Bilmem dikkatinizi çekti mi?
Aydın’da her İsmet Sezgin adı anıldığında Nahit Menteşe, Nahit Menteşe’nin de her adı geçtiğinde de İsmet Sezgin’den bahsedilir.
Bu yönleriyle ikili sanki siyaset ikizidir…
Bu sadece Aydın’da değil bütün Türkiye’de böyledir ve neredeyse tekerleme haline gelmiştir.
Nedeni de siyasi geçmişleri…
İkisi kırk yılı aşkın aynı dönemlerde Aydın’ı parlamentoda temsil etmişlerdir…
İç İşleri Bakanlığı başta değişik Bakanlıklarda bulunmuşlardır…
Yasaklı dönemlerde ikisi de yasaklı olmuşlardır…
İkilinin Ülke çapındaki unvanı İsmet Ağabey, Nahit Ağabey’dir…
Köşelerine çekileliden beri her ikisinin de yerleri dolmuş değildir…
Seçicilik ve kararlılıkta da benzerlerdi…
İkisi de özellikle bürokrat atamalarında ince elerler sık dokurlar..karar verdikten sonra da prensip olarak geri adım atmazlardı.
Bürokrat atamada ya da referans olmada devletçiydiler…
Ayrıca her ikisi devlet katında ve Ülke genelinde tek başlarına Aydın Lobisiydiler.
Benzerlikleri kadar onlar karakter farklılıklarıyla da bir birini tamamlardı.
Siyasette İsmet Sezgin şahindi…
Nahit Menteşe güvercin…
İsmet Bey daha sert mizaçlıydı…
Nahit Bey daha yumuşak ve naif…
İsmet Bey daha liberaldi…
Nahit Bey ona göre daha muhafazakâr…
İsmet Bey iş çevrelerinde daha etkiliydi…
Nahit Bey bürokrasi üzerinde…
Bir birleriyle rekabet ederlerdi…
Ancak onlar bunu hiçbir zaman günümüzdekiler gibi seçmen seviyesine düşürmemişlerdi.
Bu onların “beyefendiliğinin” bir sonucuydu…
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olunca İsmet Sezgin’le Nahit Menteşe’nin yolları ayrıldı.
İsmet Sezgin büyük kongrede(13 Haziran 1993) Köksal toptan ve Tansu Çiller ile birlikte Parti Genel Başkanlığına aday oldu.
Tansu Çiller Genel Başkan olmasıyla partideki huzur bozuldu ve İsmet Sezgin ambleminden dolayı “şemsiye partisi” diye de adlandırılan Demokrat Türkiye Partisine(DTP) katıldı.
Ve bu parti Refah-Yol koalisyonunun istifası ile kurulan Mesut Yılmaz hükümetine koalisyon ortağı oldu… İsmet Sezgin de Milli Savunma Bakanı…
İşte onun geçmişteki yol arkadaşları ile gönül bağını koparmadaki birinci neden parti değiştirmesidir.
İkincisi de 28 Şubat’ın icracısı Mesut Yılmaz hükümetine destek olmasıdır.
Hemşerileri bu hareketini İsmet Abi’ye yakıştıramadı ve tepkisini birinci sıra adayı olduğu 1999 seçimlerinde Aydın genelinde DTP’ ye verdiği 3950 oyla gösterdi.
Tabi bu hezimet sonucu da o pek belli etmese de Aydınlılara küsmüştü.
Mesela DTP adayı olarak onun aldığı oya çok üzüldüğünün şahitlerinden biri Mehmet Aydınoğlu’dur.
İsmet Bey bunu ona “bağımsız girseydim bundan daha fazla oy alırdım” şeklinde ifade etmişti.
O vefatına kadar yılda en az bir kere Aydın’a gelir özlem giderirdi ancak bu ziyaretler kırgınlığının bir göstergesi belediyeler, resmi kurumlar ve bazı insanlarla sınırlı kalırdı.
Kendini yalnız bıraktıkları varsayımıyla bazı “kadim dostları” ile bağını kestiğinin diğer bir delili de onları önemli günlerinde arayıp, sormamasıdır.
Bizim kültürümüzde böyle dargınlıkların, kırgınlıkların ya da dostlukların hem açıkça görüldüğü hem de dostlukların ölçüldüğü iki önemli gün vardır.
BİR: Sevinçlerin yaşandığı düğünler…
İKİ: Üzüntülerin ve acıların hâkim olduğu cenazeler…
Bizim insanımız gönül defterinde bu törenlere katılanları ya da ilgisiz kalanların kaydını tutar ve kırk yıl silmez, içinde canlı tutar.
Mesela İsmet Sezgin Çineli kadim dostu Ali Dinçer’in cenazesine katılmaması vefasızlığına yorumlandı.
Bütün imkânlarını seferber ederek onun1991’de seçim kazanmasına yardımcı olan Vedat Çitfçi’nin cenazesi de öyle…
Onun Karpuzlu’daki kurşun askeri, Aydın Muğla Esnaf Kefalet Kooperatifleri Birlik Başkanı Necip Saraç’ın oğlunun vefatında taziye de bile bulunmaması sevenleri ile bağını koparmıştır.
Onun Osman Yardım’a geçen yıla kadar söyleyegeldiği Aydın’a anne ve babasının yanına defin isteğinden vazgeçmesi ve Devlet Mezarlığını tercihinde karşılıklı bu kırgınlıkların etkili olduğu düşünülebilir.
Aydın’dan cenazeye katılmak isteyenler için BŞB, Efeler Belediyesi, Engin Polat ve arkadaşlarının tuttukları otobüslerin boş kalma nedeni işte bu karşılıklı gönül koymalardır.
Bazılarının söylediği gibi Aydınlı demokratların vefa duygusunu hepten yitirmişliğinin bir eseri değildir.
Eğer bu “Çukur’un insanı” vefasız olsaydı Menderes’in naşının İmralı’dan bu günkü Anıtmezar’a nakline (17 Eylül 1990) 20 otobüsle katılır mıydı?
Allah “İsmet Abi’ye” rahmet etsin… “Nahit Abi’ye” de sağlıklı ömürler versin.
ASKERİMİZE VE POLİSİMİZE MİNNET BORCUMUZ VAR
Ülkemiz Haçlı Seferleri, Moğol İstilası ve Kurtuluş Savaşı’ndan sonra en zorlu dönemlerden birinden geçmektedir.
Askerimiz ve polisimiz dün olduğu gibi bu gün de gelişmemizi istemeyen “akvam-ı beşerin” desteklediği iç ve dış terör odaklarının hedefi haline gelmiştir.
Bu sınırlarımızda ve içimizde yaşanan terör örgütleri üzerinden yürütülen adı konmamış bir Üçüncü Dünya Savaşı’dır.
Geçen hafta İstanbul Beşiktaş’ta 44 polisini, hafta sonu da Kayseri’de 13 Vatan evladı askerini bu millet bu kirli savaşın bir sonucu toprağa verdi.
Milletçe başımız sağ olsun…
Diğerlerini nasıl atlattıysak imanımızı yitirmeden, birliğimizi, dirliğimizi bozmadan, Allah’ın izniyle hep birlikte bu belayı da atlatacağız.
Yeter ki metanetimizi kaybetmeyelim.. biraz sabırlı olalım…
Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR! Aydınpost APPSTORE'da TIKLA