İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki acımasız savaşının devamını meşrulaştıran temel argüman budur.

Ancak tuhaf olan, Hamas hareketinin, destekçilerinin, ona sempati duyan ve bu iddiaya tutunmayı sürdüren tarafların da anlamlarını, boyutlarını ve işlevlerini tam olarak anlamadan bu argümana kanmasıdır.

Belki de bu hareketin (ve onunla birlikte olanların) fark etmediği husus, bu iddiayı benimserken kendilerine taşıyabileceklerinden daha fazlasını yükledikleridir.

Zira kendilerine İsrail ordusunu yenme ya da bozguna uğratma misyonunu yüklüyorlar ve bu durum, yıkıcı bir savaş bağlamında değil, arzular, temenniler, duygular ve siyasi propaganda açısından anlaşılabilir bir durum.

Çünkü bunu fiilen başarmak, Hamas'ın bu hedefe ulaşmasını ya da kısmen de olsa başarmasını sağlayacak bir güç dengesini, uluslararası ve Arap verilerini gerektiriyor.

Bu durum ise öngörülebilir gelecekte ne alanların birliği ilkesiyle ne de şimdi olduğu gibi onsuz mümkün olmayan bir şey.

Ayrıca, böyle bir iddia (daha doğrusu bir temenni), Hamas hareketinin İsrail ordusunun Gazze'ye yönelik saldırısını püskürtemediği, yerle bir etmesini, sakinlerini yerinden etmesini engelleyemediği, devam eden felaketi herhangi bir düzeyde hafifletemediği gerçeğini örtbas ediyor veya hafifletiyor.

Yukarıdakilerin hepsinden daha tuhaf olan şey, Hamas ve destekçilerinin, Hamas savaşçılarının bombalamaya ve çatışmaya devam etmelerini, Gazze'deki Filistinlilerin yaşadığı felaket ve Gazze Şeridi'nin yaşanmaz bir yere dönüştürülmesi ile eşdeğer görmeleridir.

Sanki Hamas'ın, Fetih'in ya da herhangi bir fraksiyonun devamı, Filistin halkının varlığından ve topraklarında hayatta kalmasından daha önemli.

Hiçbir düzenli ordunun, bir halkın direnişini ortadan kaldıramayacağı anlaşılabilir.

Bu meşru direniş şu veya bu düzeyde, şu veya bu fraksiyonun bayrağı altında devam edecektir.

Ancak İsrail'in Gazze'de yaptıkları eşi benzeri görülmemiş bir şey, zira bu sefer Gazze'deki Filistinlilerin hayatlarını sürekli bir cehenneme çevirerek, yaşamak için gerekli ihtiyaçlardan yoksun bir bölgede yaşamanın anlamını yitirmelerini sağlayarak, tamamen onlardan kurtulmayı hedefliyor.

Onları kısıtlamaları ve koşulları ile Gazze Şeridi'nde 2007'den bu yana, yani 17 yıldır tanık olduklarını aşan büyük bir hapishanede yaşatarak onlardan kurtulmak istiyor.

Onları Gazze Şeridi'nden uzaklaştırmak veya sürmek ve sayılarını mümkün olduğunca azaltmak için sürekli çaba harcıyor.

İsrail'in, Gazze'yi yaşanmaz bir yer haline getirerek, Filistinlilerin zaman ve mekân anlamını kaybetmelerine neden olarak, onlara sefalet ve aşağılanma ile dolu bir hayat dayatarak bu hedefe ulaşmada büyük bir mesafe kat ettiğini belirtelim.

Artık dışarıdan yardım almadan hayatta kalamaz ve yaşayamaz bir haldeler ve bu yardımlar da bilindiği gibi, İsrail ve ABD'nin şartlarına ve iradesine bağlılar.

İsrail'in Gazze'de yaptığı eşi benzeri görülmemiş bir şey, zira bu sefer Gazze'deki Filistinlilerin hayatlarını sürekli bir cehenneme çevirerek onlardan tamamen kurtulmayı hedefliyor.

Diğer tarafta, direniş iradesini ve direnişçilerin cesaretini takdir etsek de bu ve diğeri, güç dengesi ve uluslararası ilişkiler koşulları tarafından yönetiliyor.

Direniş koşullarına bakıldığında ise İsrail ordusunun Gazze'den çekilmesi, Filistinlilerin evlerine ve bölgelerine dönmelerinin sağlanması, rehine değişimi anlaşması yapılması, yeniden inşa ve elbette iktidarın Hamas'a geri verilmesi veya liderlerine zarar verilmemesi de dahil olmak üzere, 7 Ekim savaşı öncesine dönülmesinin teklif edildiği not edilebilir.

Bu koşulların çoğunun Aksa Tufanı'ndan önce de mevcut olduğu aşikâr.

Ayrıca İsrail'in Gazze'yi yakıp yıkmaktan doyduğunu veya 2 milyon Filistinlinin hayatını tam bir sefalete çevirerek yaptıkları ile yetinip, artık başka bir şey yapamayacağını anlayarak Gazze'den çekildiğini ya da her karışından geri çekilmek zorunda kaldığını varsayalım.

Böyle olduğunu varsaydığımızda, bu koşullara bir ön bakış, 7 Ekim öncesi gerçeğin artık hiçbir şekilde var olmadığını gösteriyor.

Ortada Gazze Şeridi'ni terk eden yaklaşık 200 bin Filistinli, çoğu evlerini, iş yerlerini, geçim kaynaklarını, mülklerini ve hatta yakın veya uzak akrabalarını kaybeden 2 milyon Filistinli var.

Üstelik 7 Ekim'den önceki Gazze Şeridi her düzeyde ortadan kayboldu.

Sokaklar, okullar, hastaneler, altyapı, evler, kamu ve özel kurum ile mülkler, elektrik ve su şebekeleri yok oldu.  

Bunlar yalnızca duygu, slogan, iyi niyet ile onarılabilecek şeyler değil.

Tüm bunları daha da kötüleştiren, belki de dünyada ve Arap dünyasında, küresel, Arap ve Filistinli garantiler ve düzenlemeler olmadan Gazze Şeridi ile ilgilenme arzusu veya istekliliği olan hiç kimsenin olmamasıdır.

En tehlikelisi ise İsrail ordusu Gazze'den çekilse bile, İsrail'in Batı Şeria'da Gazze gerçeğine benzeyen bir gerçeklik yaratmaya çalışmasıdır.

Yani mesele, Batı Şeria'nın Gazze'den ayrılmasının ötesine geçerek adı ne olursa olsun, Filistinlilerin yöneten bir Filistin yönetimi varlığını şeklen korurken, İsrail'in işgal altındaki topraklarda (1967) Filistinlilerin yaşamları üzerindeki hegemonyasını sürdürmesine kadar uzanıyor.

Gazze'de yeni Nekbe sonrasında sunulabilecek parlak bir tablo yok ve uluslararası, Arap ve Filistin verilerinde de bunun aksini gösteren hiçbir şey yok.

Özellikle de İsrail'de, nehirden denize kadarki bölgede İsrail vatandaşı olan 48'li Filistinliler de dahil, tüm Filistinlilere boyun eğdirme konusunda bir konsensüs olduğu göz önüne alındığında.

Buradaki ironi, İsrail sağının İsrail merkez ve solunu Filistin Kurtuluş Örgütü'nü (FKÖ) Filistin topraklarına getirmekle (1993 Oslo Anlaşmaları) ve İsrail'i Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde bir Filistin devleti kurulması tehlikesi ile karşı karşıya bırakmakla suçlamasıdır.

Buna karşılık, İsrail merkezi ve solunun da aşırı milliyetçi ve dindar sağı, Hamas hareketinin yükselişini kolaylaştırmak, daha sonra FKÖ'ye alternatif yaratma ve Filistinlileri birbirine düşürme bahanesi ile Gazze'deki Hamas otoritesine karşı gevşek davranmak ile suçlamasıdır.

7 Ekim'den ve Gazze'deki Nekbe'den sonra İsrail haritasının solunda kalsalar bile, Filistinlilerin artık İsrail konsensüsünde yerleri yok.

Filistinlilerin küresel vicdanda mağdur statüsüne yükselişleri ve İsrail'in uluslararası düzeydeki imajının bozulması dışında bunu telafi edecek bir şey de yok.

Gelecekteki gelişmelere bakıldığında ise Filistinliler için elverişli uluslararası ve Arap koşullar mevcut.

Seri Katillerin Gizemli Mesleği Ortaya Çıktı Seri Katillerin Gizemli Mesleği Ortaya Çıktı

Ancak İsrail'in henüz hedeflerine ulaşmadığını ısrarla, bilerek ya da bilmeyerek savunanların var olması tuhaf.

Hedefleri, Gazze'yi yok etmek, oradaki yaşamın temellerini yok etmek, nehirden denize kadarki bölgede Filistinlileri korkutmak ve mümkün olduğu kadar çoğunu Gazze'den atmak değilse nedir?