Ne zamandır MHP üst yönetimi içine kapandı. Tavanı ile tabanı arasında o kadar fark oluştu ki, sanki ayrı dünyaların insanları… Bu durumu eleştiren de yanıyor… Kellesi gidiyor… Parti teşkilatlarının kapısına kilit vuruluyor.

Genel Başkan Devlet Bahçeli adına uygun “devlet merkezli” siyaset yapıyor. Başbuğ’un ülkücülere böyle bir misyon yüklediğinden hareketle devlet otoritesi zayıflasın, işleyişi sekteye uğrasın, millet bütünlüğüne toz konsun istemiyor.

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçimi,2011 seçimleri sonrasında CHP ve HDP’nin tutuklu milletvekilleri bahanesiyle meclisi boykot gibi olası devlet krizine engel olması bunun örnekleridir.

O böyle düşünür ama parti tabanına göre olağanüstü dönemlere ait bu siyaset tarzı günümüzde geçerliliğini yitirmiştir.

Zira gün geçtikçe siyaset sivilleşmekte, devletten talepler bireyselleşmekte, partizanlık meşru hale gelmekte, iktidar tarlası dışında otun bile bitmesine izin verilmemektedir.

O nedenle günümüzde muhalefet partili olmak mihnet ve sıkıntıyı peşinen göze almak anlamına geldiği için partililerin Devlet Bahçeli’den çoktandır beklentisi artık MHP’yi devlet partisi olmaktan çıkarması, millet merkezli, iktidar alternatifi bir parti konumuna getirmesiydi.

İşte MHP’de 1 Kasım sonrası başlayan değişim tartışmasının asıl nedeni tavanla taban arasındaki bu düşünce faklılığıdır. Görünürde hareketin sözcülüğünü Meral Akşener, Sinan Oğan ve Koray Aydın üçlüsü yapıyor.

Triodan liderliğe en yakın olanı ise Meral Akşener… Zira toplumda bir karşılığı var… Aydın’da da öyle… Sinan Oğan ve Koray Aydın’a şans veren pek yok.

Koçbaşlığı Meral Akşener de yapsa MHP’de değişim öyle sanıldığı kadar kolay değil… Muhaliflerin önünde kat etmek zorunda oldukları uzun, ince ve engellerle dolu bir yol var.

Her şeyden önce tüzük değişecek. O da en az 250 delegenin noter tasdikli dilekçe ile genel merkeze başvurması ile olacak. Zira mevcut tüzüğe göre seçim ancak olağan kongrede yapılabiliyor.

Genel merkez kongre kararı alır, bir yol kazası da olmazsa ki, büyük olasılıkla Devlet Bahçeli bu yola gitmektense işi kayyıma götürecek, en az 622 delege tüzük değişikliğine onay verirse sıra seçimli kongrenin toplanmasına gelecek.

Hazırlıklar buna göre yapılıyor.

Görünen o ki, adaylar bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak işi sıkı tutuyor.2009’da Koray Aydın olayında yaşanan ihraçların yaşanmaması için gerekli önlemler bile düşünülmüş.

Üç adayın birlikte hazırladığı örnek dilekçe metni bütün delegelerin adreslerine postalanacak ve delege noter tasdikli dilekçesini üç adaydan birinin hukuk bürosuna gönderecek.

Bu şekilde üç büroda toplanan dilekçeler birleştirilecek. Üzerinde gerekli hukuki incelemeler de yapıldıktan sonra yeterli sayıya ulaşılırsa ki, bu sayı değişikliği garanti etmese de yakın en az beş yüz olarak dile getiriliyor, genel merkeze teslim edilecek ve sürecin başlaması beklenecek.

Şayet beklenen sayıya ulaşılmaz veya süreç tıkanırsa dilekçeler gizlilik esasına uyularak sahiplerine iade edilecek ve olağan kongrenin yapılacağı 18 Mart 2018 tarihi beklenecek.

Bu değişim ve dönüşüm isteği tamamen parti içi dinamiklerin ürünü… Rüzgâr bir hayli güçlü… Böyle esmeye devam ederse önünde kimse duramaz.

Ancak içeride mesela liderlik konusunda çıkacak anlaşmazlıklar rüzgârın hızını kesebilir, dışarıdan olacak etkiler yönünü değiştirebilir.

Bir kısım delege değişimden yana tavır alırken diğer kısmı da hem partiyi hem lideri koruyan bir refleksle Devlet Bahçeli etrafında kenetlenebilir.  

O zaman da ya eski hamam eski tas devam eder ya da mücadele sertleşir. Seçim olsa bile çok sancılı olur. Her iki durumda da ortaya çıkacak sonuçtan tatmin olmayacak kırgınlar partiden ayrılabilir, başka parti kurabilir.

Bunlar ihtimal dâhilindeki parti içi zorluklar… Ülkücü irade ya tarihinin en zorlu sınavını başaracak, yoluna devam edecek ya da kendi ipini kendi çekerek tarihteki yerini alacak.

Bir de mücadeleyi daha da çetrefil hale getirecek dış etkenler var.

Bunların başında da7 Haziran’da Selahattin Demirtaş üzerinden AK Parti’ye haddini bildirmek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın burnunu sürtmek isteyen AK Parti ve Tayyip Erdoğan karşıtları geliyor.

Demirtaş’ta umduğunu bulamayan bu kesimin niyeti şimdi MHP kartını kullanmak.

Devlet Bahçeli’nin çekilmeme ısrarının gerekçesi de bu… Söylediğine göre Saray Sinan Oğan, Gülen Cemaati de Meral Akşener üzerinden bilek güreşi yapmak için harekete geçtiler.

Dış etkenlerin ikincisi de siyaset arenasında bu değişimin doğuracağı sonuçların büyüklüğünden hareketle siyasetin güçlü aktörleri olaya kayıtsız kalmayacak, bu partide kendi emellerine uygun bir yapının oluşmasında olası bazı pratikleri deneyecektir.

MHP’deki bu mücadelenin nasıl devam edeceği ve nasıl sonuçlanacağını birden çok bilinmeyenli denklemi içinde barındırdığı için şimdiden kestirmek mümkün değildir.

Ama bilinen bir gerçek var ki,o da Devlet Bahçeli’nin statükoyu korumada direnmesi dönüşümü engellemekle kalmayacak MHP’yi siyasi arenanın dışında bırakacak bir sona doğru hızla sürükleyecektir.