CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, sözlerine 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutlayarak başladı. Türeli, Girne açıklarında yaşanan gemi faciasına ilişkin, “Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum. Tabii bu olayı bir kader noktasına indirgemek mümkün değil. Ortada ciddi ihmal iddiaları mevcut, bunların hızlı bir biçimde araştırılmasına ihtiyaç var. Bu araştırma ve soruşturmalar tamamlanmalı ve sorumlu olanların hepsinin de bu konuda gerekli cezaları alması gerekiyor" dedi.
Türkiye’deki ekonomi politikalarını eleştiren Türeli, şunları söyledi:
"Türkiye ekonomik, sosyal ve siyasal bir kriz içinde. 24 yıldan beri Türkiye'yi yöneten bir siyasi iktidar var. Bu iktidar döneminde ekonominin sorunları, yapısal sorunları çözülmedi; aksine ağırlaştı. Bunları hızlı bir biçimde sıralarsak, öncelik yurt içi tasarrufların düşük olmasında. Bu da Türkiye ekonomisinin dış kaynağa bağımlı bir yapı içinde olduğunu ve dışarıdan bir dış kaynak gelmediği zaman ya da herhangi bir biçimde dış kaynakta bir kesinti olduğu zaman ekonominin ciddi bir kriz içine girdiğini gösteriyor bize. Nitekim Türkiye ekonomisi belli dönemlerde hızlı büyüyor, belli dönemlerde küçülüyor. İşte buradaki bu hızlı yükseliş ve düşüşler de aslında bize bunu gösteriyor.
"İŞ KAZALARI SON DERECE YAYGIN"
Yine başka bir sorun alanı, yapısal sorun ve yıllardır çözülmeyen üretim ve ihracat yapısının ara malı ithalatına bağımlı olması. Bunun sonucunda da ekonomi büyüdüğü zaman cari işlemler açığı artıyor. Dış borç stoku da hızlı biçimde artıyor. İş gücü piyasasında çok ciddi sorunlar var ve bu sorunlar çözülmüyor. İşgücüne katılım oranları çok düşük, işsizlik oranları yüksek. Dar tanımlı işsizlik olarak işsizlik oranları yüzde 8, yüzde 9'lar civarında. İktidar bununla övünüyor ama aslında geniş tanımlı işsizlik dediğimizde çok daha yüksek olduğunu görüyoruz işsizlik oranlarının. Kayıt dışılık oranları çok yüksek. Türkiye'de her dört çalışandan biri kayıt dışı çalışıyor, sosyal güvenlik sistemine tabi olmadan. Sendikalaşma oranları çok düşük ve en vahimi de iş kazaları son derece yaygın. Artık biz bunlara iş kazaları demiyoruz, iş cinayetleri diyoruz.
Başka bir sorun alanı bütçenin ve kamu kesimi dengelerinin sürdürülebilir olmaması. Türkiye'de dolaylı vergilere dayalı bir vergi yapısı var. Bu şu demek: Dolaylı vergiler; mal ve hizmet harcamaları üzerinden alınan vergilerdir, KDV, ÖTV gibi. Bunun oranı yüzde 65, yüzde 70'ler seviyesinde yıllar itibarıyla değişerek gelmiş. Ve bunun ciddi anlamda büyük bir çoğunluğu da aslında bu ülkede milyonlarca çalışanın üzerinde yük. Bütçe açığı... Bakın 2026 yılında bütçe açığı 2,7 trilyon lira olarak öngörülmüştü, vergi harcamaları 3,6 trilyon lira. Vergi harcaması demek devletin istisna, muafiyet ve indirimler nedeniyle vazgeçtiği vergiler demek. Yani bu vergiler alınmış olsa gerçek anlamda Türkiye'nin bütçesi açık vermeyecek, tam tersi 1 trilyona yakın fazla verecek.
"SANAYİNİN MİLLİ GELİR İÇİNDEKİ PAYI GİTTİKÇE AZALIYOR"
Şimdi elbette belli konularda istisnalar, muafiyetler olabilir. Devlet belli birtakım faaliyetleri desteklemek isteyebilir. Ama bunlardan hiçbirinin ciddi anlamda bir incelemesinin yapılmadığını görüyoruz. Devletin her dokümanında 'Bu vergi harcamaları gözden geçirilecek' denmesine rağmen ne yazık ki şu ana kadar yapılan hiçbir şey yok. Bu da tabii aslında Türkiye'nin bütçesindeki sıkıntıyı gösteriyor. Ve hepsinden önemlisi sanayi üretiminde hem katma değer düşük hem de teknoloji yoğunluğu düşük. Sanayinin milli gelir içindeki payı gittikçe azalıyor, teknoloji yoğunluğu düşük."
"BUGÜN KİMSENİN ÖZGÜR BİR BASINDAN SÖZ ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye'deki idari yapıyı mevcut yapısından çok daha geriye doğru götürdüğünü vurgulayan Türeli, şöyle konuştu:
"Siyasal sistem gittikçe demokrasiden uzaklaşıyor. Otoriterleşme, güçler ayrılığının yok oluşu, hukuk devleti ilkesinin yok oluşu, bağımsız ve tarafsız yargının ortadan kalkması çok ciddi problemler. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasında gittikçe ciddi sınırlamalar var. Bunlar anayasal hak ama bunların yasalarla, kararnamelerle ya da mülki idari amirlerin verdiği keyfi kararlarla kısıtlanmış olması Türkiye'deki temel hak ve özgürlüklerin önündeki en büyük engellerden birisidir. Basın özgürlüğünün kağıt üzerinde kalması… Ne der Anayasa? 'Basın hürdür, sansür edilemez.' Ama bugün özgür bir basından kimsenin bahsetmesi mümkün değil. İşte bütün bunların hepsinin bir araya gelişi —çünkü ekonomi sadece ekonomi değil— Türkiye'deki mevcut krizi ağırlaştırmış ve Türkiye'yi çoklu bir kriz içine sokmuştur."
Gelir dağılımının bozulduğuna dikkati çeken Türeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün bu uygulanan politikaların ortaya çıkardığı sonuçlardan biri de konut fiyatlarındaki ve kiralardaki hızlı artıştı. Ve bunun sonucunda ilk ortaya çıkan etki bölüşüm ilişkilerinin bozulması oldu. İşçi, memur, emekli, çiftçi, esnaf hepsi ciddi bir kriz içine düştü. Gelir dağılımı bozuldu, bozulmaya devam ediyor; yoksulluk yaygınlaştı ve derinleşti. Bakın değerli arkadaşlar, asgari ücret 28 bin 75 lira. Biliyorsunuz sendikalar her ay düzenli olarak açlık ve yoksulluk sınırlarını belirliyor. En son Ağustos ayındaki Türk-İş'in —ki Türk-İş Asgari Ücret Tespit Komisyonunda da işçi kesimini temsil ediyor— açlık sınırı 37 bin 388 lira Ağustos ayında. Daha yaklaşık 10 bin lira altında ve altında olmaya devam edecek. Bekar çalışanın aylık yaşama maliyeti 48 bin 305 lira. Yani gelir dağılımının bu kadar bozuk olduğu, enflasyonun indirilemediği bir yerde asgari ücretliye reva görülen muamele işte bu. Dünyanın her yerinde asgari ücretlinin oranı toplam çalışan içinde yüzde 4, yüzde 5'ler civarındayken bizde yüzde 50'lerin üzerinde. Bizdeki bu ücret düzeyi bırakın insan gibi yaşam sürmeyi, açlık sınırını bile, gıda ihtiyacını bile karşılamaktan yoksun."
"TÜRKİYE’DE 10 MİLYON İŞSİZ VAR"
Türkiye'nin uzun dönem Cumhuriyet dönemi olarak baktığımızda büyüme hızı yüzde 5'tir, büyüme hızı ortalaması. 2024 yılında ekonomi yüzde 3,5 büyüdü. 2025'te yüzde 3,7 büyüdü. 2026'nın birinci, ikinci çeyreği dün açıklandı: Yüzde 2,6 ve yüzde 2,3. İşsizlik artıyor. Resmi rakamlara göre yüzde 8, yüzde 9'lar civarında olduğu söyleniyor. Ama geniş tanımlı işsizlik, yani atıl iş gücü açısından baktığımızda —yani aslında çalışmak isteyen ama iş bulma ümidi olmadığı için çalışmayanlar ya da resmi iş arama kanalını kullanmayanlar ya da geçici, mevsimlik işçileri, işsizleri koyduğumuz zaman— bu rakamlar yüzde 28, yüzde 30'lara çıkıyor. Aylar itibarıyla değişiyor ama bu noktalarda dalgalanıyor. Yani yaklaşık 3 milyon değil, 10 milyon Türkiye'de işsiz var. 'Ev genci' diye bir kavram adeta literatüre girdi. Ne eğitimde ne istihdamda olan bir nüfus, gençler... Ve bunlar aileleriyle birlikte yaşamak zorundalar."
Toplumsal sorunların arttığını ifade eden Türeli, şunları kaydetti:
"Suç oranları artıyor. Çeteleşme, yeni nesil çeteler Türkiye'nin her yerinde. Her gün bir gazeteyi açtığımız zaman bu olaylarla ya da televizyonlarda çetelerle, yeni nesil çetelerle, gençlerin suç oranlarının gittikçe artmasıyla karşılaşıyoruz. Uyuşturucu kullanımı artıyor, rakamlar ortada. Çalışma hayatında sorunlar artıyor. Bakın, hemen hemen her yerde grevler var. Sendikayla baktığımız zaman işveren arasındaki anlaşmazlıklar... En son Doruk Madencilik olayında da yaşadık ciddi noktalarda. İş kazalarında ciddi bir artış var. 2013-2026 Haziran arasındaki dönemde 25 bin 923 işçi hayatını kaybetmiş.
"BİR ÜLKENİN BEŞERİ SERMAYESİ ÜLKENİN KALKINMASINDA ÇOK ÖNEMLİDİR"
Biz artık bunlara iş kazaları demiyoruz, iş cinayetleri diyoruz. Tarımda, madencilikte, inşaat sektöründe, gemicilikte hemen hemen bütün alanlarda ciddi sıkıntılar var. Atanmayı bekleyen milyonlarca insan var. Eğitim gördüğü alanda çalışmak isteyen... Bir ülkenin beşeri sermayesi ülkenin kalkınmasında çok önemlidir. Ama bu ülkede atanmayı bekleyen öğretmenler, gıda mühendisleri, ziraat mühendisleri, veterinerler, biyologlar, sosyologlar, arkeologlar, sanat tarihçileri, sağlık teknisyenleri... Bunların hepsi çalıştıkları alanda, eğitim gördükleri alanda çalışmak istiyorlar, istihdam edilmek istiyorlar."
Türeli, Türkiye'nin bütün sorunlarına ilişkin kapsamlı çözüm önerilerinin olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Katılımcı ve çoğulcu bir demokrasiden yanayız. Demokraside tabii ki parlamento olacak ama parlamento dışındaki insanların da karar alma süreçlerine, kanun yapma süreçlerine, hazırlıklara ve Türkiye'nin sorunlarına, çözümlerine katılabilmeleri için daha katılımcı mekanizmaların kurulmasına ihtiyaç var. Çoğulculuk sadece çok siyasi parti olması değil, bütün bu farklı görüşlerin hepsinin kendisini özgürce ifade edebilmesidir; bunu sağlayacağız.
"TEKRAR PARLAMENTER SİSTEME DÖNMEK GEREKİYOR"
Güçlendirilmiş parlamenter sistem bizim için önemli. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de biliyorsunuz altılı masada da gündemdeydi. Türkiye'nin bugün mevcut uyguladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dünyanın hiçbir yerinde yok. Türkiye'nin gerçek anlamda iyi uygulanacak bir parlamenter sistem deneyimi var geçmişten bugüne kadar gelen. Yeniden parlamenter sisteme dönmek gerekiyor. Kalkınma stratejisi önemli. Burada iki ayak var: Hem üretim ayağı hem bölüşüm ayağı. Üretim ayağında yatırıma, üretime, istihdam artışına ve ihracata dayalı bir model… Ve burada temel ilkemiz dışa bağımlılığı ortadan kaldırabilmek. Türkiye ekonomisini bu doğrultuda yeniden yapılandırmak gerekiyor. Sanayileşme, sanayi sektörü lokomotif sektördür bir ekonomi için.
"BÖLÜŞÜM İLİŞKİSİ ÖNEMLİ"
Yeter ki kaynakları Türkiye'nin gerçekten büyümesine, yatırımına, üretimine aktaralım. Bölüşüm ilişkisi önemli, adaletli bir bölüşüm… Emekten ve çalışandan yana politikalar önemli olacak. Sosyal devlet bizler için vazgeçilmez; Türkiye'nin tam anlamıyla uygulanacak bir sosyal devlete ihtiyacı var. Kamu hizmetleri hem nicelik hem nitelik olarak geliştirilmeli ve çok daha uygun olarak sağlanmalı. Eğitim, sağlık, sosyal hizmetler önemli konular. Özellikle bakın sosyal hizmetler konusu gittikçe artan bir biçimde öneme sahip oluyor. Yaşlılar... Türkiye'de gittikçe nüfus yaşlanıyor.
Okul öncesi bütün çocuklarımız için ücretsiz kreş önemli. Eğitim, parasız eğitim, fırsat eşitliğinin yeniden sağlanması, sağlık, parasız sağlık... Bütün bunların hepsi Türkiye'nin bir sosyal devlet olabilmesi için zorunlu. Ve önemli olan başka bir konu da sürdürülebilirlik. Türkiye'de herhangi bir yerde bir politika oluşturduğumuzda, herhangi bir kaynak dağıtımı yaptığımızda bunu sadece bugünü değil, şu anı değil, mevcut kuşakları, bu ülkede yaşayanları değil; gelecek kuşakları da nasıl etkilediğini bilme ihtiyacımız var.
Planlama konusu önemli bir konu. Dünyada iki tane kaynak tahsis mekanizması var: Biri piyasa, biri planlama. Piyasa arz ve talebe göre yapıyor kaynak tahsisini; planlamada da öncelikler belirleniyor ve kaynaklar oralara aktarılıyor. İkisinin birbirini tamamlayacak bir çerçeve içinde olması gerekiyor. Çünkü planlama demek uzun vadeli bakış demek, vizyon demek, yol haritası demek. Bugün buradayız ama on sene sonra nerede olacağız? Otuz sene sonra nerede olacağız, nerede olmalıyız? Nerelere yatırım yaparsak Türkiye daha hızlı büyür, insanlar daha refah içinde yaşar? İşte bütün bunların hepsinin Türkiye'de ciddi olarak gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu tabii ki ekonomi alanını, çok yakından dediğim gibi izlemeye devam edeceğiz. Orta Vadeli Program'ı da göreceğiz. Orta Vadeli Program üzerine de konuşacağız. Ekonomi üzerine olan konuşmalarımı burada tamamlamak istiyorum."



