• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242

    Bir çocuğum bile yok

    04.10.2009 11:30
    81 yıllık yaşam örgüsüne sığdırdığı, birçok ünvan, ödül almasını sağlayan 32 kitap, binlerce fotoğrafla bir kuşağın görsel tarihini belgeleyen 'Foto Muhabiri' ARA GÜLER
    Bir çocuğum bile yok
    Bir çocuğum bile yok Bir çocuğum bile yok Bir çocuğum bile yok

    Ara Cafe'deyiz. Ara Güler, yaşamını anlatan kitabı eline alıyor ve hayatının 300 sayfalık bölümünü çevirip bize kendisiyle daha önce yapılan röportaj listesini gösteriyor. O kadar çok ki... Ama bakmayın Ara Güler'in röportaj verdiğine, aslında hiç bir röportajını da okumuyor... Bu söyleşiyi fotoğraflarından daha çok Ara Güler'in kendisini konuşmak adına yaptık. Çünkü çektiği fotoğraflarla adeta devleşen Güler, önemli fotoğraf sanatçısı olma dışında kimdir? Herkes onun hakkında birçok şey düşünüyor ve söylüyor. Peki o kendisi için ne düşünüyor? 81 yıla sığdırdığı başarı öyküsünün ardında nasıl bir “Ara” var. Fotoğraflarıyla yakın tarihin önemli olayları belgeleyen, gazeteci, foto muhabiri Ara Güler'le kendi mekanında bir “Ara “sohbet...


    Birçok kişinin potre fotoğrafını çektiniz. Peki sizin fotoğrafınız çekilseydi nerede, ne zaman, nasıl isterdiniz?

    Beyoğlu Caddesi'nin üzerinde, arka fonda Fransız binaların eşliğinde olurdu.

    Beyoğlu sokaklarının yakın tarihine tanıksınız. Ya çocukluğunuzdaki Beyoğlu?

    Çocukluğumda burası bir Avrupa şehriydi. Ama mühim olan benim çocukluğumdan öncesi. Talimhane'de doğdum. O zaman Taksim Kışlası vardı ve orada Galatasaray, Fenerbahçe maçları oynanırdı. Divan Oteli'nden Harbiye'ye kadar Ermeni Mezarlığı'ydı. Arkasında Güney Park Gazinosu vardı. Safiye Ayla o zamanlar orada sahne alırdı. Dadımın kardeşi orada garson olarak çalışırdı. Beni elimden tutar o mezarlıktan geçirir o gazinoya getirirdi. Bu sayede Safiye Ayla'yı dinlemiş oldum.

    O zamanlara ait ilginç bir tutkunuz var mı?

    Sinemaya çok ilgim vardı. Duvara yeni yapıştırılmış sinema afişlerini çalardım. Onları yıkayıp kurular sonra da saklardım. Şimdi neredeler bilmiyorum.

    Orhan Veli, Kemal Tahir, Yahya kemal sevdiğiniz yazarlar. Ama talebe yıllarınızda hiç kitap okumazmışsınız…

    Benim zamanımda durum başkaydı. Türkiye'de kültür oldukça yüksekti. Ben de Galatasaray'da (lisesinde) okudum bir kısım arkadaşlarımın okumakla pek arası yoktu. Ama Galatasaray'da oturan Müslüman aileler iki üç dil bilirlerdi. Şimdi insanlar kuş dili konuşuyor. Kuş dilini de kimse anlamıyor. Ben 16, 17 yaşlarındayken, hergün şık pardesülü bir adam yoldan geçerdi ve benim evimde burada olduğu için onu görürdüm. Çiçek Pasajı'nda da çok gördüm o adamı. Kimdi o adam biliyor musunuz?

    Kim?

    Sait Faik.

    Orhan Veli ile karşılaşmanız da ilginçtir…

    Orhan Veli benim arkadaşımdı. Orhan Veli'nin yaprak dergisini koltuğumun altına alıp dağıtırdım.

    ERMENİ KİMLİĞİM UMURUMDA DEĞİL

    Siz dışardan küfürlü konuşan aksi bir adam gibi görünüyorsunuz. Bu sert kabuğun içinde nasıl bir öz var?

    Hiç umursamıyorum. Belki dışarıdan öyle gözüküyorumdur ama aslında değilm. Kimseyi adam yerine koymadığım için pek fazla da aldırmıyorum. Ama yufka yürekli biriyimdir. Ağlarım çok.

    81 yılda yirmiye yakın ödül, nişan ünvanınız var. İnsanlar size çok değer veriyorlar…

    İnsanlar beni beğenmiyorlar. Beni anlamıyorlar ki beğensinler. Moda oldu bana ödül vermek.

    Sizin isminizi mi kullanıyorlar yani…

    Tabi. Ara Güler'e ödül verdik diyorlar akıllarınca yoksa beni anladıkları için vermiyorlar.

    Sizin kendinizi gördüğünüz yer ile insanlarınki arasında nasıl bir görüş mesafesi var?

    Valla bunu hiç düşünmedim. Benim ona ihtiyacım yok ki.

    Hiç bir şeyi önemsemez misiniz?

    Hiç bir şeyi önemsemem aslında. Yaşamak güzel şey. Nazım Hikmet de öyle demiştir. Biz neyiz biliyor musunuz? Solucanlardan ve karıncalardan bir farkımız yok. Doğduk ve öleceğiz başka da birşey yok. Adaletmiş, kanunmuş yok öyle birşey. Cengizhan senin adaletini mi bekledi? Önüne geleni kesti geçti bitti.

    Sizinle yüzü aşkın röportaj yapıldı onları okudunuz mu?

    Hayır.

    Niye veriyorsunuz o halde?

    Başımdan gitsinler diye. (Gülüşmeler)

    Sizin gibi yıllarca muhabirlik yapmış bir gazeteci neden böyle düşünüyor peki?

    Gelmiş geçmiş en mühim muhabir benim. Benim yaptığım röportajları yapan adam var mı? Şimdi Ertuğrul Özkök Başbakan'la konuşuyor. Zaten adamın en yakından tanıdığı kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. O hiç Picasso'yu, Dali'yi görmüş mü?

    Babanız Ermeni kimliğinizi önemseyip çocukken sizi Ermeni okullarına kaydettirmiş. Sizin için Ermeni asıllı olmak ne kadar önemli?

    Umrumda değil. Benim için kökenler önemli değildir. İnsanlar vardır dünyada yaşar. Ben insanları birbirinden ayırmam.

    Ama bir hikaye yarışması için adınızı Ali İhsan Aygün diye değiştirmişsiniz. Bunu da Ermeni olduğunuz anlaşılmasın diye yapmışsınız…

    O zamanlar öyleydi. Ama yarışmayı kazandıktan sonra gidip 'Adım Ara Güler'dir' dedim. Ben Ermeni asıllı olmaktan hiç bir eziyet görmedim. Kimse yapamaz bunu çünkü öyle olduğunu anladığım an birini dövebilirim bile.

    Seksen yılın anlamı…

    Hiç anlamı yok. Yapılacak tek iş evlenip çocuk sahibi olmak.

    Eşiniz Suna'ın önceki eşinden çocukları var. Ama sizden çocuğu yok. Neden çocuk istemediniz?

    Bilmiyorum, istemedim işte…

    Hayatınızda yer ayıramadınız mı?

    Evet. Benim hayatımda çocuk eziyet olurdu.

    'Şimdi olsada iyi olurdu' diyor musunuz?

    Tabiki diyorum. Çocuk sahibi olmak istememekle enayilik yaptım.

    Peki kendi kendinizin muhalifi misinizdir?

    Yoo. Ben doğru bildiğim şeyi yaparım, aldırmam. Ama birini gücendirmek istemem. Gücendirdikten sonra üzülürüm.

    Bunca yıldır yaşamınızdaki dağınıklığı kim toparladı?

    Eşim Suna. Benim bütün röportaj yazılarımı o yazar. Türkçeden İngilizce'ye çevirir.

    Peki hayatınızda 'Kadın' olgusu nasıl bir yere oturuyor?

    Kadınlar dünyanın en mühim adamlarıdır. Doğurabilen sadece onlardır çünkü. İkinci bir canı kendi bedeninde yaşatan sadece bir kadındır.

    Siz en çok hangi kimlikte başarılı olmuşsunuzdur?

    Bilmiyorum ki…

    İyi bir oğul, iyi bir eş ya da iyi bir adam?

    Fena bir adam değilim ben. Babam beni severdi mesela. Ama iyi bir eş olabildim mi bilmiyorum.

    Kimleri önemli bulursunuz?

    Einstein mıyız ki önemli olalım? Atom bombasının formülünü mü bulduk ki önemli olacağız.

    Hiç kimse önemli değil midir sizin için?

    Kendimi bile önemsemem. Ama Einstein önemli bir adamdır gözümde.

    Sizde sanatçılara hayranlık da var…

    Bizim dünyamızı sanatçılar kuruyor. Bize etrafa bakıpta tat almayı öğreten insanlar onlar. Eğer ben Kandilli'deki çiçekleri düşünüyorsam bana onu gösteren sanatçılardır. Bazı adamlar vardır hayatına çok güzel dünyalar kurar. Ahmet Hamdi Tanpınar benim için çok mühimdir. Nazım Hikmet, Orhan Veli çok mühim adamlardır. Dünyadaki sanatçılar politikacılardan bir milyon kere daha önemli adamlardır.

    Gitmediğiniz, görmediğiniz bir yer var mı?

    Güney Amerika'ya gitmedim. Ben o medeniyeti sevmiyorum.

    Binlerce fotoğraf çektiniz. Hala da Time dergisine fotoğraf çekiyorsunuz. Artık durma zamanı gelmemiş midir?

    Bir ressama 'sen niye resmi bırakmıyorsun' gibi bir sorudur bu… Bir ressam resim yapmayı bırakamaz. Bu işlerin bir emekliliği olmaz. Ömrümün sonuna kadar çekeceğim.

    Film yaptınız, öykü kitabı çıkardınız, tiyatro geçmişiniz de var. Bu işlerin arasında bir köprü var mı?

    Fotoğraf daha ağır bastı. Çünkü hepsini içine alıyor. Fotoğrafın içinde başka şeylerde bulabiliyorum. Benim fotoğraflarım arka ön planlan kompozisyonlarımdan oluşuyor. Tiyatro ile uğraştığımdan oradan kompozisyon bilgim oldu.

    Peki ya yazı?

    Hikayeler yazıyordum. Fotoğraflarım yazı, yazılarım ise fotoğraf gibi. Benim yazılarım biraz fotoğraftır. Kendimi baştan yazar zannetmişim, oysa yazar değil fotoğrafçıymışım. Yazar olmadım çünkü nece yazacaktım? İngilizce yada İsponyolca yazmam gerekiyordu. Halbu ki fotoğrafları bütün dünya okuyor.

    Binlerce fotoğrafı, ödülü, arşivi, yaşanmışlığı bırakmaya değecek birini buldunuz mu?

    İşte bu büyük bir hikaye. Böyle birini bulamadım. Türkiye'de çok zor. Mesela; Fransa'da fotoğraf cemiyeti var. Arşivini bırakırsın, kaybolmaz. Benim hanımın dedesi Ahmet Ağaoğlu'dur. Eşyalarını basın müzesine verdik. Bir gün bakmaya gittik eşyaların yarısı yok. O yüzden güvenmiyorum da kimseye.

    Ya akrabalarınız?

    Onların bakış açıları farklı. Ailemin içinde bir kimya mühendisi var, diğerleri de tüccar.

    Ama bunlara rağmen sizin yurtdışında yaşamak gibi bir istediğiniz olmamış…

    Niye yaşayayım? Ben memleketimi seviyorum. Hiç bir yerde Türkiye kadar güzel de değildir. Hong Kong biraz güzeldir o kadar. Romalılar, Bizanslılar burada oturdu koca koca imparatorluklar kurdular. Onlar güzel topraklar olduğu için buralarda oturdular.

    FOTOĞRAFLARIM ÇOCUKLARIM GİBİ

    Kaç kitabınız olduğunu biliyor musunuz?

    30. Fransa'da iki tane daha çıktı.

    Binlerce fotoğraf ama 30 kitap neden bu kadar az?

    Hepsi aynı çekiciliğe sahip değil de ondan. Mesela; el sanatları gibi bir kitap niçin yapayım ki ben? Ben insanların fotoğrafçısıyım onların resimlerini çekiyorum. Karpostal fotoğraf çekmek istemiyorum ki. Yaşayan insanın örf ve adetlerini, yaşam tarzını, neden bedbahtır? veya neden sevinçlidir? onları çekiyorum. Ben tarihçiyim. Dünyanın görsel tarihini yazıyoruz. Yaşadığımız şehrin malzemesini gelecek asırlara belge olarak bırakıyoruz. Bizim adımız görsel tarihçidir.

    Fotoğraflarınız sizin neyiniz olur?

    Onlar benim çocuklarım gibi. (kendi fotoğrafını göstererek) iki tane çocuğum var orada balıkçı olmuş. O bacadan çıkan dumanı ben üfledim. Şiir bile yazarım onlarla.

    Eşiniz Suna Hanım için bırakacağınız fotoğraflar var mı?

    Ne bırakacağım canım hepsi onun zaten.

    Hayatınızda bir defa kazık yemişsiniz…

    Evet Şefket Rado'dan…Yedim tabi. Yedim ama asıl kazığı ben ona attım.

    Nasıl yani?

    Dövdüm adamı. İyi ki de kavga edip çıkmışım. Yoksa enayi enayi Hayat Mecmuası'nda çalışıp o parayla sürünecektim. Şimdi Time'ın muhabiri oldum. Orada olsaydı olamazdım ki. Şuanda Time'ın muhabiri olmak daha mühim geliyor bana.

    Kader…

    Hayat kendi istediği gibi ilerliyor. Hiç bir şeyi sen tayin edemiyorsun.

    Hergün sizi görmeye kaç kişi geliyor?

    Çok insan geliyor ama herkes ile görüşmüyorum.

    Bu cafeye çok insan geliyor bunalmıyor musunuz onlardan?

    On para etmezler aslında.

    İnsan kendi adında neder bir café açar ya da açtırır?

    Bu bina yedi katlıdır ama café benim değil. Kiracım burayı açtı adına 'Ara Café ' koydu. Ben üst katta oturuyorum. Yoksa benimle bir ilgisi yok.

    Ömrünüzün nasıl bir dönemindesiniz şimdi?

    En rahat dönemimdeyim.


    BENİ ARTIK NE ÖDÜL NE DE KİTAP HEYECANLANDIRIYOR


    Fotoğraf makinası fotoğraf çeken biri için her zaman yeterli bir enstrüman mıdır?

    Ben en güzel fotoğrafları mı çekemedim. Bu güzel fotoğraflar ünlü insanlar değildi. Gün batımının gölgesinde yürüyen adamlardı. Her fotoğrafı makina çekmez. Bazen çok aciz bir durumda kalırsınız.

    Fotoğraf sizin için herkesin, herşeyin fotoğrafını çekmek midir?

    Ben samimi olduğum adamların fotoğrafını çekmişimdir. Tanımadığım adamların fotoğrafını çekmem.

    Ürdün Kralı Majeste'nin babası Emir Tatâl'ın fotoğrafını çekmek için 4 gün akıl hastanesinde kalmışsınız…

    Evet Kralın fotoğrafı için kaldım. Akıl Hastanes'nei girmem için deli taklidi yapmam gerekiyordu. Ben de yapım. İçeri aldılar.

    Deli olduğunuza nasıl ikna oldular?

    Olmadılar ki! MIT etrafımı sardı. 'Git' dediler bana.

    Fotoğrafı çekebildiniz mi bari?

    Çekemedim tabi.

    Sizi terleten bir porte?

    Kenneth Galbraith'ti. Bir de Chagali'de çok zorlandım. Chagali beni evine davet etti. Baktım duvarda hiç resim yok. Düşünsenize dünyanın en önemli ressamının evinde tek bir resim yoktu. Duvarlar boş bembeyaz ve sadece saksı…Ne yapayım merdivende çektim fotoğrafını…

    Peki bu kadar önemli isimlerin fotoğraflarını çekmek için nasıl ikna ediyordunuz?

    Bende 'şeytan tüyü' var da ondan.

    Kitaplarınız fotoğraflarınız sizi heyecanlandırıyor mu hala?

    Eskiden heyecanlandırıyordu ama artık o kadar çok çıktı ki heyecanlanmıyorum.

    Hissizleştiriyor mu?

    Öyle. Beni Amerika'ya çağırıp 'gel ödülünü al' diyorlar. Ben bana bir teneke parçası verecekler diye on saat uçakta mı gideceğim.

    Ödül ne demektir sizin için?

    Hiç birşey demek.

    Para?

    O mühimdir işte. Çünkü arada bir işine yarar. Öteki ne oluyor ki. Fransızların en büyük nişanını aldım. Kutunun içinde duruyor.

    Peki itibar mı, para mı?

    Ne itibar ne para boşver, sadece yaşa. Ama çok kısmetliyimdir. Param biter, hemen bana çıkar biri para verir.

    Sizi ne heyecanlandırır?

    Depremden çok korkarım. O beni heyecanlandırır. Çok depreme gittim çünkü. Ben giderken yerler sallanıyordu heryerden sular fışkırıyordu. Çok ölü gördüm.

    Peki sizin için ölüm?

    Ben ölümden korkmuyorum. Ama enayice ölmemek lazım.


    ARA GÜREL, HAYATINDAKİ ÖNEMLİ İSİMLER İÇİN NE DEDİ?


    Orhan Veli; Orhan Veli benim için İstanbul'u göstermeye çalışan adamdır. Yazdığı şiirleriyle istanbul'u sevmemi, istanbul'u görmemin sağlayan ana kahramanları olmuşlardır.

    Yahya Kemal; Yahya Kemal'in anlattığı boğazı hatırlamak istiyorum.

    Nazım Hikmet: Nazım Hikmet'i çok tanımadım. Aslında kanun gibi bir adamdı. Kitaplarını gizli gizli okurdum. Şimdi serbest bırakıldı kaç kişi komünist oldu ki? Olmadı daha da azaldı. Bizim eski hükümetler o kadar kötü şeyler yapmışlardırki. Her yaptıkları lüzumsuzdur ve kendi altlarını batırmışlardır.

    Kemal Tahir: Çok iyi bir adam. Çok fazla dostluğum olmadı ama gayet iyi tanırdım.

    Sabahattin Eyüboğlu: Beni o yetiştirmiştir. Onun yazdıklarından çok şey öğrendim./yeni şafak

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim