerisine düşürmekle sandıkta vermişti.

Onu doğru okuyan olmayınca bir de buna 7 Haziran’da tabansızların milletvekilliği sıralamasında ilk sıraları işgali eklenince “Osmanlı Tokadı” ensesinde patladı.

1 Kasım aday listesinde yapılan değişiklikle hatadan dönüldü de 7 Haziran cezası millet tarafından affedildi ve parti oyları yaklaşık 40 bin artışla %29’dan  %34’e çıktı.

Bu başarı ile parti katında mesele bitmiş gibi görünse de vatandaşa göre hiçbir şey bitmiş değil aksine yeni başlıyor.

AK Parti’yi tek başına iktidara getirme konusunda millet üzerine düşeni yaptı… Yemin töreni bitti… Hükümet de kuruldu.

Kimsenin yerim dar, yenim dar diyecek durumu da kalmadı… Şimdi sıra “kelamı güçlü”, “selamı geçerli”  MKYK üyesi Mehmet Erdem, Başbakan’ın avukatı Abdurrahman Öz, finans ve iş çevrelerinde hatırı sayılır Mustafa Savaş’ta

Acaba;

Milletvekillerimiz eskilerin aksine birbirine düşmeden, kıskançlık krizine tutulmadan, Aydın’da günden güne küçülen pastayı büyütmek için yumruğu bir araya vuracaklar mı?

Aydın-Denizli otobanı, bölge hastanesi yatırım programına alınacak mı, tarım ürünlerine hak ettiği prim desteği verilecek mi, istihdam ortamı yaratılarak beyin göçünün önüne geçilecek mi?

Sadık Atay ile Süleyman Soylu’nun talimatları doğrultusunda teşkil edilen ve seçim meydanlarında başkan Ömer Özmen, Murat Akboğa, Murat Sandıkçılar, Cihat Akkuş, Niyazi Uzunkavak ve Güller Korkmaz dışında hiçbir üyenin gözükmediği il yönetiminde sinerji yaratmak adına revizyon yapılacak mı?

Koordinatör milletvekili sıfatıyla Recep Özel’in 2012 Nazilli kongresinde Kadir Mutlu’ya, Efeler kongresinde Halil Gönülcü’ye aday oldular diye hadlerini bildirmeye kalkışması gibi demokrasi ayıbı bu yeni dönemde de yaşanılmaya devam edecek mi?

İlçe seçimlerinde demokratik hakkını kullanarak il başkanının iradesi dışında aday olanlar seçimi kazanmaları halinde 2011 de Kuyucak’ta Kemal Emir’e, 2014’de Karacasu’da Adnan Tuncer’e yapıldığı gibi istifa dilekçeleri alınmaya devamla “milli irade” hiçe sayılacak mı?

BŞB Meclisinde CHP’nin mi yoksa AK Parti’nin mi meclis üyesi oldukları pek belli olmayan belediye meclis üyelerine bir çeki düzen verilecek mi?

Aydın’da kurum müdürlerinden, hemşericilik yapanlar, iktidara yakın sendikalara sığınarak kendi ideolojisine hizmet edenler, ihalelerde yandaşlarına koltuk çıkanlar üzerinde kamu otoritesi tesis edilecek mi?

Erkene alınmaz, birleştirme de olmazsa 2009’da dörder ay arayla yapılacak milletvekilliği genel, yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık olmak üzere bu günden alan hâkimiyetini Özlem Hanım’dan dolayısıyla CHP’den alacak çalışma içerisine girilecek mi?

Yoksa eski hamam eski tas yola devam mı edilecek?