Her ne kadar bu sarsıntı küçük ölçekli olsa da uzmanların Aydın ve çevresine dair yaptığı kritik uyarılar, bölgenin altındaki devasa enerjinin ne zaman boşalacağı sorusunu akıllara getiriyor. İşte Aydın'ı bekleyen deprem tehlikesi ve bilim insanlarının korkutan senaryoları:
Ege Denizi'nde sarsıntıların dili ve büyük tehlikenin ayak sesleri
Kuşadası Körfezi merkezli meydana gelen 2.1 büyüklüğündeki küçük sarsıntılar, yer bilimciler tarafından bölgedeki fay sistemlerinin sürekli bir mikro-deformasyon içerisinde olduğunun kanıtı olarak görülüyor. Prof. Dr. Naci Görür ve Prof. Dr. Osman Bektaş gibi isimlerin sıklıkla dile getirdiği "stres transferi" kavramı, özellikle 2020 yılındaki Sisam depreminden sonra Aydın ve çevresindeki fayların üzerine ek bir yük bindiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, Ege Denizi içindeki bu hareketlilik tek başına yıkıcı olmasa da, Büyük Menderes Grabeni olarak adlandırılan ve Aydın şehir merkezinin tam altından geçen devasa fay sistemlerini tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu küçük depremler, yer kabuğunun kuzey-güney ekseninde gerilmeye devam ettiğini ve ana fayların kırılma sınırına doğru yaklaştığını gösteren sismik bir "fısıltı" niteliği taşıyor.
Büyük Menderes Grabeni ve 7 büyüklüğünde deprem uyarısı
Aydın’ın coğrafi yapısı, sismik açıdan Türkiye’nin en riskli bölgelerinden birini oluşturuyor; zira kent, Büyük Menderes Grabeni'nin kenar fayları üzerine inşa edilmiş durumda. Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, bölgedeki fayların 6.0 ile 7.0 büyüklüğü arasında depremler üretme potansiyeline sahip olduğunu ve bu fayların son yıllarda ciddi bir enerji biriktirdiğini vurguluyor. Özellikle Nazilli, Efeler ve Söke hattı boyunca uzanan fay zonlarının yerleşim alanlarının tam içinden geçmesi, olası bir kırılmada yıkıcı etkisinin katlanarak artacağı anlamına geliyor. Bazı yer bilimciler bu fayların bin yılı aşkın süredir büyük bir kırılma yaşamadığına dikkat çekerek sismik boşluklara vurgu yapsa da, bölgedeki aktif fay haritası Aydın’ın "deprem dirençli kent" vizyonuna her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu kanıtlıyor.
Yumuşak alüvyon zemin ve sıvılaşma kabusu
Aydın'ın deprem tehlikesini sadece fay hatlarının büyüklüğüyle sınırlamak büyük bir yanılgı olur; uzmanların asıl uyardığı konu, kentin üzerine kurulu olduğu tarım arazilerinin zayıf zemin yapısıdır. Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan ve diğer uzmanlar, Büyük Menderes Ovası'ndaki alüvyon tabakanın, sismik dalgaları tıpkı bir hoparlör gibi büyüterek binalara ilettiğini belirtiyor. Yeraltı su seviyesinin yüzeye çok yakın olduğu Germencik ve çevresindeki bölgelerde "zemin sıvılaşması" riski en üst seviyede seyrediyor. Şiddetli bir sarsıntı anında katı zeminin adeta bir sıvı gibi davranması, sağlam görünen binaların bile devrilmesine veya toprağa gömülmesine neden olabilir. Bu durum, sadece eski yapıların değil, zemin etüdü doğru yapılmamış yeni binaların da büyük bir risk altında olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Sanayi ve altyapıda bekleyen gizli riskler
Depremin sadece konutları değil, Aydın’ın ekonomik kalbi olan sanayi bölgelerini ve jeotermal tesisleri de vurma ihtimali uzmanları düşündüren bir diğer başlık olarak öne çıkıyor. Aydın Organize Sanayi Bölgeleri'nin zayıf ova zemini üzerinde yer alması, fabrikalardaki ağır makine ve geniş açıklıklı çatı sistemlerinin depreme karşı savunmasız kalabileceği uyarısını beraberinde getiriyor. Ayrıca, Germencik ve çevresindeki yoğun jeotermal faaliyetlerin yer altı basınç dengesini değiştirebileceği ve bu durumun yerel sarsıntıları tetikleyebileceği yönündeki akademik tartışmalar da devam ediyor. Uzmanlar, Aydın'ın sadece binalarını değil, enerji hatlarını, tarım arazilerini ve sanayi altyapısını da kapsayan topyekün bir hazırlık sürecine girmesinin hayati bir zorunluluk olduğunun altını çiziyor.




